Son Dakika
Çarşamba, 12 Ağustos 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Koorkmaa, koorkmaa... Dr Yavuz Dizdar
Benim beslenme ve sağlık arasındaki ilişkinin farkına varmam aslında son dört yıllık okumalarımla ilişkilidir. Dört yıl önce önüme konan ilk yazı yoğurdun artık ekşimediğini anlatmaktaydı.

 Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın anısına...

Bir gazeteci arkadaşımızın yoğurt konusundaki gözlemlerini aktardığı ve endüstridenbiz bunları çok hijyenik hazırlıyoruz ve özel bir maya kullanıyoruz yanıtını aldığı yazı dizisi, benim de bakkaldan aldığım yoğurdun ekşiyip ekşimediğini araştırmamla sürdü.

Gözlem kesinlikle doğruydu ve piyasanın bütün büyük markaları için geçerliydi. Oysa normal koşullarda bir gıdanın bozulma sürecinin değiştirilmesi mümkün değildi. Süt mayalanarak yoğurda dönüşür, o da zaman içerisinde ekşiyerek başka bir aşamaya geçerdi.

Beri yandan nedenini anlamaya çalıştığım bir gerçeklik durumu daha vardı, kanser de dahil olmak üzere pek çok hastalık ciddi anlamda artıyordu. Bir doktor, meslek yaşamı içerisinde enfeksiyonlar dışında, bir hastalığın değişimini bizatihi gözlemleyemez.

Toplumda hastalıklar hep vardır ve aşağı yukarı benzer sıklıkta görünür, astım, kalp hastalığı ya da kanser gibi hastalıklarda on, on beş yıl içerisinde ciddi bir değişiklik meydana gelmişse, bunun herkesin maruz kaldığı bir nedene bağlı olduğunu düşünmek zorundasınız.

Süt hakkını savunmak

Prof. Dr. Ahmet Aydın’la tanışmam da bundan sonra oldu. Olağanüstü bilgisini, beyefendi tarzıyla pekiştirmiş gerçek bir hoca. Okuduklarından çıkarttıklarını Taş Devri Diyeti adı altında toplamıştı.

Gerçek süte değil, ama sütün kutuya girmesine karşıydı. “Faydalı mikrop” sözünü ilk ondan öğrendim, biyolojik sistemin nasıl işlediğinin anlama arayışıma sınırsız bir destek sundu.

Genel geçer kuralı daha iyi anlayabilirseniz, başarabileceklerinizin sınırı çok genişler, dar alanda kısa paslaşmalardan kurtulursunuz. Bütün yapmanız gereken yeni bakış açısının anlaşılmasını sağlamaktır.

O zaman üretim hatalarınızı kavramakla kalmaz, kısıtlılıklarınızı anlar, ama beri yandan yeni hakim düşüncenin de merkezi haline gelirsiniz. Bu da daha sağlıklı bir toplumun ötesinde, sizi bilim ve idrak anlamında bulunduğunuz noktadan çok daha ötelere, yükseklere taşır.

Bizim coğrafyada yaşayan Batı bilimi tutkunlarının ortak sorunu, altına sığınacakları bir “hakim otorite” aramalarıdır. Sanmayın ki akılları çalışmaz, düşünceleri bağlanmıştır. Aslında kendilerine ait düşünce de geliştirebilirler.

Lakin Batıdan esen rüzgarın kıyıyı dövdürten dalgaları tutar onları. Oysa doğru olduğuna inandığın düşünceyi bilmek yetmez, söyleyebilmek ve savunmak da gerekir.

İşte Prof. Dr. Ahmet Aydın bunu yaptı. Savunduğu kavram aslında çok zarifti; “süt hakkı”.

“Siz iyiyseniz biz de iyiyiz”

Kitaplarına karşı bugüne kadar karşı bir görüş üretilmedi, bilgisine güvendiğim pek çok arkadaşım, okuduktan sonra evdeki uygulamalarını tamamen değiştirdiklerini, sütü sütçüden alarak, yoğurdu kendileri tutturmaya başladıklarını bildirdiler.

Benimsetilmeye çalışılan üretim yöntemlerinin köken aldığı Batı bilimi, bu yollardan yüz yıl içerisinde geçmişti, o yüzden ortaya çıkan değişikliğin ne olduğunun ayırtına gitmeleri mümkün olamazdı.

Oysa bizim coğrafyada doğrunun anlaşılması çok daha kolaydı, çünkü neyin nasıl olması gerektiğini hala çok iyi hatırlayan büyüklerimiz var.

Genel geçer doğru olarak kabul edilmiş bilginin değiştirilmesi zordur, yavaş olur, bilginin beraberinde cesaret de ister. Ben küçükken karanlıktan çok korkardım.

Tarlabaşı’ nın aşağılarındaki beş katlı yığma evde merdivenleri tek başıma tırmanırken annem yukarıdan bağırırdı: “Koorkmaa, koorkmaa…”.

Artık karanlıktan korkmuyoruz, çünkü hiç kimseyi kırmamak ve geride bırakmamak yolunu seçtik. Dün nasılsak, bugün de öyleyiz, yani “siz iyiyseniz, biz de iyiyiz”.

Annemin sesi kulaklarımda hala çınlar. Mesele herkesin yararıysa ve doğru bildiğinizi söylemek gerekiyorsa; “Koorkmaa, koorkmaa…”

14.03.2015 Bu yazi 3900 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri