Son Dakika
Cumartesi, 24 Haziran 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hınzır, Avrupa, Ekmek, Türkiye Kemal Özer
Türkiye’nin en önemli sorunu nedir diye sorulursa kuşkusuz insanın yaşama hakkını tehdit eden Ergenekon çetesinden sonra mutlaka ‘gıda sorunu’ olarak belirtirdim. Türkiye genelinde gıda tüketimine bakıldığında, tahıl ve tahıl ürünlerinin tüketimi ilk sırada yer almaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nın Ulusal Gıda ve Beslenme Stratejisi Çalışma Grubu Raporu’na göre ‘Türkiye halkı, günlük enerjinin ortalama yüzde 50'si ekmek ve tahıl ürünlerinden sağlıyor. Türkiye halkı günlük enerjinin yüzde 44'ü ise sadece ekmekten karşılıyor.

Gelir dağılımının en alt yüzde 20’lik bölümüne inildikçe, hububata dayalı ürün, şeker ve yağ ile çay-kahve tüketim harcamaları artmakta, buna karşılık et, balık, meyve suyu ve şekerli mamul tüketim hızla azalmaktadır.’

 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün Gıda ve Beslenme Bülteni'nde ise beyaz ekmek yüzünden Türk Halkı’nın ‘gizli açlık’ çektiği belirtiliyor. Unları beyazlatmak için Benzoil Peroksit adlı kimyasalın kullanıldığını ispatlayıp yasaklanmasını sağlamıştık. Lakin denetim sorunu yüzünden halen yoğun olarak kullanıldığı itiraf ve şikâyetlerini alıyoruz.

 

15 Ocak’da bir ulusal kanalda katıldığımız programda bizi yalanlayan Koruma Kontrol Genel Müdürü 15 gün sonra Ekmek Tebliği’ni değiştirmiş ve ekmeğin alt ağırlık sınırını 300 Gr’a yükseltmişti. Bu değişiklik, istediğimiz sağlıklı üretim ile katkı sorununu arzulanan ölçüde çözüme kavuşturmasa bile ekmek israfı ile beklenen zamları önlemişti. Bu süreçte hakkımda açılan davalarda reddedildi.

 

Birkaç yazıdır belirttiğimiz üzere Avrupa gezisinde idik. Yunanistan’ın İskeçe şehrinde kahvaltı için bir tesise girdik. Kahvaltı menüsü salam, tereyağı, iki adet acı zeytin ve ekmekten oluşuyordu. İçeriğine hiç güvenmediğim için salam, sosis ve sucuk gibi ürünleri kesinlikle yemiyorum. Yunanistan yemem, zaten hiç mümkün değildi. Ekmek ise bizden biraz daha iyiydi. Ne de olsa daha sınırda idik.

 

Kavala ve Atina’da ekmek İskeçe’ye göre çok daha güzeldi. Roma ve Paris’teki muhteşem ekmek varken, diğer lezzetsiz gıdalarına hiç ihtiyaç duymadım. Özlediğimiz tam buğday unundan yapılmış bu ekmeklerde ne yağ kalıntısı ne de lezzet sorunu vardı. Üstelik her yerde ekmek ambalajlı satılıyor. Ambalajda ekmeğe ait her türlü bilgi yer alıyor. Fırıncılar yahut belediyelerin görüp ibret almasını çok arzuladım.

 

Ekibimizde önceleri tüketim hassasiyeti olan tek kişi idim. Ardından birkaç arkadaş daha katıldı bana. Yunanistan’da yiyebildiğim tek şey ekmek ve salata idi. İtalya’nın dünyaca ünlü makarnasını yiyelim istedik. Biz denedik sakın siz denemeyin. Ünlü spagettilerini ille deneyeyim diyorsanız dişlerinizin gücünden emin olmalısınız. İtalya’nın diğer ünlü yiyeceği kuşkusuz Pizza’larıdır. (Osmanlı orduları İtalya'da da küçük bir liman kentini fetheder. Bu kentin limanında askerler pide yerlerken gören İtalyalı, yediklerinin ne olduğunu sorar. Ağzı dolu olan asker ağzı dolu iken pide demek ister. Lakin ağzından ‘pize’ çıkar. Pize ise zamanla "pizza"ya dönüşür. Bizde pideler, değişik katkılar eklenerek farklı isimler alır. İtalya’da da üzerine eklenen farklı katkılar ile ünlü pizzayı oluştuğu rivayet edilir)



Bizim her caddemizde bir şubesi olan Pizza’cıları, İtalya’nın hiçbir şehrinde göremedik. Ancak bizim pideciler gibi onlarında her sokağında pizzacıları var. Lakin hiç biri yenilebilir kalite de değil.

 

Ekibimizdeki birkaç kişi hariç herkes her türlü yiyeceği tüketiyordu. Bense sadece ekmek, meyve ve salata yiyerek geçirdim on beş günü. Yol arkadaşlarımızın hemen hepsi domuzu yenilebilir bulmamakta idiler. Lakin kahvaltıda ikram edilen yağlardaki domuz resmine bile dikkat etmeyi gerektirmeyen bir tüketim anlayışına sahiptiler.

 

Kırmızı ve beyaz etleri ise kesim yahut başkaca bir endişeyi taşımadan rahatlıkla tüketiyorlardı. Üstelik o kadar dikkatsiz yahut da endişesiz idiler ki, çoğu etin üstündeki pork (domuz eti), yahut buffalo (bufalo) kelimesine bile aldırış etmiyorlardı.

 

Ben sadece domuz ürünlerini yemiyorum diğerleri önemli değil diyorsanız, yemek yiyeceğiniz yerde şu cümleyi kurmanız çoğu kez yeterli olabiliyor: ‘Is there pork, pig fat and pig work at your food? Because, I don’t eat pork, pig fat and pig work.’ Ancak şunu da unutmamalısınız. Domuzla diğer etler karıştırılmasa bile aynı yerde pişirilmekte, aynı ürün ve kaplarla servis edilmektedirler. Ünlü hamburgerciler de domuz ürünü satılmaz şeklindeki bir propaganda duyarız. Lakin bu ünlü hamburgercilerin hemen hepsinde domuz ürünlerinin de satıldığını asla aklınızdan çıkarmamalısınız.  

 

Bizse her girdiğimiz yerde önce vakti ise namazımızı eda ediyor, ardından ortam sakinleşince görevlilere tesislerinde domuz eti ve diğer domuz mamullerini kullanıp kullanmadıklarını soruyoruz. Önemli bir kısmı kullandıklarını belirtirken, bazıları İngilizce bilmediği için anlaşamıyoruz. Bir kısmı ise sadece zeytinyağı kullandıklarını belirtiyor. Her üç ülkede de, her yemek masasının olmazsa olmazı, minik zeytinyağı şişeleri idi. Bu güzel özelliği ülkemizde görmek bir tarafa, hanımlar zeytinyağı ile yemek pişirilmez iddiasındadırlar. Buda margarincilerin bilinçaltını yönetmesinden kaynaklanıyor.

 

Tavuk, sığır yahut bufalo gibi hayvan etlerini hemen herkes tereddütsüz tüketirken, dini yahut kültürel nedenlerle hınzır (domuz)’a karşı bir tepki vardı. Bazı fıkıhçılar Hıristiyan veya Yahudi’lerin kestiği hayvanların tüketilebileceğini belirtse de ben aynı kanaatte olmadığım için tüketmem imkânsızdı ve hiç tüketmedim.

 

Hıristiyan veya Yahudi’lerin kestiği hayvanların tüketilemeyebileceği kanaatimin nedenlerini elbette belirtmeliyim ki görüşüm havada kalmasın.

a)      Muhatabın Hz İsa a.s.’ı ‘Rab’ kabul eden bir müşrik olduğunu düşünüyorum.

b)      Muhatabın Hz İsa a.s.’ı ‘Rab’ kabul etmesini bana özgü bir yorum saysak bile ateist (seküler) olmadığı konusunda hiçbir delile sahip değilim ve bu sırada bunu sorgulama imkânımda mevcut değildir.

c)       Ehli kitap olsa bile ‘kesimi Allah adıyla’ yaptığı konusunda hiçbir delile sahip değilim. Çünkü En’am Suresi 121 ‘Kesilirken Allah’ın ismi anılmayan -Besmele çekilmeyen- şeylerden yemeyin. Çünkü onu yemek kesinlikle Allah’a itaatsizliktir buyurur. Türkiye’de bile tükettiğimiz etin Allah ismi anılarak kesildiğinden emin olamazken bir batı ülkesinde bunun Allah ismi anılarak kesildiğinden nasıl emin olabilirim. Yakından tanıdığımız ve Allah adı anılarak kesildiğinden emin olduğumuz bir ehli kitabın kesiminden vahye uyarak bende tereddütsüz yiyebilirim. Lakin içinde bulunduğumuz durum böyle değildir. 

d)      Bu ürünlerin satan işletmelerin domuz ürünü ile diğer etleri aynı ortamda aynı malzemelerle işlemediğinden de emin değilim.

e)      Tavuk, sığır gibi hayvanların yemleri ne yazık ki kan ve diğer hayvansal atıkları karıştırarak üretilmiş olması yine benim için önemli sorunlardan biridir.

f)       Bu etlerin pişirilmesi sırasında kullanılan yağlar ile mutfaktaki diğer etlerle aynı ortamda pişirilme ve servis edilmesi gibi nedenler bu etler ile bu et ve yağların yarıştığı diğer yiyeceklerin tüketimini imkânsız kılmaktadır.

 

Sonuç itibari ile Batı’da etli yiyecekleri tüketmek ciddi bir sorundur. Sebze yemeklerinde ise et ilavesi yahut yağları önemli bir sorundur. Tatlılarına ilave edilen jelâtin, alkol gibi ilaveler de tüketimin önündeki en önemli engeldir.

 

Bu ülkelerin ister 3, 4 ve 5 yıldızlı otelleri isterse başkaca tesislerinde (ekmek hariç) sunulan yiyecek ve kahvaltı seçenekleri Türkiye’deki turizm tesislerinin en kötüsü kadar seçenek ve kaliteye sahip değil. Sunum şekli ve çatak kaşıklarının temizliğinin de ülkemizle yarışması imkânsız. Kuşkusuz bizimde turizm tesislerimizde yiyeceklerin çoğunda domuz ve mamulleri ile likör ve şarap gibi katkılar hemen her yiyeceğe ne acıdır ki ilave edilmektedir. Krema ve jöle gibi malzemelerle diğer batı menşeli hayvansal katkılar, ülkemizdeki yüzlerce hazır gıda da fütursuzca kullanılmaktadır. Aradaki fark batıdakiler bir kaygı taşımadan bu kullandıklarını –belki de övünerek- açıklarken bizimkilerin gizlemesi. Şayet bunları tüketen biri iseniz varlığını kabul ederken karşı iseniz yemin billâh ederek inkar etmektedirler. Ayrıntı için eski yazılarımıza bakabilir siniz?

 

‘İnsanın doldurduğu en kötü kap mide’dir. Mideniz ne ile doluyorsa siz osunuz!

 

23.11.2008 Bu yazi 2869 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri