Son Dakika
Cumartesi, 6 Haziran 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hidroelektrik santraller – HES ya da Çarpılan Türkiye Prof Dr Kenan Demirkol
Kuzey Yarım Kürenin 19. Yüzyılın ortalarından itibaren sanayileşmesi sonucu oluşun karbondioksit ve diğer sera etkili gazların atmosfere yükselmesiyle oluşan küresel ısınma sonucu hemen batısında bulunan Çad Çölü Kuzey Darfour’a 100 km kadar ilerleyerek kuraklığa neden oldu.

Hayvancılıkla uğraşan Bedevîler hayvanlarını otlatma olanağını yitirince sürülerini Güney Darfour’a sürmeye başladılar. Nil nehrinin önemli kollarından biri Güney Darfour’dan kaynaklanır. Kuzeye göre oldukça yeşil olan bu coğrafyada Afrika kökenli insanlar tarımla geçimlerini sağlarlar. Yaşam alanları daralacak ve varoluşları tehdit edileceği için Kuzey’den gelelere direnç gösterirler. Arap kökenli Sudan merkez yönetimi Kuzey’li soydaşlarını korumak için Güney Darfour köylerine binlerce bomba atarak 500 bin insanı öldürürler.

Kuzey Yarım Kürenin zenginleşmesinden hiç pay alamayan hatta Avrupa fabrikalarının gereksinim duyduğu hammaddeleri sağlayan (sömürülen) fakir Güney Yarım Küre şimdi de Kuzey’in zenginleşmesinin ceremesi olan küresel ısınma nedeniyle yaşam alanlarını hatta yaşamlarını yitirmekteler.

15-20 yıla kadar küresel ısınma sadece Afrika’yı kurutmayacak. Türkiye’nin güney sınırının güneyinde yer alan coğrafyada tarım mümkün olmayacak. ANADOLU sadece üzerinde yaşayanların değil, tüm Yakın Doğu halklarının karnını doyurmak zorunda kalacak.

Yabancıların da ağızının suyunu akıtan mayınlı arazinin cazibesi buradan kaynaklanmaktadır…..

Anadolu’da tarım arazilerini satın almak kolay bir iş değildir. Miras nedeniyle çokça parçalanmış olan toprak ana satılmaya direniyor.

Tarım için topraktan sonra en önemli unsur sudur. Akarsuları satmaya kalktılar, Dicle’ye, Fırat’a fiyat biçtiler ama kayaya tosladılar. B-planı olarak öyle bir hile bulmalı ki hiç kimse rahatsız olmadan sular birilerinin egemenliğe geçsin. Bingo! “Türkiye’nin artan sanayisi için elektriğe gereksinimi var. Nehirlerimize hidroelektrik santraller kurulmalıdır. Böylece toplum olarak kalkınmanın önü açılır.” Hidroelektrik santral kuran herhangi bir kişi nehrin santrale ayrılan bölümünün sahibi olmakta, hatta gereksinim duyduğu takdirde çevrede bulunan arazi HES sahibine kiralanmak üzere devlet tarafından istimlâk edilmektedir.

Köylüye bir gün bir mektup gelir. Sarı zarflı. İçinde topraklarının istimlâk edildiği yazar. “İstimlâk bedeli filanca bankanın filanca şubesinde adınıza gönderilmiştir”, yazar sarı zarlı mektupta. “Bir hafta içinde araziyi terk edin” yazısını da nutku tutularak okur, topraksız kalan çiftçi.

Çiftçi direnir belki, ya da HES’in sahip olduğu nehirde koyunlarına su içirir alimallah. Bunun için de devletin çaresi var. 2009 yılında özel güvenlik şirketlerinin gerçek mermi kullanmaları izni, parazit çiftçileri patronun toprağından ve suyundan kovmak için çıkartıldı.

Türkiye’de 2000’den fazla HES kurulması kararı alınmıştır. Yani her akar suyumuzun onlarca yerinden ümüğü sıkılmaktadır.

Bugüne değin birçok HES projesi, kamu yararına aykırı olduğu gerekçesiyle durdurulabilmiştir. Fakat yeni onaylanan Anayasa değişiklikleriyle, kamu yararına dava açılamayacağı için, bundan böyle hiçbir HES projesine, ne yazık ki engel olunamayacaktır.

Elektrik enerjisi için bu kadarı göze alınır, diyenleri duyar gibiyim. Peki 2000’den fazla hidroelektrik santralin üreteceği elektrik enerjisi Türkiye’nin toplam elektrik enerjisi içindeki payı nedir? Açıklıyorum: %2,4.

Gerçekten doğru okudunuz. Tüm akarsularımızı toplam üretilen elektrik enerjisinin kırkta biri için peşkeş çekiyoruz. Bir de HES’lerin parasını da biz ödüyoruz. Nasıl mı? HES elektrik üretmeye başladığı günden itibaren devlet alım garantisi vermektedir.

Tekrarlamak gerekirse, bakın bir taşla kaç kuş vuruluyor

  • su özelleşiyor
  • çevresindeki toprak büyük patronların egemenliğine geçiyor
  • küçük çiftçilik tasfiye ediliyor
  • üretilen elektrik devlete satılarak yatırım maliyeti kısa sürede halkın vergilerinde ödetiliyor.

Türkiye’nin HES’lerin sağlayacağı %2,4’lük katkıya ne kadar gereksinimi vardır? HİÇ. Neden mi? Türkiye enerji nakil hatları o kadar eski ve arızalı ki, üretilen toplam elektrik enerjisinin %15’den fazlası toprağa akıyor, yani kayboluyor. Nehirleri boğmadan, adım başı her bir HES için yeni enerji nakil hatları oluşturmadan, Allianoi, Hasankeyf gibi insanlık miraslarını sulara gömmeden de sanayinin gereksinim duyduğu fazla elektrik elde edilebilir. Sadece enerji nakil hatlarını onarmak tüm bu saydıklarımı karşılamaya yeter.

HES bir enerji projesi değildir, ANADOLU’yu parsellemek, peşkeş çekmek projesidir.

Tamam da beslenme yazısı ile bu konunun ilgisi ne?

Mevsiminde marulun tanesini 5 Lira’ya yediğiniz gün anlayacağız.

HES’lerin elektriği Türkiye’yi çarpıyor.

02.08.2011 Bu yazi 7879 defa okundu
    Sonraki:
    Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

     
    • Bir kıyamet silahı: GDO
      Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
    • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
      Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
    • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
      Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
    • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
      “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
    • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
      Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
    • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
      Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
    Diğer mülakatlar:
    1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
    Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
    Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
    Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri