Son Dakika
Cuma, 3 Nisan 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Kohnemiş sistemin değişmesi gerekiyor Doç Dr Kemal Yeşilçimen
Değerli hocalar, ünvan ve post kavgası yaparken Çin devrimini unutmayalım. Ünvanlar ayaklar altına alınırken tüm sistem baştan aşağı değişti. Ne oldu? Bugün Çin dünya devi olma yolunda hızla ilerliyor.

Bilim ve teknolojik gelişmenin önündeki çürümüş oligarşik yapılar tasfiye olmadan köhnemiş sistem değişmiyor. Bizdeki köhnemiş sisteme acı bir örnek verelim.

Beklenen Marmara depremine önlem olarak inceleme yapılan tüm binalara çürük ve riskli diye yıkım kararı çıkıyor. Peki bu riskli ve çürük denen binalar kaç yıllık?

Mağara adamlarının binaları tarihe meydan okurken, 20-30 yıllık bu riskli binaların projesini çizenler, yapanlar, kontrol edenler kimin eseri? Bunlar uzaydan mı geldi?

Şimdi de yıkılmaması gereken binalar yıkılırken acilen yıkılacak binalara kimse bakmıyor. Bu riskli evleri yapanlar ve bu kararları alanlar nerede yetişti?

Bunları hangi hocalar hangi üniversitelerde yetiştirdi? Üniversitelerin sayın hocaları post ve para kavgası yerine bu ayıbı ne zaman tartışacaklar? Şimdi 70 yıllık köhnemiş sistemi özetleyelim, belki hocaların çözüme katkısı olur.

Hayati öneme haiz bazı ilaç ve aşılar zaman zaman ülkemizde bulunamıyor. Çünkü ilaç ve aşıda % 100 dışa bağımlıyız. Afyon Alkoloid Fabrikasından dünyaya bir sürü ilacın hammaddesini ihraç ediyoruz ama bu hammaddeyi işleyerek yüzlerce kat fazlasına satacak Milli İlaç Sanayi’ni kuramıyoruz.

Yüzlerce milyar doları, taşa, toprağa, telefona, ithal taşıta, uçağa gömüyoruz ama tasarrufları ilaç ve aşı gibi zorunlu ve karlı işlere yatıramıyoruz. Un var, yağ var, şeker var ama dışarının helvasına mahkumuz.

Erciyes Üniversitesi Rektörü’nün dediği gibi, Galatasaray’ın Sneider’e ödediği 25 milyon Euro gibi komik bir parayla bu bağımlılığı kırabilir, sağlık ve hayatımızı kilitleyen şifreyi çözebiliriz. Büyük devlet olmanın yolu bilim ve teknolojinin ürettiği güç ve zenginlikten geçiyor ama göremiyoruz.

Daha geçen yıl medyaya yansıdı. Gerekli ekipmanları olmadığı için ilk araştırma gemimiz denize açılamıyor, aylardır limanda bekliyor. Unutulan bu cihazlar yurt dışından gelecekmiş. Sadece cihazları almak yeterli değil, araştırma yapılacak projede yokmuş.

Sormak lazım: Acaba bu gemiyi biz niye aldık? Proje yok, gemi alıyoruz. Gemi alıyoruz, içinde cihazı yok. Halatları olmadan asma köprü yapmaya benziyor. Bunların hepsini bir araya getirecek bilgi, planlama, akıl ve zeka için ne gerekiyor?

Üniversiteler böyle olursa gerisini siz düşünün… Bu kafayla yurt dışına açılsan, küresel dünya ile bütünleşsen ne olacak? Bu anlayışla evrensellik, şeffaflık (açıklık), örgütlü şüphecilik (denetlenebilirlik), dürüstlük, paylaşımcılık olsa ne yazar? Köhnemiş sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Bilim, teknoloji, tasarım, üretim ve para, Da Vinci’nin şifresidir. Bu şifreyi kesintisiz çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur, parmağını yalarken bizim de ağzımız sulanır. Kendilerine rakip olabilecek ülkeleri de önce paran olacak, sonra bilim yapacaksın… diye bir güzel uyuturlar.

Teşvik ettikleri bilim de harem ağası tipi bilimdir, bundan teknoloji, tasarım, üretim ve bizi zengin edecek bilim çıkmaz. Yıllardır güya bilim yapıyoruz da ne oluyor? Bilim dünyamız, Ayfon 5′ lerle fiyaka yapmaktan başka ne biliyor, bu oyunu görüyor mu, bu şifreyi çözebiliyor mu?

Her yıl 4 milyar doları aşıya, 4 milyar doları şeker ilaçlarına, 4 milyar doları da kansere ödüyoruz. 150- 200 tane uçak için ödenecek para ne kadar?

Son 10 yılda cep telefonlarına ve geyik muhabbete ödediğimiz çeyrek trilyon doları, Bilim ve Teknoloji Merkezleri için harcasaydık ve şimdiye kadar satın aldığımız teknolojik ürünleri, tam tersine biz üretip doğal pazarımız olan İslam alemine satar hale gelseydik, bunları yıllardır bize satanlar ne yapar dı? Adamlar buna müsade eder mi? Tabii ki etmez.

Adamlar, bizi otla çöple alternatif masallarla meşgul ederken 400.000 euro’luk yapay kalp cihazlarını, 50.000 dolarlık kalp kapaklarını(klips), 10.000 dolarlık kalp pillerini(ICD) bize satarak köşe oluyorlar.

Yıllardır insanımızın korkulu rüyası olan Kanamalı Kırım Kongo hastalığının aşısını bile üretemedik ama lafa gelince herkes araştırma yapıyor. MERS ve EBOLA paniği karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Bu virüsleri yayan vahşi batı aşısını yapacak ve sonra da bize himmet edecek(!) Bilim dünyamızın beklentisi bu. Bilim ve teknolojik ilerleme idrak sınırlarımız ötesinde. Beklenen Marmara depreminden bizi koruyacak araştırmaları, soykırım yasası çıkaran Fransız araştırma gemileri yapmadı mı?

Batı dünyası yapar, biz seyrederiz. Bilimsel mandacılık işte bu! Milletimizi tehdit eden öldürücü salgınlara karşı bizi koruyacak aşıları, Milli Aşı Merkezi ne zaman üretecek?

Bu kadar okumuş, yazmış, yetişmiş adamı olan, bu kadar üniversitesi olan ülkeler nasıl bağımlı oluyor? Nasıl mı? Çok basit. Bilim kadrolarımız, pazar olduğundan habersiz, bir işe yaramayan, üretime dönüşmeyen uzmanlık tezleriyle, palavra araştırmalarla oyalanıyor, uyutuluyor. Kaynaklar, emekler, hevesler heba ediliyor ve bu akıl oyununu hala farkedemiyoruz.

Altyapısı bile olmayan üniversitelerde zaman ve para gücünü tüketmek, kopya ve palavra araştırmalarla bilim yapıyor görünmek bir işe yaramıyor. Bizim araştırmalar para kazanmıyor, kıt kaynakları tüketiyor. Çağımızda İlaçtan aşıya, uçaktan silaha yüzlerce trilyon dolarlık pazarın hedefi, bizim gibi bilim ve teknoloji üretemeyen, fındık fıstıkla oyalanan ve uyutulan ülkeler.

İşte bu oyunu anlatmaya çalışıyoruz. Da Vinci şifresini çözmek bu nedenle önemli. Bu şifreyi çözemediğimiz için kendini bilim adamı zanneden yüzbinlerce insanımız yıllardır havanda su dövüyor.

Herkes bilim yapacağız diye kıt kaynakları, kuruş para getirmeyen sözde araştırmalara gömüyor. Arabın gülyağı misali, her yerine sürüyor, çarçur ediyor. Trilyon dolarları cebe indiren batı dünyası da bizim bu ahmaklığımızı, bu zavallı halimizi zevkle izliyor.

Bizim gibi bilim ve teknoloji yarışına daha yeni başlayan ülkelerin yapacağı şey, kıt kaynakları oraya buraya saçıp savurmak değil, belli yerlerde bilim ve teknoloji merkezleri açarak ülkenin cari açığını artıran 10 konuda çalışarak bu açığı kısa sürede kapatmak.

Yoksa her yerde bilim yapmak gerekmiyor ama her vatandaşın bilimsel anlayışa sahip olması gerekiyor. Bu ise hem çok kolay hem çok zor. Zor olan şu : Köhnemiş olan tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Üniversiteler, bilim ve düşünce kuruluşları, ulusal sorunları çözmeye yarayacak bilginin üretildiği ve akıl eden, planlayan, yöneten derin aklın oluştuğu ulusal bir beyine dönüşmelidir. Yaşamsal sorunlar karşısında dağıtılan ve işlevsiz bırakılan akıl ve bilim gücümüzü, sağlam bir kafatası içinde toplayarak ulusal bir beyin olmalı yani aklımızı başımıza almalıyız.

Bu beyin naklini başarmadan kendi geleceğimizi kendimiz tayin edemeyiz.

Üniversiteler, düşünce kuruluşları ve strateji merkezleri hangi sorunları çözen ulusal bilgi üretiyor, bunları kim nasıl uyguluyor? Sonuç ne? Bu yeterli mi? Kötü kaderimiz değişiyor mu? Eksik olan nedir?

Başkalarının çıkarlarına hizmet eden reklam ve pazarlama yerine, kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik bilimsel araştırmalar ve kongreler yapmayı ne zaman akıl edeceğiz? Bilimsel yozlaşma ile teknolojik, ekonomik ve kültürel işgalin yol açtığı yaşamsal sorunlara çözüm arayan ‘Ulusal Bilim Kongreleri’ ne zaman ve kimin tarafından düzenlenecek?

Kongreler yabancı beyinlerin pazarı ve gösteri merkezi olmaktan ne zaman kurtulacak? Ünvanların arkasına sığınarak halkı bilim ile aldatmaya son verelim artık. Binlerce ilaç ve teknoloji ürünü içinde bir tane keşfettiğimiz bir şey var mı?

Beyin hücreleri ne kadar yetenekli olursa olsun beyin değildir. Beyin; sorunları idrak eden, araştıran, çözen ve yöneten akıldır. Beynimizi üstün kılan, vücudun mükemmel çalışmasını sağlayan beyin hücrelerinin arasındaki network yani iletişim ağıdır.

Öncelikle yapılması gereken iş, nitelikli beyin hücrelerinden bu anlamda bir beyin oluşturmaktır. İkinci aşamada yapılacak operasyon ise bu özelliklere sahip beyin naklidir. Bunun anlamı, Ulusal Araştırma Merkezi, Milli Sağlık Akademisi, Bilim ve Teknoloji Merkezi gibi ağların kurulmasıdır.

Yaşamsal sorunlarımızı çözecek bilimsel araştırmaları akıl eden, planlayan ve yöneten beyin organizasyonunu ve beyin naklini başarmak zorundayız. Kötü kaderimizi değiştirecek olan bu beyin naklini yapmadan, iki ayaktan yoksun olan belden aşağısı tutmayan bilim ve aydın dünyamızı diriltmek mümkün değil. Siz tabib odalarının bu konularda hiç laf ettiğini duydunuz mu?

Çağımızda bilgi ve teknolojiyi üreten ve pazarlayan kazanıyor. Gerçek dünyada keşfettiğiniz kadar özgür, ürettiğiniz kadar bağımsızsınız. Bilim ve teknoloji üretemezseniz, yaşama hakkınızda yoktur, şansınızda. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok.

Milletler ancak bu şekilde ayakta kalabilir, yoksa ayaklar altında kalır. Artık sokaklarda bağırarak özgür ve bağımsız olma dönemi bitti. Filistin’den Afganistan’a İslam aleminin sefaleti ve zavallı durumunun asıl nedeni bu. Bilim ve teknolojide 57 İslam ülkesi, bir İtalya etmiyor.

Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor. Yapılacak iş basit: ‘Bilim ve Teknoloji Merkezleri’ kurmak için zaman kaybetmeden üniversiteleri ve milli eğitimi, sanayi ile entegre olacak şekilde baştan aşağı değiştirmek. Ülkeleri sömürge yapmanın yolu da basit: Eğitim,

öğretim, bilim kurumları, sanayi ve üretimi birbirinden kopuk, dünyadan habersiz hale getirerek bu entegrasyonu engellemek.

Bilim ve teknolojide devrim için ya acı gerçeklerle yüzleşeceğiz, ya da tatlı yalanlarla sömürge ve tüketim toplumu olacağız. Ya enerji, aşı, cep telefonu… gibi cari açığı artıran on konuda bizi dünya devi yapacak ‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ kuracağız, ya da futbol, televole, UFO’lar, melekler kaç kanatlı gibi geyiklerle toplumu uyutmaya devam edeceğiz.

Daha önce söylenmiş bir sözü değiştirip özetleyelim : Bilim ve teknoloji, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen ülkeler uçar ve özgür olur. Uçamayan ülkeler ise tavuk olur, başkasının eline bakar.

Tavuk ülkeler, önüne atılan yemi yerken yumurtalarının alındığını farketmez, sömürge olur. Tek kanat ise uçmaya yetmez. Ya tavuk ülke olup altımızdan alınan yumurtalardan habersiz başkaları için çalışacağız, ya da bilim ve teknoloji kanadını çırparak dünya devi olacağız.
www.aciamagercek.com

06.11.2014 Bu yazi 2041 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri