Son Dakika
Pazartesi, 20 Şubat 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
İçecekler hakkında mezheplerin görüşleri

YİYECEKLER ve İÇECEKLER

 

İslâm, insanın bedenine ve canına önem verdiğinden kişinin hayatını muhafaza etmek ve canının telef olmasını önlemek/( ed-Dürrü'l-Muhtâr, V, 238.) ve kişinin namaz, oruç ve benzeri dinî görevleri yerine getirebilmesi için asgari veya zaruri miktarda yeme ve içmesini vacip kılmıştır. Zaruretin dışında kalan miktar ise, israf noktasına varmadığı sürece mubahtır. Yemede ve içmede vücudun takatinden fazlasını kullanarak israf etmek, hem zararlı, hem tehlikeli, hem de haramdır. İtidal üzere olmak, istenen bir şeydir. Hanefîler eğer ertesi günün orucunu tutabilmek için güç kazanmak yahut da misafi­rin utanmamasını sağlamak vb. maksatlar ile ve zarardan korkmuyor ise itidalden fazla miktar yemeyi istisna ederek, bunların haram olmadığını söylemişlerdir. Yü­ce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey Âdemoğulları! Her mescitte (yani tavaf ederken veya namaz kılarken. Çünkü avretin örtülmesi her ikisinde de vaciptir. Avretin dışında kalan yerlerin örtülmesi ise vacip değil, sünnettir) linetlerinizi alın Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O israf edenleri sevmez." (A'râf, 31).

 

Giyilen ve yenilen şeyler helâl ve temiz oları şeylerdir. Allah yeryüzünde fay­dalı oları her şeyi insanlar için helâl kılmıştır: "Yerde her ne varsa hepsini sizin için yarattı." (Bakara, 29). Yüce Allah A'râf suresinde az önce zikrettiğimiz ayet-i keri­meden hemen sonra şöyle buyurmaktadır: "De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları kim haram kılmıştır?" (A'râf, 32). Bunların mubah oldu­ğunu vurgulamak konusunda Kur'an-ı Kerim ayetleri ile hadis-i şerifler oldukça çoktur. Meselâ, yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz." (Bakara, 168). Bir başka yerde de yine şöy­le buyurmaktadır: "(O Peygamber) onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de haram kılıyor." (A'râf, 157) Allah'ın Rasulü (a.s) da şöyle buyurmuştur: "Yiyin, için, tasadduk edin ve giyinin. Şu kadar var ki israf etmeyin ve kibirlenip kendinizi beğen­meye kalkışmayın. Çünkü şanı yüce Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever." (Bu hadisi İmam Ahmed Müsned'mdc Nescî, Ibn-i Mace ve Hâkim, Abdullah b. Amr'dan rivayet etmiştir)

 

Hanefîler şöyle demektedir: İbadet eda etme gücünü zayıflatacak kadar yeme­ği azaltmak suretiyle riyazet yapmak caiz değildir. (Reddü'l-Muhtâr, V, 238)

 

İÇECEKLER

 

1.      İçeceklerin Hükmü:

 

Hanefîlerce fetvaya esas olan İmam Muhammed'in görüşü ile Hanefî dışında ki bütün mezhepler (el-Bedâyi\ V, 117; Netâyicul-Efkâr, VIII, 160 vd; ed-Dürrul-Muhtâr, V, 323; el-Lübâb, in, 215 Bidâyetü'l-Müctehid, I, 457 vd.; eş-Şerhu'l-Kebîr ve ed-Desukî, IV, 352; el-Kavânînü'l-Fıkhıyye 174; Muğni'l-Muhtâc, IV,1 87; el-Mühezzeb, II, 286; el-Muğnî, VIII, 304 vd.; Keşşâfu'l-Kınâ', V] 116 vd)  sarhoşluk veren içeceklerin azı ve çoğu ile çiğ ve pişmişi ol­sun; ister (üzümün köpük atmış suyu olsun) şarap olsun, ister kuru üzüm, hurma, bal, incir veya buğday, arpa, mısır, gibi hububattan yapılmış olsun; sarhoşluk verici içkilerin haram olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Hudud (cezalar) bahsinde de açıklayacağımız gibi, Hanefîlerin dışında kalanlara göre bunların az veya çoğun­dan içenlere had uygulanır. Hanefîlere göre şarabın dışında kalan içeceklerden sar­hoş olunmadıkça had uygulanmaz. Ancak, şaraptan az ya da çok içilmiş olsun had uygulanır. Çünkü Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Sarhoşluk verici her şey hamr (şarap)dır ve her şarap haramdır" (Bu hadisi Müslim ve Darekutnî, Ibni Ömer'den rivayet etmiştir. Nasbu'r-Râye, VI, 295)

 

"Size azı sarhoşluk veren şeyin azın, da nehyediyorum"; "Çoğu sarhoşluk veren her şeyin azı da haramdır"' (Bu hadis, dokuz sahabeden rivayet edilmiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 301 vd)  "Gerçek şu ki, üzümden de hamr (şarap) yapılır, baldan da hamr yapılır, kuru üzümden de hamr yapılır buğdaydan da hamr yapılır, hurmadan da hamr yapılır ve ben sizlere sarhoşluk veren her şeyi yasaklıyorum." (a.g.e.; Muğni'l-Muhtâc, IV, 188; el-Muğnî, VIII, 306)

 

    Şarabı Başka Şeyle Karıştırmak:

 

Şarap ile karıştırılmış suyun içilmesi ittifakla haramdır. Çünkü o suyun arasında şarap zerrecikleri vardır. Böyle içki içen kişi ta'zir edilir. Eğer şarap sudan daha faz­la ise had vacip olur. Çünkü bu durumda şarabın ismi de, mânası da değişmeksizin kalmaktadır. Aynı şekilde pişirilmiş şarap içmek de haramdır. Çünkü pişirmek, ha­ram olan bir şeyi helâl kılmaz. Böyle bir şarabı içene şarabın isim ve manası devam ettiğinden had vacip olur. (a.g.e.; Muğni'l-Muhtâc, IV, 188; el-Muğnî, VIII, 306)

Hanefîlere göre şarap ile yoğrulmuş ekmeği yemek, tahrimen (harama yakın) mekruhtur. Çün­kü onda da şarabın zerrecikleri vardır ve bu durumda ta'zir gerekir. Hanefî olma­yanlara göre de haramdır, ancak had yoktur. Aradaki görüş ayrılıkları sadece adlan­dırmada ve buna verilen manadadır. Çünkü kıyas gibi zannî bir delil ve vahid haber ile sabit olan şeylere Hanefîler yapanın cezalandırılması söz konusu olan "tahrimen mekruh" adını verirken, cumhur buna haram demektedir.

Yine Hanefîlere göre (Tekmiletu Fethi'l-Kadîr, VÜI, 167) şarabın (iğneye karıştırılarak) iğne hâlinde enjekte edil­mesi yahut da burun yoluyla çekilen bir ilaca karıştırılması da tahrimen mekruhtur. Çünkü bu, haram kılınmış bir necis şeyden faydalanmaktır. Ancak haddi gerektir­mez. Çünkü had, içmeye bağlıdır.

Aynı şekilde Şafiî ve Malikîlere göre bu şekilde iğne yapmak ve buma çek­mekle de had uygulanmaz. Hanbelîlere göre şarap ile iğne yapmak hâlinde had ol­mamakla birlikte, burun yoluyla çekmesi hâlinde ona had uygulanır. Çünkü o bu şekilde boğaz yoluyla içeriye doğru şarabı götürmüş olur. (eş-Şerhu'l-Kebîr , IV, 352; Muğni'l-Muhtâc, el-Muğnî, a.y.lor; Keşşâfu'l-Kınâ', VI, 118. Dikki edilecek olursa, son kaynakta şu ifade geçmektedir: "Sarhoşluk verici şeyi iğne olarak alana veya onu kullanana had uygulanır.")

Hanefîlere göre (Tebniletu Fethi'l-Kadîr, VIII, 167)  şarabın tortusunu (Şarap tortusu; Onun bulanığı veya dibinde kalanı demektir. Bir şeyin tortusu dibinde kalanı demek­tir. Burada ondan maksat ise şarap bulunan kabın dibindeki katılıktır) içmek, saçın parlaklığının arttırılması için onunla taranmak tahrimen mekruhtur. Çünkü bunda dağınık hâlde şarabın zer­recikleri vardır. Şarabın azı ise çoğu gibidir. Çünkü az önce gördüğümüz Hadis-i Şe­rifler bunu ifade etmektedir. Şu kadar var ki, sarhoş olmadığı sürece şarap tortusu­nu içene had uygulanmaz. Çünkü ona "şarap" denilmemektedir.

 

Hanefi'lerin dışındakiler der ki: (Muğni'l-Muhtâc, IV, 188)  Şarap tortusunu içmek haramdır ve bundan dolayı had vurulur. Çünkü şüphe yok ki, o da bir şaraptır.

 

    Zehirli İlaçlar:

 

Esas olan görüşlerine göre Hanbelîler şöyle der: (el-Muğnî, I, 401 vd.) Karışımında zehir bulunan ilaçlarda, eğer bu tür ilaçların içilmesi veya kullanılmasında çoğunlukla ölüm veya delirmek gibi vakıalar tespit edilmişse, bu gibi ilacı kullanmak mubah değildir. Şa­yet çoğunlukla böyle bir zarar tespit edilmemiş ve fayda vermesi de umuluyorsa, evla olan böyle bir ilacın mubah olmasıdır. Çünkü diğer ilaçlarda da olduğu gibi, bu ilaç da kendisinden daha tehlikeli şeyleri önlemek için kullanılır. Diğer taraftan bir­çok ilaçların da menfi tesirinden korkulmaktadır. Bunlar da, verecekleri zarardan daha zararlı olan şeyler önlemek için mubah kılınmıştır.

 

    Sarhoşluk Vermeyen İçecekler:

 

Sarhoşluk vermeyen her türlü içecek helâldir. Çünkü eşyada aslolan mubahlıktır. Fakat sarhoşluk vermeyenlerden şu sayılacak olan içeceklerin kullanılması mekruhtur: (eş-Şerhu'l-Kebîr , n, 117; Bidâyetü'l-Müclehid, I, 460 vd.; el-Kavânînul-F ıkhıyye, 174; Muğni'l Muhtâc, IV, 187; Keşşâfu'l-Kınâ', VI, 120; el-Muğnî, VIII, 318)

 

el-Munassaf: Kuru hurma ve taze hurmadan yapılan içecektir. el-Halitân: Bu henüz salkımından koparılmamış taze hurma ile yaş hurmadan yahut da kuru hur­ma ile kuru üzümden kaynatılmaksızın yapılan yahut da bu şekilde yapılıp da üze­rinden üç gün geçmiş olan içecektir. Süre daha az olursa mekruh olmaz. Hurmayı, kuru üzümü veya taneleri suya atmak demek olan intibaı (nebiz şurup yapmak), şayet sarhoşluk verme ihtimali olmayacak şekilde bir gün veya bir gece gibi kısa bir süre kalacak olursa, mubah olur. Bunun delili ise İmam Ahmed, Müslim ve Ebû Davud'un İbn-i Abbas'tan yaptıkları şu rivayettir: O kuru üzümü Peygamber (a.s) için ıslatır ve Peygamber Efendimiz de bir gün, ertesi gün ve daha sonraki gün, üçüncü gecenin akşamına kadar ondan içer, ondan sonra da dökülmesini emreder­di.

 

Bunların mekruh oluşlarının delili ise şudur: Peygamber (a.s) el-Halitân'ın kullanılmasını nehyetmiş ve şöyle buyurmuştur: "Zehv (Zehv: Kırmızılığı veya sanlığı baş gösteren ve olgunlaşmış bulunan salkımındaki hurmadır Busr ise, bilinen bir hurma çeşididir) ve taze hurmayı birlikte nebîz yapmayınız. Aynı şekilde kuru üzüm ile taze hurmayı birlikte nebîz yapmayı­nız. Ancak bunların her birisini başlı başına (ayrı ayrı) nebîz yapınız." (Ebû Katâde'den Buharî ve Müslim tarafından rivayet edilmiştir. Neylü'l-Evtâr, VIII, 185)  Ebu Sa-id'den Peygamber (a.s)'in -nebîz yapılmasını kastederek- hurma ile kuru üzümün, kuru hurma ile taze hurmanın birbirine karıştırılmasını yasakladığı (Ahmed ve Müslim rivayet etmiştir. Neylü'l-Evtâr, VIII, 185)  rivayet edil­miştir.

 

Bunun diğer bir sebebi ise, bu karıştırma dolayısıyla henüz değişiklik meyda­na gelmeden sarhoşluk verici özelliğinin çabucak oluşmasıdır. Bundan dolayı bunu içen kişi sarhoşluk verici olduğu hâlde, henüz sarhoşluk verici olmadığını zannedip içmeye yeltenebilir.

 

Malikîlerle Hanbelîler açıkça şunu ifade etmektedirler: (Keşşâfu'l-Kınâ\ VI, 120; el-Muğnî, VIII, 318; Bidâyetü'l-Müclehid, I, 459; el-Müntekâ ak'l-Mu vatta, IH, 153) Fukkâ' (şerbet) iç­menin bir mahzuru yoktur. Fukkâ', buğday ve hurmadan yapılan bir içecektir, tadı çözülünceye kadar arasına kuru üzüm atılandır da denilmiştir. Çünkü bu sarhoşluk verici değildir, aksine yemeği hazmetmek için yapılır. Mâlikî ve Hanbelîlere göre subya şurubu helâldir. Bu ise suda eriyinceye kadar iyice kaynatılan ve ondan sonra da arıtılıp tatlanması için arasına şeker katılarak pirinçten yapılan bir içecektir.

Üzüm akidi helâldir. Bu ise iyice katılaşıncaya ve ilk kaynamaya başladığında meydana gelen sarhoşluk verici özelliği gidinceye kadar kaynatılan üzüm suyudur. Buna Arapça'da er-rubbu's-sâmid adı da verilir. Bu gibi içecekler, sarhoşluk ver­melerinden yana emin olunmadıkça helâl olmaz. Bu şekilde açıkça anlaşılmaktadır ki, sarhoşluk vermedikleri için pekmez ve buna benzer reçeller mubahtır.

  1. Çeşitli Kaplarda Nebîz Yapmak:

İlim adamları deriden yapılmış kaplarda (tulumlarda), mubah nebîz yapmanın caiz olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak bunun dışında kalan kaplar konu­sunda görüşleri farklıdır:


Hanefîlere göre
: (Tekmiletu Fethi'l-Kadîr^m, 166; el-Lübâb, III, 215) Bütün kapkacaklarda nebîz yapmakta bir mahzur yokdur. Dubbâ', hantem, müzeffet ve nakîr (Dubbâ: Kap olarak kullanılan kurumuş kabak (kelek)tır. Hantem: Yağ sürülmüş yeşil renkli testi lerdir; müzeffet, zift ile kaplanmış kabın adıdır. Bunlar, içecekte çabuk değişmeye sebep teşkil et­mektedir. Nakîr: Tencere veya bardak şeklinde oyulan veya kazılan ve içinde nebîz yapılan ağaç kaptır)  arasında bu yönden bir fark yoktur. Çünkü bunlarda bulunan içecekte fazla neşve verici bir özellik yoktur. Bu gibi kaplarda nebîz yapmanın yasaklığı ise Peygamber(a.s)'in şu buyruğu ile neshedilmiştir: "Ben sizlere tabaklanmış deri kaplar tulumlar dışındaki kaplarda yapılmış olan içecekleri kullanmaktan nehyetmiş idim. Artık her türlü kaptan içebilirsiniz. Şu ka­dar var ki, sarhoşluk verici bir şey içmeyiniz." (Bu hadisi Müslim, Ahmed, Ebû Dâvud ve Nescî, Büreyde'den rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 308 vd.; Neylü'l-Evtâr, VIII, 183)

Bir diğer rivayette şöyle denilmiş­tin "Ben sizlere bir takım kapları nehyetmiş idim. Ancak kap bir şeyi ne helâl eder ne de haram kılar. Ve sarhoşluk verici her şey haramdır." (Bu hadisi Müslim, Ahmed, Ebû Dâvud ve Nescî, Büreyde'den rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 308 vd.; Neylü'l-Evtâr, VIII, 183)

 

Malikîlere göre: (eş-Şerhu'l-Kebîr , II, 117; Bidâyetü'l-Müctehid, I, 460; el-Kavânînü'l-Fıkhıyye, 164) Sadece dubbâ' ve müzeffet kaplarda nebîz yapmak mek­ruhtur. Bunların dışında, toprak ve diğer kapkacaklarda nebîz yapmak mekruh de­ğildir. Sarhoşluk vereceği zannolunmadığı sürece, isterse süre uzasın hükmü de­ğişmez. Kerahetin illeti ise bu kaplara konulan ncbîzlerin sarhoşluk vermek nokta­sına gelmelerinin çabuklaşmasıdır. Çünkü bu gibi kaplar öbürlerinden farklıdır.

 

Şafiiler ile Hanbelîler ise, (Şerhu Müslim, XIII, 158; Keşşaful-Kına, VI, 120; el-Muğnî, VBI, 318 Hanefîler gibi, bütün kapkacaklarda nebîz yap­mak caizdir, demişlerdir.

 

3.       Şarabın Sirkeye Dönüşmesi ve Dönüştürülmesi:  

 

Eğer şarap kendiliğinden sirkeye dönüşürse içilmesinin caiz olduğu üzerinde fakihler ittifak etmişlerdir. Çünkü Peygamber (a.s): "Sirke ne güzel katıktır." (Bu hadisi Müslim, Ahmed ve dört Sünen sahibi, Câbir b. Abdullah'tan rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 310) buyurmuştur.

 

Şarap, sirkeye dönüştürmek maksadıyla dahi gölgeden güneşe aktarılsa veya aksi yapılsa ve sirkeye dönüşse Hanefî, Şafiî ve Zahirî mezheplerine göre sirke helâl olur. Hanbelîlerde de bir ihtimale göre hüküm böyledir. Çünkü hem necasetin hem de haram kılınmasının illeti (sebebi) olan neşve verici özellik (yani sarhoşluk vericilik), kapta her hangi bir necaset bırakmaksızın zail olmuştur, dolayısıyla artık o tâhirdir.

 

Hanbelîlerde bir başka ihtimale göre tâhir olmaz, çünkü şarap ona bir şey katmak gibi bir fiil sonucu sirkeye dönüşmüştür. (el-Mebsût, XXIV, 7; el-Bedâyi, V, 113vd.; Tekmiletu Fethil-Kadîr, VIII, 166; Tebyînü'l-Hakâik VI, 48; ed-Dürrü'l-Muhtâr, V, 320; Muğnil-Muhtâc, I, 81; Mihnâc üzerine Şerhu'l-Mehallî, I, 72 Bidâyetü'l-Müctehid, I, 461; el-Kavânînul-Fıkhıyye, 175; el-Muntaka, III, 153; el-Muğnî, VIII 319; el-Muhallâ,l, 117)

Ebû Hanîfe'ye göre sirkeye dönüşme, acılıktan ekşiliği doğru bir değişme gös­termekle anlaşılır. O kadar ki, geriye acılık diye bir şey kalmamalıdır. Kısmen bir acılık kalmışsa yine içilmesi helâl olmaz. Çünkü Ebû Hanife'ye göre sirkenin şara­ba dönüşmesi, ancak ondaki sirke özelliğinin tamamlanmasından sonra mümkün olabilir. Nitekim ona göre meyve suyunun şaraba dönüşmesi de ancak şaraplık özelliğinin eksiksiz olarak tamamlanması ile mümkündür. Nitekim bunu şarap iç­me haddinde zikredeceğiz.

İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed der ki: Şarap onda bir parça ekşiliğin ortaya çıkmasıyla sirkeye dönüşür. Bu konuda sirke özelliğinin görülmesi ile yeti­nirler. Nitekim onlara göre meyve suyu, şaraplığın belirtisinin ortaya çıkması ile şaraba dönüşür. Görüldüğü kadarıyla bu, diğer fakihlerin de görüşüdür.

Tuz, sirke, balık, sıcak ekmek, soğan gibi yabancı bir madde atmak yahut ya­kınında ekşiyinceye kadar ateş yakmak suretiyle şarabın sirkeye dönüştürülmesi caizdir ve Hanefîlere göre içilmesi helâldir. Çünkü bunda bozulmuş bir şeyi düzelt­mek söz konusudur, düzeltmek ise mubahtır. Bu hüküm derinin tabaklanmasına kıyasen verilmiştir. Çünkü sünnette sabit olduğuna göre, tabaklamak deriyi temizler: "Hangi deri tabaklanırsa o temizlendi demektir." (Bu hadisi Neseî, Tirmizî, İbn-i Mace ve başkaları Ibni Abbas'tan; Darekutnî ise hasen bir isnatla Ibni Ömer'den rivayet etmişlerdir.)  Ölmüş koyunun derisi hakkın­da da Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tabaklamak, meyte derisini sirke olmuş şarabın helâl olması gibi helâl kılar." (Darekutnî, Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir, senedinde zayıflık vardır. Nasbu'r-Râye, I, 119, IV 311)  Buna göre Peygamber (a.s.) tıpkı şer'an sirkenin helâlliğinin sabit olması gibi şarabın sirkeye dönüştürülmesini de caiz kılmıştır. (Şarabın sirkeye dönüşmesi konusundaki bu görüş: “Ebu Talha r.a. anlattığına göre, Resûlullah s.a.v.'den "İçkiye vâris olan yetimler" hakkında sormuştur. Resülullah s.a.v.: "Dök onu!" emretmiştir. Ebu Talha: "Sirke yapsam olmaz mı?" deyince de "Hayır!" diye cevap vermiştir." Ebu Dâvud, Eşribe 3 (3675); Tirmizî, Büyû 58, (1293) - Kütüb-i Sitte Cilt 3, Hadis Şerif 219 s29) Hadis-i İle çelişmektedir. Ayrıntı için bakınız)

Diğer taraftan sirkeye dönüştürmek, ifsat edici niteliği ortadan kaldırır ve şa­rapta düzelme niteliğini doğurur. Düzeltmek ise daha önce işaret etmiş olduğumuz gibi, mubahtır. Çünkü bu da şarabın dökülmesine benzemektedir.

Şarap sirkeye dönüşecek olursa, kabın ona yakın kısmı tâhir olduğu gibi, kabın üst taraflarındaki kısmı da buna bağlı olarak tâhir olur. Yani şarabın sirkeye dö­nüşmeden önce kaba değdiği üst kısımları da tâhir olur.

Bir madde katılması ile şarabın sirkeye dönüştürülmesi konusunda Malikîle-rin üç görüşü vardır: Bir görüş yasaklama veya tahrîmi ifade eder. Çünkü Peygam­ber (a.s) bir adamın kendisine hediye etmiş olduğu bir tulum şarabın dökülmesini emretmiştir. (Bu hadisi Muvattaddı İmam Malik, Ahmed, Müslim ve Noseî rivayet etmişlerdir. Neylü'l-Evtâr, Vm, 169) Eğer bunun sirkeye dönüştürülmesi caiz olsaydı, onu dökmeyi mu­bah kılmaz ve sirkeye dönüştürülmesini isterdi.

Bir görüşe göre kerahetle birlikte caizdir; çünkü şarabın haram kılınış illeti, sarhoşluk vermesidir. Bu illet ortadan kalkarsa kendi kendisine sirkeye dönüşmesi hâlinde olduğu gibi, haramlık da ortadan kalkar.

Üçüncü bir görüş ise meseleyi çeşitli durumlarda ele alır: Sahibi yanında, şa­rap yapmak maksadı olmaksızın, kendiliğinden şarap olanın sirkeye dönüştürül­mesi caizdir; şarap olarak yapılmış şarabın sirkeye dönüştürülmesi caiz değildir.

 

Şafiîlerle Hanbelîler de şöyle demektedir: İçine bir şeyler katmak suretiyle şa­rabın sirkeye dönüştürülmesi helâl değildir ve bu durumda tâhir de olmaz. Çünkü bundan uzak durmakla emrolunduk. Onu sirkeye dönüştürmek ise, onu mal edin­mek maksadıyla şaraba yakınlaşmak demektir. Bu ise ondan uzak durmak emrine aykırıdır. Diğer taraftan şarabın içerisine bırakılan bir şey, şarap ile bir arada bulun­makla necis olur. Dolayısıyla o şarabın sirkeye dönüşmesinden sonra da onu necis kılar. Diğer taraftan Resülullah (a.s) Mâide suresinde şarabı haram kılan ayetin in­mesinden sonra, şarabın dökülmesini emretmiştir. Ebû Talha'dan rivayet edildiği­ne göre Hz. Peygamber (a.s)'e, kendilerine şarap miras kalmış bazı yetimler hak­kında sormuş, o da: "O şarabı dök" deyince Ebû Talha: "Onu sirke yapayım mı?" diye sormuş, Hz. Peygamber: "Hayır" buyurmuştur. (Müslim ve Ebû Dâvud rivayet etmiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 311.)  İşte bu, haram olmasını ge­rektiren bir yasaklamadır. Eğer onun ıslahı için meşru her hangi bir yol var olsaydı, dökülmesi caiz olmazdı; onlara bu yolu gösterirdi. Özellikle bu şarap burada yetim kimselerindir; onların mallarında her hangi bir kusurlu tasarruf, haram olur. (Kuveyt'te Fıkıh Ansiklopedisi için hazırladığımız "el-Eşribe" adlı araştırmamıza bakılabilir. Söz konusu bu araştırma Ansiklopedi araştırmaları arasında ilk neşredilen araştırmadır.

 

Kaynak: Prof Dr Vehbi Zühaylî, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c 4, s 344-350

09.03.2009 13:18:00 Bu sayfa 14192 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri