Son Dakika
Salı, 17 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
İslam Hukuku'nda Hayvan - 3

önceki sayfa 2

 

a)      Hayvanı Kesenin Niteliği

Hayvanı kesen veya avlayan kişinin Müslüman ya­hut Ehl-i Kitap olması gerekir. Ateistle­rin, animistlerin ve putperestlerin kesti­ği hayvanın eti helal değildir. "Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Ken­dilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helal­dir" (el-Maide 5/5) mealindeki ayet ge­nel bir ifadeye sahip olmakla ve hakkında özel yasak bulunan yiyecekler hariç Ehl-i Kitab’ın yiyip içtiklerinin tamamını kapsamakla birlikte İslam alimleri "Ehl-i kitabın yiyeceği" ifadesinden özellikle onların kestikleri hayvanın kastedildiği gö­rüşündedirler. Çünkü kesimle ilgisi bulun­mayan yiyecekler konusunda Ehl-i kitap'­la diğer gayri müslimler arasında fark yoktur.

 

Kimlerin Ehl-i Kitap sayılacağı ise ayrı bir tartışma konusudur. (bk. EHL-i KİTAP). Ancak Müslümanlığı terk edip Ya­hudi veya Hıristiyan olanların kestiği hay­vanın eti ulemanın çoğunluğuna göre yenmez. Sabi1ler'in kestiğinin helal olup olmadığı ise ihtilaflıdır ve bu durum on­ların Ehl-i kitap sayılıp sayılmayacağı ko­nusundaki görüş ayrılığından kaynaklanmaktadır (Serahsi, XI, 245; Nevevi, el­Mecmü', IX, 74-75). Benzeri bir tartışma, Budizm gibi açık bir tanrı inancı taşıma­yan diğer din ve inanç mensupları hak­kında da yapılabilir. Öte yandan Ehl-i ki­tabın kesim usulünün de sonucu etkile­yip etkilemeyeceği hususu tartışmalıdır.

 

Fakihlerin çoğunluğuna göre Ehl-i kita­bın kestiği hayvanlar ancak İslam dininin öngördüğü usule uyularak ve keskin bir aletle boğazından kesilmesi şartıyla ye­nebilir. Aralarında Maliki fakihi Ebû Be­kir İbnü'I-Arabi'nin de bulunduğu bir grup bilgine göre Ehl-i kitabın kestiği hayvanın yenebilmesi için onların İslami kesim usulüne uymaları şart değildir. Bunun kendi dinlerine göre geçerli olma­sı yeterlidir. (Bugün genel olarak Hıristiyan yahut Yahudi olarak nitelendirilen ancak çoğunluğunun bu dinlerle gelenekler bir tanımlamanın dışında bağı olmayan kimselerden oluşması ayrıca ele alınması gerekmektedir)

 

Hayvanı kesen kişide aranan bir diğer şart da akıllı ve mümeyyiz olma­sıdır. Erkeklik vasfı aranmaz. Mümeyyiz yani iyi ile kötüyü birbirinden ayırt ede­bilen çocuklar da hayvan kesebilir. Fuka­hanın çoğunluğuna göre mümeyyiz olma­yan çocukla deli ve muhakeme gücünü büyük ölçüde kaybetmiş sarhoş hayvan kesmeye ehil değildir. Şafii mezhebinde tercih edilen görüşe göre deli ve sarhoş­la mümeyyiz olmasa da hayvanı kesebi­lecek güçteki çocuğun kestiği de yenir.

 

b)      Kesimde Kullanılan Alet

Kesimde esas olan şey hayvana eziyet etmeden, an çektirmeden kanını akıtmaktır; bu da an­cak keskin bir alet kullanmakla mümkün­dür. Hz. Peygamber, kesimin hayvana zahmet vermeden, onu hoş tutarak iv bir biçimde yapılmasının gerekliliğini vur­gular (Müslim, "Şayd", 57; Ebû Dâvûd "Edâhî", 12). İslâm âlimleri, keskin bir bıçakla ve hayvana mümkün olduğunca az acı verecek kesimi tavsiye ederken ge­rektiğinde kan akıtabilen keskin taş, ağaç parçası, demir, cam ve kamış gibi maddeleri kullanmayı da meşru sayarlar; an­cak diş ve tırnak gibi şeylerle kesilen hayvanın yenip yenmeyeceği ihtilaflıdır. Ez yet verici kör bir aletle kesim yapma-mekruhtur. Tezkiyenin hayvanın boğaz kısmından yapılması ve kesici alet kullanılması, damarlardaki kanın olabildiğince akması ve ette kalmaması içindir.

 

Bu sebeple günümüzde dünyanın çeşitli yerde kullanılan elektrik şoku, tabanca, karbondioksit gazı verme, başına çekiç veya tokmakla vurma, omuriliğine şiş sokma gibi tekniklerle öldürülen hayvan­at Mâide Suresi’nin üçüncü ayetinde yenmelerinin haram olduğu belirtilen gruba girer. Çünkü hayvanın kesim esnasında canlı bulunması ve ölümünün de bu kesim işlemi sonucu meydana gelmesi gerekir. Ancak bu tür bir uygulama hayvanın ölümüne yol açmayacak, sadece onun sakinleşmesini temin edecek noktada bayılır ve daha sonra hayvan canlı iken usulüne göre kesilirse eti yenir. Bununla birlikte yapılan işlemin sinir sistemini büyük ölçüde etkileyerek hayvanın hareket kabiliyetini ve dolayısıyla damarlarındaki kanın tamamen akmasını engellenmemesine dikkat etmek gerekir.

 

c)      Besmele Çekmek

Kur'ân-ı Kerim'e, kesim esnasında Allah'tan başkasının adının anılması veya hayvanın Allah'­tan başkasına kurban edilmesi halinde sinin yenmeyeceği açıkça belirtilmiş (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3), fakihler de bu konuda görüş birliğine varmışlardır. Âlimlerin çoğunluğuna göre, kesilen veya avlanan hayvanın etinin helâl olabilmesi için kesim anında veya av hayvanını salı­verirken ve ava ateş ederken besmele çekmek şarttır. Hayvanı keserken üzerine Allah'ın adını anmayı emreden âyetlerin ayetlerin (En'âm 6/118, 121) nasıl yorumlatacağı ve buna bağlı olarak kesilirken besmelenin unutulması veya kasten terk edilmesi halinde bu hayvanın etinin yenmesinin hükmü tartışmalıdır.

 

Zahirîler, her halükârda besmeleyi şart gördüklerinden bunu kasten terk edenin de unu­tanın da kestiğinin yenmeyeceği görü­şendedir. Hanefî ve Mâlikîler başta olmak üzere çoğunluk besmelenin kasten terk edilmesi durumunda hayvanın etinin yenmeyeceğini, unutanın ise hükmen besmeleyi söylemiş sayılacağını kabul eter. Şâfiîler'e göre kesim sırasında Allah’ın adını anmak sünnettir ve kasten terk gedilmesi mekruhtur. Ancak kasten terk edilse kesilen hayvanın eti helâldir. Kesim esnasında Allah'ın adının anıl­ması Müslümanlar için olduğu gibi Ehl-i kitap için de söz konusudur. Âlimlerin çoğunluğuna göre bunun yanında Allah'­tan başkasının adını anmamaları da ge­rekir. Meselâ, "Allah'ın ve Mesih'in adıyla  diyerek hayvanı keserlerse bu hayvan âyette geçen "Allah'tan başkası adına ke­silenler" (el-Mâide 5/3) grubuna girece­ğinden yenmez. Ancak Allah'ın adıyla bir­likte başkasının adının anılıp anılmadığının araştırılması gerekmez (Kâsânî, V. 46; ibn Rüşd, 1, 450; İbn Kudâme, VIII, 578). Mâlikî mezhebine göre Allah adının anılması Müslümanlar için şart olmakla birlikte Gayri Müslimler için şart değil­dir. Aralarında Abdullah b. Abbas, Atâ b. Ebû Rebâh, İbn Şihâb ez-Zührî, Rebîatür-re'y, Şa'bîve Mekhûl b. Ebû Müslim'in de bulunduğu bazı âlimlere göre Yahudilerin ve Hıristiyanların "Mesîh adına" veya "Üzeyir adına" gibi ifadeler kullanarak kestikleri de yenir. Çünkü onların yiyecek­lerinin, yani kestikleri hayvanların helâl olduğunu ifade eden âyet indiği zaman da kesim anında böyle diyorlardı (Kurtu­bi VI, 76).

 

Bu durumda İslâm'a göre eti helâl olan hayvanların Ehl-i Kitap tarafın­dan usulüne uygun şekilde kesilmesi ha­linde yenmesi caizdir. Günümüzde bu ko­nuda aksi sabit olmadıkça paketler üze­rindeki bilgilere itibar edilir (Seyyid Sa­bık, III, 290; Ahmed eş-Şerebâsî, II, 302; Zuhaylî, III, 689).

 

d)      Kesimin Yapılışı.

İhtiyarî tezkiye ne­fes ve yemek borusu ile bunların sağın­da ve solunda yer alan iki damar kesile­rek yapılır ve buna tam kesim denir. Ebû Hanîfe'ye göre bunlardan en az üçünün, Mâlikîler'in meşhur görüşüne göre nefes borusu ile damarların. Şâfiîler'le Hanbelîler'e göre yemek ve nefes borularının, Ebû Yûsuf'a göre yemek ve nefes boru­ları ile damarlardan birinin, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî'ye göre yemek ve nefes boruları ile iki damardan her biri­nin ekseriyetinin kesilmesi halinde tezki­ye gerçekleşir.

 

Sığır ve davarlarda zebh, develerde nahr sünnet veya müstehaptır. İmam Mâlik'e göre bir zorunluluk ol­madıkça sığır ve davarda zebh, devede nahrın uygulanması şarttır, aksi takdir­de kesilen hayvanın eti yenmez. Hayvanı ensesinden kesmek mekruhtur. Bu şekil­de yapılan kesimde, hayvan ölmeden da­marlarla yemek ve nefes borularına ula­şılır ve bunlar belirtilen farklı görüşlere göre asgari ölçüde kesilirse etinin yen­mesi helâl olur. Av hayvanlarında ve her­hangi bir sebeple yakalanması mümkün olmayan evcil hayvanlarda başvurulan zo­runlu tezkiye ise hayvanı herhangi bir ye­rinden kesici, kan akıtıcı bir aletle yara­lamak suretiyle olur. Bu hayvanlar aldık­ları yara ile ölmeden ele geçirilebilirse ih­tiyarî tezkiye şartlarına göre de kesimle­ri yapılır.

 

e)      Sünnete Göre Kesim Şekli

Hz. Pey­gamber kendisi bizzat deve ve koç kur­ban ederek hayvan kesiminin nasıl yapı­lacağını göstermiş ve bu konuda önemli gördüğü noktalara işaret edip şöyle de­miştir: "Şüphesiz Allah her şeye karşı iyi ve güzel davranmayı emretmiştir... O halde hayvan keseceğiniz zaman en gü­zel şekilde kesiniz. Bu işi yapacak kimse bıçağını bilesin ve keseceği hayvanı ra­hat ettirsin" (Müslim, "Şayd", 57; Ebû Dâvûd, "Edâhî", 12). Buna göre bıçak ön­ceden bilenir, hayvan kesim yerine götü­rülürken canı acıtılmaz: imkân dâahilinde diğer hayvanların gözü önünde kesilmemesine dikkat edilir.

 

Kesilecek hayvan ko­yun, keçi veya sığır cinsinden ise sol ya­nına yatırılır ve kıbleye çevrilir; daha son­ra hareketiyle kanın çıkmasına yardımcı olması için sağ arka ayağı serbest bırakılarak üçayağı bağlanır ve sol elle kafası çeneden tutulup "Bismillâhi Allâhü ekber" veya "Bismillah" denilerek sağ elle bıçak çene altından hızlıca çekilir; böyle­ce yemek ve nefes boruları ile can damar­ları kesilir.

 

Kesimin boyun omuruna ka­dar ulaşması, ancak içerideki omuriliğe varmaması, can çıkmadan başın hemen koparılmaması ve hayvanın çırpınması dinmeden yüzmeye başlanmaması tavsi­ye edilir; aksine hareket edilmesi hayva­nın acısını arttıracağından mekruh sayıl­mıştır. Bu tavsiyelerde, hayvana en az acı verme ve damarlarındaki kanın müm­kün olduğunca çıkıp akmasını sağlama hedefi gözetilmektedir; dolayısıyla bu he­defi daha iyi gerçekleştirecek metotlar bulunduğu takdirde onlar uygulanır.

 

f)       Kesilen Hayvanın Yenmeyen Kısım­ları

Hayvanın kanı, erkeklik ve dişilik or­ganı, husyeleri, mesane ve ödü ile deri altında oluşabilecek bezeler yenmez. Ka­nının yenmesi âyette açıkça yasaklandığı için haram, diğerleri ise tahrîmen mek­ruhtur. Bunlar pis şeylerden sayılmış, Hz. Peygamber'in de yenmelerini kerih gör­düğü rivayet edilmiştir (Beyhaki, X, 7, 8; Kâsânî, V, 61). Usulüne uygun olarak ke­silen hayvanın damarlarında ve etlerin arasında kalan kan parçacıklarının bir sa­kıncası yoktur.

 

g)      Kesilen Hayvandan Çıkan Yavru

Kesim sırasında hayvanın kamından can­lı yavru çıkarsa yenilmek istenmesi halin­de onun da ayrıca kesilmesi gerekir. Or­ganları tam gelişmemiş olan yavru ise yenmez. Yavrunun ölü olarak çıkması du­rumunda annesinin kesiminden önce öl­düğü biliniyorsa yenmesi ittifakla haram­dır. Ölümünün annesinin kesilmesiyle olduğuna kanaat getirilirse Ebû Hanîfe'ye göre yine yenmezken Mâlikî, Şâfıî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefîler'den Ebû Yû­suf ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, "Annenin kesilmesi karnındaki yavrunun da kesilmesi demektir" hadisine (Ebû Dâ-vûd, "Edâhî", 18; Tirmizî, "Et'ime", 2) da­yanarak yavrunun yenebileceğini söyler­ler (Serahsî, X, 6-7; Kâsânî, V, 42). İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise or­ganları tam gelişmemiş yavrunun da eti yenebilir.

 

5. Diğer Fıkhî Hükümler

 

Hayvanların dirisinin veya ölüsünün deri, kıl, ter, sal­ya gibi parça veya salgılarının fıkhî hükmü etinin yenip yenmemesi konusuyla kısmen bağlantılıdır; ancak taharet ve namaz bahislerini yakından ilgilendirdiği için fakihler arasında ayrı bir tartışma ko­nusu teşkil etmiştir. Hayvanlar diri olduk­ları sürece şer'an temiz sayılırlar (köpe­ğin ve domuzun durumu tartışmalıdır); bu sebeple canlı hayvanların bir suya girip çıkmaları genelde idrar, salya ve üzerle­rindeki pislikler bulaşmadığı sürece o su­yu necis kılmaz. Hayvanın suda ölmesi halinde suyun necis olup olmayacağı ise etinin yenip yenmemesi, suda kalma sü­resi ve suyun miktarıyla bağlantılı biçim­de değişiklik gösterir. Hayvanların idrar­ları daima necis sayılmakla birlikte bu­nun derecesi (ağır veya hafif oluşu) hay­vanın cinsine göre değişir.

 

Dışkıları ise et­lerinin yenip yenmeyişinden çok sakın­manın mümkün olup olmayışına göre ba­zı ayırımlara tâbi tutulmuş ve kolaylaştı­rıcı bir yol takip edilmiştir. Bu ayırımların daha çok kuyu ve havuz sularının temiz­lenmesiyle namazın sıhhatine engel oluş­turan miktarın belirlenmesi açısından önem taşıdığı söylenebilir. Hayvanların salya ve terleri kural olarak etlerinin hük­müne tâbi ise de içtikleri suyun artığının temiz (tâhir) sayılması veya dinî temizlik­te kullanılabilmesi (mutahhir) konusunda­ki görüşler farklıdır. Mâlikî ve Şâfiîler'in bu konuda daha müsamahakâr olduğu, Hanbelîler'in ve özellikle Hanefîler'in titiz davranıp hayvanların etlerinin yenip yen­mediğine, salyalarının suya bulaşma ih­timaline, kaçınma zorluğuna, yani zaru­ret ve ihtiyaç ilkesine göre birtakım ayı­rımlar yaparak hüküm verdikleri görülür (bk. NECASET; SU; TAHARET).

 

Hayvanla­rın içinde kan dolaşmayan boynuz, tırnak, kıl ve kemik gibi parçaları ölmeleriyle ne­cis olmaz. Domuzun gerek bu tür kısım­ları gerekse derisi fakihlerin çoğunluğu tarafından meyte hükmünde görülüp necis sayılmıştır. Diğer hayvanlarınkiler hakkında ise etinin yenip yenmemesine, ölüm şekline ve derinin tabaklanıp tabak­lanmamasına bağlı olarak mezhepler ve fakihler tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür.

 

Hayvanların verdiği zararların tazmini, İslâm hukukunda geniş ve ayrıntılı dokt-rinel tartışmalara konu olmuştur. Bir ha­diste hayvanların cinayet ve zararlarının hukuken hükümsüz olduğu belirtilirken (Buhârî, "Diyât", 28-29; Müslim, "Hu-dûd", 45) bir başka hadiste hayvanların bağ ve bahçelere gündüz değil gece ver­dikleri zararların hayvan sahiplerince taz­min edileceği (Şevkânî, V, 364), yolda ve kalabalık yerlerde verecekleri zararların yine sahipleri tarafından karşılanacağı (a.g.e., V, 364-365) ifade edilmiştir. Fa­kihlerin de hayvan sahibinin kusur ve ih­malinin bulunmasına, bölgenin örfüne, zararın önlenemez oluşuna, zarar konu­suna, hayvanın cins, tür ve özelliğine gö­re birtakım ayırımlar yaptıkları ve sonuç­ta hayvan sahibinin kusurlu bulunduğu sürece kural olarak sorumlu tutulduğu, diğer durumlarda ise zarara uğrayanın haklılığı ve mağduriyet derecesi de göz önüne alınarak hakkaniyet ölçülerine gö­re hayvan sahibine sorumluluk yüklendi­ği söylenebilir. Hayvanların zekâtı, avlan­ması gibi meseleler de yine fıkıh literatü­ründe ayrıntılı bir şekilde incelenen ko­nular arasında yer alır (bk. AV; ZEKÂT). ilk sayfaya dön

 

Kaynak: Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 17, s 92-98, Hayvan maddesi.

Madde yazarı: Mehmet Şener

 

05.03.2009 00:28:00 Bu sayfa 19534 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri