Son Dakika
Perşembe, 25 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Küresel açlıüın nedenleri
Devlet Başkanı Carlos Andres Perez IMF ve Dünya Bankası’nı "kurşunlarla değil kıtlıkla öldüren bir diktatörlük" uygulamakla suçladı

Michel Chossudovsky*

İnsanlık Soğuk Savaş sonrası dönemde dünya nüfusunun büyük bölümünün hızla yoksullaşmasına götüren eşi görülmemiş ölçüde bir ekonomik ve sosyal krize uğradı. Ulusal ekonomiler çöküyor, işsizlik kol geziyor. Alt Sahara Afrika"sında, Güney Afrika"da ve Latin Amerika"nın bazı bölümlerinde yerel seviyede açlıklar ortaya çıktı. Büyük ölçüde savaş sonrası sömürgeciliğin ortadan kalkma başarılarını tersine çeviren "yoksulluğun küreselleşmesi", 1980lerin borç krizi ve IMF"nin ölümcül ekonomik reformları ile aynı zamana rastlayan Üçüncü Dünya ile başladı.

Yeni Dünya Düzeni insanlığın yoksullaşmasını ve doğal çevrenin yok olmasını besliyor. Sosyal ırk ayrımı oluşturuyor, ırkçılığı ve etnik kavgayı teşvik ediyor, kadınların haklarını çürütüyor ve ülkelerin uluslar arasında yıkıcı karşılaşmalarını hızlandırıyor. 1990lardan beri Kuzey Amerika, Batı Avrupa, eski Sovyet bloğunun ülkeleri ve Güney Doğu Asya"nın ve Uzak Doğu"nun "Yeni Sanayileşmiş Ülkeleri" dâhil dünyanın tüm büyük bölgelerine kadar uzandı.

Bu dünya çapındaki kriz 1930"ların Büyük Depresyonu'ndan daha fazla yıkıcı. Çok uzağa ulaşan jeo politik imaları var; ekonominin alt üst olması bölgesel savaşların ortaya çıkmasıyla, ulusal toplumların bölünmesiyle ve bazı durumlarda tüm ülkelerin yıkımıyla aynı zamanda gerçekleşti. Bu zamana kadar modern tarihteki en ciddi ekonomik kriz budur. (Michel Chossudovsky, Yoksulluğun Küreselleşmesi, Birinci Baskı, 1997)

Giriş

Açlık 1980"lerin başlarındaki borç krizinde kökleri olan küresel ekonominin "serbest piyasa" yeniden yapılanması sürecinin sonucudur. Pek çok batılı medya haberlerinin sunduğu gibi yeni bir fenomen değildir. Küresel açlığın daha geniş yapısal nedenlerini örtmeye çalışarak sadece kısa dönemli tarım ürünlerinin tedarik ve talebine odaklanarak konuyu darlaştırıyorlar.

Fakirlik ve kronik yetersiz beslenme önceden var olan bir durumdur. Gıda fiyatlarında son zamanlardaki artışların gıda krizinin şiddetlenmesinde ve kötüleşmesinde payı vardır. Fiyat artışları ancak hayatta kalacak kadar şeylere sahip bir fakirleşmiş nüfusa götürüyor.

Dünyanın tüm büyük bölgelerinde neredeyse art arda gıda karışıklıkları patladı:

"Haiti"deki gıda fiyatları pirincin ikiye katlaması gibi mahsul fiyatlarıyla bir yıldan az bir sürede yüzde 40 oranında arttı... Bangladeş"te (Nisan 2008"in sonunda) yaklaşık 20.000 tekstil işçisi caddelere çıkıp artan gıda fiyatlarını kınadılar ve daha yüksek maaş talebinde bulundular. Ülkedeki pirincin fiyatı geçtiğimiz yıl ikiye katladı, ayda sadece 25 dolar kazanan işçileri açlıkta tehdit ediyor. Mısır"da Kahire"nin kuzeyindeki Kübra Mahallesindeki tekstil merkezi geçen hafta iki gündür işçiler tarafından protestolarla sallandı ve iki kişi güvenlik güçleri tarafından vurularak öldü. Yüzlercesi tutuklandı ve hükümet işçileri çalışmaya zorlaması için fabrikalara sivil kıyafetli polisler gönderdi. Mısır"daki gıda fiyatları geçen yıl yüzde 40 arttı... Bu ayın başlarında Fildişi Sahilinde binlerce kişi Devlet Başkanı Laurent Gbagbo"nun evine yürüyerek "açız" ve "hayat çok pahalı, bizi öldüreceksiniz" diye sloganlar attı.

Benzer gösteriler, grevler ve çatışmalar Bolivya"da, Peru"da, Meksika"da, Endonezya"da, Filipinlerde, Pakistan"da, Özbekistan"da, Tayland"da, Yemen"de, Etiyopya"da ve alt Sahara Afrika"sında görülmektedir." (Bill Van Auken, Gıda krizi, ortasında, hükümetler açlık devriminden korkuyor , Global Research, Nisan 2008)

"Yoksulları Ortadan Kaldırma"

Yoksulluk sınırının oldukça altında bulunan dünya nüfusunun büyük bölümlerinde gıda mahsullerinin fiyatlarındaki kısa dönemli artış yıkıcı oldu. Dünyada milyonlarca insan, yaşamlarını sürdürmek için gıdalarını satın alamıyor.

Bu artışların "açlıktan ölümlerle" gerçek anlamda "yoksulları ortadan kaldırmada" payı vardır. Henry Kissinger"ın söylediği gibi: "Petrolü kontrol edersen ulusları da kontrol edersin; gıdayı kontrol edersen insanları kontrol edersin."

Bu bakımdan, Kissinger "1974 Ulusal Güvenlik Çalışma Memorandumu 200: ABD Güvenliği ve Deniz Aşırı Menfaatleri için Dünya çapında Nüfus Artışı İmaları" bağlamında açlıkların yinelenmesi fiili nüfus kontrol aracı oluşturabileceğini ima etmişti.

Gıda ve Tarım Örgütüne göre, tahıl mahsullerinin fiyatı Mart 2007"den beri %88 oranında arttı. Buğday fiyatı üç yıllık bir dönemde %181 oranında arttı. Son üç aydır pirincin fiyatı %50 arttı. (Bakınız Ian Angus, Gıda krizi: "Kapitalist modelin tarihi başarısızlığının en büyük gösterimi ", Global Research, Nisan 2008):

"En popüler seviyedeki Tayland pirincinin tonu beş yıl önce 198 dolara ve bir yıl önce tonu 323 dolara satıldı. Nisan 2008"de fiyat 1000 dolara vurdu. Artışlar yerel piyasalarda daha da büyük Haiti"de 50 kiloluk pirinç çuvalının piyasa fiyatı Mart 2008"in sonunda bir haftada ikiye katladı. Bu artışlar günde 2 dolardan az gelirle yaşayan ve gelirlerini %60 ila %80 oranında gıdaya harcayan 2,6 milyar insan için felakettir. Yüz milyonlarca insan ise yiyeceklerini bile karşılayamıyor. " (aynı yerden alıntı)

Birbiriyle ilgili İki Boyut

Dünyadaki milyonlarca insanı açlığa ve kronik yoksunluğa, yani tüm nüfus gruplarının artık gıda satın alacak aracı kalmadığı duruma sürükleyen devam eden küresel gıda krizinde birbiriyle ilgili iki boyut bulunmaktadır.

Birincisi, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde dünya çapında standart yaşamı düşürmesinde payı olan makroekonomik siyasi reformunun ve küresel ekonomi yeniden yapılanmasının uzun dönemli bir tarihi sürecidir.

İkincisi, kitlesel yoksulluğun bu önceden var olan tarihi şartları mahsul fiyatlarında son zamanlardaki dalgalanmayla kötüleşti ve şiddetlendi. Bu da bazı durumlarda gıda mahsullerinin perakende fiyatının ikiye katlanmasına götürdü. Bu fiyat artışları büyük ölçüde gıda mahsullerindeki spekülatif ticaretin sonucudur.

Tahıl Fiyatlarında Spekülatif Dalgalanma

Medya bu fiyat artışlarının nedenlerinde özellikle üretim fiyatları, iklim, azalan tedarikle sonuçlanan ve gıda mahsullerinin fiyatını arttırmada payı olan diğer faktörler meselelerine odaklanarak kamuoyunu dikkatsizce yanlış yönlendirdi.Bu faktörler yanlış yönlendirilebilirken, mal fiyatlarındaki etkileyici ve dramatik dalgalanmayı açıklamada sınırlı ilgileri vardır.

Gıda fiyatlarındaki sarmallık büyük ölçüde piyasa manipülasyonunun sonucudur. Mal piyasalarındaki büyük oranda spekülatif ticaretle nitelenebilir. Tahıl fiyatları büyük ölçüde New York ve Chicago ticari kurlarındaki spekülatif işlemlerle yapay olarak arttı. 2007"de geniş ölçüde spekülatif araçlar (opsiyonlar, gelecek sözleşmeleri üzerinde opsiyonlar, endeks fonları, vb.) içeren mal ticaretiyle uğraşan dünya çapındaki en geniş varlığı oluşturan Chicago Emtia Borsası (CME) ile Chicago Ticaret Borsasının (CBOT) birleştiğini belirtmeye değer.

Buğday, pirinç veya mısırdaki spekülatif ticaret gerçek mal işlemleri olmadan da gerçekleşebilir. Tahıl piyasasında spekülatifte bulunan kurumlar tahılın gerçek satışında veya teslimatında bulunması gerekmiyor.

İşlemler mal fiyatlarının genel olarak yukarıya veya aşağıya hareketlerinde bahis olan mal endeks fonlarını kullanabilir. "satım opsiyonu" fiyatın düşeceğini, "alım opsiyonu" ise fiyatın çıkacağına bahistir. Birlikte planlanmış manipülasyonla kurumsal tüccarlar ve mali kuruluşlar fiyatın artmasını sağlıyor ve daha sonra belli bir mal üzerine fiyatta artış üzerine borsada oynuyorlar.

Spekülasyon piyasa oynaklığını gerçekleştiriyor. Karşılığında çıkan istikrarsızlık daha fazla spekülatif işlemi teşvik ediyor.

Fiyat arttığında kar elde ediliyor. Diğer taraftan spekülatör piyasada açığa satış yağıyorsa, fiyat patladığında para kazanılacaktır.

Gıda fiyatlarındaki bu son spekülatif dalgalanma tahmin edilmeyen bir ölçüde açlık oluşma sürecine neden oldu.

Yönetmeliksel Önlemlerin Yokluğu Açlığı Tetikliyor

Bu spekülatif işlemler bilinçli olarak açlığı tetiklemiyor.

Açlığı asıl tetikleyen spekülatif ticaretle (opsiyonlar, gelecek sözleşmeleri üzerine opsiyonlar, mal endeks fonları) ilgili yönetmeliksel prosedürlerin yokluğudur. Mevcut bağlamda siyasi bir karar olarak alınan gıda mahsullerindeki spekülatif ticaretinin donması gıda fiyatlarının hemen düşmesine katkı sağlayacaktır.

Bu işlemleri dikkatlice tasarlanmış yönetmeliksel önlemlerle etkisiz hale getirmekten alıkoyan bir şey yok.

Görülen o dur ki Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından sunulan şey bu değildir.

IMF ve Dünya Bankasının Rolü

Dünya Bankası ve IMF "gıda krizine" karşılık olarak tarımı arttırmak için acil eylem planıyla öne çıkıyorlar. Bununla beraber, krizin nedenlerine değinilmiyor.

Dünya Bankası Başkanı Robert B. Zoellick bu girişimi diğer şeyler arasında Afrikalı çiftçilere çıkacak tarım kredilerinin ikiye katlanmasını da içeren "tarım üretimini uzun dönemli arttırmak için" bir eylem planı, "yeni düzen" olarak tanımlıyor.

"Parayı ağzımız neredeyse oraya koymalıyız ki aç karınları doyurabilelim." (Robert Zoellick, Dünya Bankası Başkanı, BBC"den alıntı, 2 Mayıs 2008)

IMF/Dünya Bankası "ekonomik ilaç" "çözüm" değildir ama gelişmekte olan ülkelerde büyük ölçüde açlığın "nedenidir". "Tarımı arttırmak için" daha fazla IMF - Dünya Bankası kredilendirmesi borçsuzluk seviyelerini arttırmaya ve yoksulluğu hafifletmektense daha da şiddetlendirecektir.

Dünya Bankası "kredilere dayalı politikası" 1980lerin başlarından beri yeni liberal siyaset gündemine göre hareket eden ülkeler durumunda yerel seviyede gıda tarımının patlamasına neden olmuştur.

IMF ve Dünya Bankası tarafından gelişmekte olan ülkelere (dış borcun yeniden görüşülmesinin bir şartı olarak) "makro-ekonomik istikrar" ve yapısal ayarlama programları empoze edildi.

IMF müdahalesinin altında yatan sıkı ekonomik ve sosyal gerçeklikler gıda fiyatlarını, yerel seviyede açlıkları, kent işçilerinin ve sivil hizmetlilerin yoğun işten çıkarılmaları ve sosyal programların yıkımını arttırmaktadır. İç satın alma gücü patladı, sağlık klinikleri ve okullar kapatıldı, yüz milyonlarca çocuğun ilköğretim hakkı reddedildi.

IMF"nin Şok Tedavisi

Tarihi olarak gıda fiyatlarının perakende seviyesinde sarmalanması kur devalüasyonuyla tetiklenmiştir ki bu da hiperenflasyon durumuyla sonuçlanmıştır.

Örneğin, Ağustos 1990"da Peru"da IMF"nin emirleriyle yakıt fiyatları bir gece 30 kat artmıştı. Gene ekmek fiyatı bir gecede on iki kat artmıştı:

"Üçüncü Dünya"da durum piyasa güçlerinin karşılıklı etkileşimle yoksullaştırılan bir nüfusun sosyal ümitsizliği durumudur. Yapısal uyum programı karşıtı isyanlar ve halk ayaklanmalar şiddetle bastırıldı: Caracas, 1989.

Devlet Başkanı Carlos Andres Perez IMF ve Dünya Bankası’nı "kurşunlarla değil kıtlıkla öldüren bir diktatörlük" uygulamakla suçladıktan sonra ekmek fiyatlarındaki yüzde 200"lük artış sonucunda patlak veren halk isyanını bastırmak üzere güvenlik güçlerini gecekondu bölgelerine gönderdi.

Caracas`ta IMF politikaları sonucu ekmek fiyatları bir gecede % 200 arttı, çıkan isyanda erkek, kadın ve çocuklara ayrım gözetmeksizin ateş edildi: "Caracas morgunda ilk üç günde öldürülen yaklaşık 200 kişinin bulunduğu bildirildi ve tabutların bitmek üzere olduğu uyarısı yapıldı." Gayri resmi rakamlara göre binden fazla insan öldürüldü. Tunus"ta 1984"te yine ekmek ve gıda maddelerindeki fiyat artışlarına isyan eden genç işsizler ayaklandı; Nijerya"da 1989"da yapısal uyum programlarını protesto eden öğrencilerin yaptığı gösteriler sonucunda altı üniversite silahlı kuvvetlerce kapatıldı; Fas, 1990: hükümetin IMF-destekli reformlarına karşı genel grev ve halk ayaklanması." (Michel Chossudovsky, alıntı.)

Tahıl Piyasalarının Fiyat Serbestîsi

1980lerden beri tahıl piyasalarının Dünya Bankası"nın denetimi altında fiyatları serbest bırakıldı ve ABD/AB tahıl fazlaları sistematik olarak köylü sınıfını yıkmak ve ulusal gıda tarımını istikrarsızlaştırmak için kullanılmakta. Bu bağlamda Dünya Bankası kredi vermesi ithal edilen tarımsal ürünler üzerinde ticaret bariyerlerini kaldırmayı gerektiriyor, bu da ABD/AB tahıl fazlalarının yerel piyasaya düşmesine götürüyor. Bu ve diğer önlemler yerel tarımsal üreticileri iflasa götürdü.

IMF ve Dünya Bankası tarafından empoze edilen tahılda "serbest piyasa" köylü ekonomisini mahvediyor ve "gıda güvenliğini" baltalıyor. Malawi ve Zimbabwe bir zamanlar zengin tahıl fazlası olan ülkelerdendi, Ruanda 1990"da IMF AB ve ABD tahıl fazlalarını iç piyasaya düşürüp küçük çiftçileri iflasa sürükleyene kadar gıdada neredeyse kendine yeterliydi. 1991-92"de Doğu Afrika"nın en başarılı ekmek üretimi ekonomisi olan Kenya"yı açlık vurmuştu. Nairobi hükümeti IMF emirlerine itaat etmemekten önceden kara listeye alınmıştı. Tahıl piyasasında fiyat serbestîsi Nairobi"nin resmi Paris Kulübü kredicileriyle dış borcunu yeniden düzenlemeleri için şartlardan biri olarak talep edilmişti. (Michel Chossudovsky, Yoksulluğun Küreselleşmesi ve Yeni Dünya Düzeni, İkinci Baskı, Montreal 2003)

Güneydoğu Asya ve Latin Amerika"da olduğu kadar Afrika"da da Bretton Woods kurumlarının nezareti altında tarımda "sektörel ayarlama" şablonu açıkça gıda güvenliğinin yok edilmesine götürüyordu. Dünya piyasasında karşılıklı bağımlılık "gıda yardımı" akınında artış olduğu kadar ticari tahıl ithalatlarında da yükselmeye götürdü.

Tarımsal üreticiler gıda tarımını bırakıp genelde gıda kendine yeterliliğinin zararına olacak "yüksek değerde" ihracat mahsullerine geçmeleri teşvik ediliyordu. İhracat için nakit mahsuller kadar yüksek değerli ürünler Dünya Bankası kredileri tarafından da destekleniyordu.

Küreselleşme çağındaki açlıklar siyasetin ürünüdür. Açlık gıdanın kıtlığının sonucu değildir, aslında oldukça tersine: küresel gıda fazlaları gelişmekte olan ülkelerdeki tarımsal üretimi istikrarsızlaştırmaya kullanılıyor.

Uluslararası tarım işi tarafından sıkı düzenlenen ve kontrol edilen bu aşırı tedarik önemli gıda mahsullerinin hem üretiminin hem tüketiminin durgunlaşmasına ve dünyada çiftçilerin yoksullaşmasına neden olur. Ayrıca, küreselleşme çağında IMF ve Dünya Bankası"nın yapısal uyum programı açlık sürecinin oluşmasıyla doğrudan ilişkilidir çünkü sistematik bir şekilde ekonomik faaliyetin kentsel ya da kırsal fark etmez, küresel piyasa sisteminin menfaatlerine doğrudan hizmet etmeyen tüm kategorilerini çökertiyor.

Zengin ve benzer fakir ülkelerdeki çiftçilerin kazançları tahıl, çiftlik gelirleri, tohumlar ve işlenmiş gıda piyasalarını eş zamanlı kontrol eden az sayıda küresel ziraat-sanayi işletmeleri tarafından sıkıştırılmıştır. Dünya çapında 140"dan fazla şube ve bayileriyle büyük bir firma olan Cargill Inc. Tahıldaki uluslar arası ticaretin büyük payını kontrol etmektedir. 1950lerden beri Cargill 480 nolu Kamu Yasası altında (1954) finanse edilen ABD "gıda yardımı" nın ana sözleşmecisi oldu.

Dünya tarımı tarihte ilk kez tüm gezegenin gıda ihtiyacını tatmin etme kapasitesine sahip ancak küresel piyasa sisteminin yapısı bunun gerçekleşmesini engelliyor. Gıda üretim kapasitesi büyüktür ancak gıda tüketim seviyeleri giderek düşüyor çünkü dünya nüfusunun büyük bölümü acınası yoksulluk ve mahrumiyet şartlarında yaşamaktadır. Ayrıca, tarımın "modernleşme" süreci köylü sınıfının mallarını elinden almaya götürdü, topraksızlığı ve çevresel yozlaşmayı arttırdı. Diğer bir deyişle, küresel gıda üretiminin artmasını teşvik eden belli güçler aynı zamanda yaşama standardında küçülmeye ve gıda talebinde düşüşe neden oluyor.

Genetik olarak Değiştirilmiş Tohumlar

1995"de Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kuruluşuyla aynı zaman rastlayan başka önemli bir tarihi değişim de küresel ziraatın yapısında gerçekleşti.

Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) sözleşme şartları altında gıda devleri gelişmekte olan ülkelerdeki tohum piyasalarına sınırsız girme hakkına sahip olacaklardı. Uluslararası ziraat-sanayi menfaatleri tarafından bitkisel çeşitlilik üzerine özel "fikri mülkiyet haklarının" kazancı aynı zamanda biyolojik çeşitliliğin yok olmasını da destekliyor.

Az sayıdaki bioteknik büyük işletmelerin adına hareket ederek çiftçilere genellikle "gıda yardım programları" bağlamında GDO tohumlarını zorla kabul ettirdiler.

Örneğin, Etiyopya"da GDO tohumlarının araçları büyük kuraklığın canlanmasında tarımsal üretimini düzeltmek düşüncesiyle yoksullaşmış çiftçilere verildi. GDO tohumları ekildi ve ürün vermesi beklendi.

Ancak sonra çiftçi GDO tohumlarının Monsanto, Arch Daniel Midland’e ücret ödemeden yeniden ekilemediğinin farkına vardı. Daha sonra çiftçiler bioteknik ziraat işindeki şirketler tarafından üretilen ve dağıtılan gübre, böcek ilacı ve bitki ilacı içeren çiftlik gelirlerini kullanırlarsa tohumların hasadını toplayabileceklerini keşfettiler. Tüm köylü sınıfı ekonomileri ziraat işindeki büyük işletmelerin sıkıştırmasında kilitlenmişti.

Zirai Döngünün Kırılması

GDO tohumlarının yaygın kullanımıyla 10,000 yıl önce başlangıcından beri yerleşmiş ziraatın yapısında ve tarihinde görülmüş en büyük geçiş gerçekleşti.

Yerel fidanlıklarda köy seviyesinde tohumların yeniden üretilmesi genetik olarak değiştirilen tohumların kullanımı tarafından bozuldu. Çiftçilerin organik tohumları depolayıp sonraki hasatta toplamak üzere ekmelerini sağlayan zirai döngü kırılmış oldu. Değişmez bir şekilde açlıkla sonuçlanan bu yok edici şablon köylü sınıfı ekonomisinin dünya çapında ölümüne götürerek art arda ülkelerde kopya edildi.

*Michel Chossudovsky Ottowa Üniversitesinde İktisat Profesörüdür ve www.globalresearch.ca web sayfası olan Küreselleşme Araştırma Merkezinin (CRG) Yöneticisidir. Britannica Ansiklopedisine katkı sağlamaktadır. Yazıları 20"den fazla dile çevrilmiştir.

Bu makale Hale Akman tarafından TİMETURK için tercüme edilmiştir.

 

15.11.2008 02:30:00 Bu haber 4221 defa okundu
Küresel açlıüın nedenleri
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri