Son Dakika
Salı, 24 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Herkes Mersin'e Türkiye tersine
Bugün dünya ölçeğinde 15 milyon hektarın üstünde ekolojik üretim yapıldığı gözleniyor. Türkiye'de ne kadar dersiniz? Ziraat ülkesi Türkiye’mizde topu topu bu iş için 50 000 hektar kullanılıyor. Ekonolojik tarımdan Avusturalya 8, Arjantin ve İtalya 2 şer buçuk bilyar dolar elde ederken Türkiyenin hormon ve pestisit kalıntılı ürünler ya alıcı ülke gümrüklerinde çürüyor yada bizim mideleri çürütüyor...

O hormon bize çalışır mı?

Bütün dünya konuşuyor, tartışıyor. Hem sıhhatini koruyor hem de bu büyük pazardan ekmek yiyiyor.
Organik Ürünler, yüzyılın göz alıcı alanı. Ya biz? Kulakları tıkayıverip böyle “uçuk konuları” geçelim deyiveriyoruz: O mahzurlu dediğin ne bize, ne de açılıma çalışmaz!

BİZİM ZİRAİ İLAÇLAR SARKOZY’DEN SORULUR


Bu sene yaz tam yaz gibi geçti. Artık bunu da söyler hale geldik. Neden? Çünkü mevsimlerde öyle tuhaf değişiklikler, kaymalar görüyoruz ki, eski bildiklerimize yakın bir seyir bize bayram ettiriyor: Hah, böyle olmalı idi diye!

Bu aynı zamanda ne demek? Her rengin zenginliğinin bütün tabiatta görünür, elle tutulur hale gelmesi demek. Ve nihayet tabiatın her türlü sebze meyve alanında da bonkör olduğu günler demek.

Türkiye, tesadüfen yaz başına rast geldi, üç dört aydır çok, ama çok önemli bir konuyu layıkı ile tartışmadan pas geçiyor. Ve herhalde farkındasınız, sadece lezzetlerden söz etmiyorum: Sağlığımız açısından da hayati önemdeki bu tartışmayı Avrupa Topluluğuna borçluyuz. Basında da yer aldı. Muhtelif Avrupa Topluluğu Ülkeleri, özellikle Almanya, Türkiye'den ihraç edilmek istenilen yeşil biberleri kabul etmediler, geri yolladılar.

“Canım nesi var, yemyeşil biberlerin. Zaten bu Almanlar da hepten Türkiye düşmanı. Ya da, acaba bu konuda da bir Sarkozy - Merkel marifeti var mı?” diye eğlenebileceğimiz bir noktayı da geçtik...

Bütün dünyada ekolojik- organik tarıma ağırlık veren görüşler, yatırımcılar gündemde iken bizde kabul edilebilir normların üstünde zirai ilaç yada hormon kullanılması, yada kullanılabilir olması 21. Yüzyıl'ın ortasında yer almak isteyen bir toplum için kabul edilemez bir keyfiyet. Peki nedir olup bitenin bize maliyeti? Bekliyoruz ki tıp adamlarımız, beslenme uzmanlarımız çıkıp konuşsun, anlatsınlar...

HORMONLU BAHÇE SAKİNLERİ, EGONUZU YOKLAYIN

Biz şu kadarını söyleyelim. İnsan vücudu, bir dizi problemle başa çıkıp, kendi kendini temizleyebiliyor. Ama şunu da biliyoruz ki vücudumuz söz konusu "zirai ilaçları", ya da kullanıldığı söylenen "hormonları" atamıyor. Bunlar vücutta birikiyor. Birikiyor ve önemli sağlık problemlerine neden oluşturuyor. Çoğu zaman siz olup biteni gecikerek, ne yazık ki problem ortaya çıktığında anlıyorsunuz. Yani geri dönüşün olmadığı noktada...

Sorarım size, halk sağlığı açısından, bundan daha hayati olabilecek bir konu olabilir mi?

Hormonlu tavuk tartışması elbette hatırlarınızdadır:

Erman Toroğlu "hayır, o frikik" dediği zaman günlerce, bütün Türkiye tartışıyor, ağlamaya meyilli Fenerbahçeliler hemen Federasyonu istifaya, Spor Bakanını da müdahaleye davet ediyorlar. Yine aynı Toroğlu hayatını kazandığı iş sahasında bir profesyonel olarak "çeşitli tuhaflıklara işaret edip", hormon konusuna dikkat, dediğinde, halkımız kendisine aldırmıyor, üreticiler hakaret ediyor, bakan ise azarlıyor...

Peki ama sorarım size, bütün bu "anlamsız kişiselleştirme" ya da "doğu usulü toz duman" yerine, laboratuar sonuçları ve bilim adamları konuşsa daha iyi olmaz mı? Halk sağlığını birebir ilgilendiren ve acilen ele alınması gereken bu konuda devlet, çağdaş devletler gibi davransa, girmeye can attığımız Avrupa Topluluğu normlarını yayınlayıp, ziraat ve gıda sektörünü sıkı bir denetime tabi tutsa olmaz mı? Devlete hakim "radyasyonsuz çay" refleksini bir kenara koyup insan sağlığını bilimsel yöntemlerle "koruma ve kollamayı", hadi kendimizi bir kenara bırakalım, en azından gelecek kuşaklara, çocuklarımıza borçluyuz.

YAMRI YUMRU, KURTLU ELMA KAÇ PARA?

Dünya neleri tartışıyor biz neleri?

Ekolojik tarımda da ne yazık ki süratle gerilere düşüyoruz. Bugün dünya ölçeğinde 15 milyon hektarın üstünde ekolojik üretim yapıldığı gözleniyor. Türkiye'de ne kadar dersiniz?

Ziraat ülkesi Türkiye’mizde topu topu bu iş için 50 000 hektar kullanılıyor. Oysa ekoloji demek, sıhhat demek, sofistikasyon demek ve elbette para demek. Bugün artık dünyanın neresinde olursa olsun, mağazalarda özel köşeler, vitrinler var: Ekolojik mamullere ayrılmış. Onlara daha çok para talep olunuyor. Ekolojinin ne demek olduğunu bilen tüketiciler, şayet takadları varsa, şikâyet etmeksizin ödüyorlar.

Peki hal böyle ve Türkiye 10-15 yıl öncesine kadar bu sahada dünya klasmanında ilk beşin içinde yer alırken nasıl oldu da bugünlere gelindi?

Bu alanda dünya birincisi Avusturalya, elde ettiği para 8 milyar dolar. Onu Arjantin ve İtalya takip ediyor. 6-7 yıl öncesine kadar İtalya ile başabaş durumda olan Türkiye şu anda 50.000 hektara gerilemişken İtalya 2.000.000 hektara çıktı! Sanayi ülkesi, G7 mensubu İtalya bu alanda 2,5 milyar dolara yakın bir gelir sağlıyor.

Peki, üreticileri bırakalım, gelelim pazarlara. Haydi ekonomist ağzı ile olsun: hangi pazarda kaç para dönüyor? Ne dersiniz? Sıkı durun. Sıkı durun da küçük dilinizi yutmayın: Ilse Aigner anlatıyor. O kim demeyin. İlse Hanım Alman Beslenme, Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanı:

“Almanya’da organik ürünler pazarındaki yükseliş devam ediyor: Organik besin sektöründeki üreticilerin, işleyicilerin, alım satım yapanların sayısı geçtiğimiz yıllarda sürekli artış göstererek toplamda 26.820 işletme düzeyine çıktı. Biyolojik ekim yapılan tarım arazilerinin oranı toplamda yüzde beş düzeyinde. Almanya biyo ürünlerde Avrupa’daki en büyük pazar: Her süper markette büyük bir organik besin reyonu var ve satışa sunulan ürünler katı kurallar altında üretiliyor ve denetleniyor.

Organik ürünler pazarı da yükselme trendini sürdürüyor. Almanya, organik ürünlerde yaklaşık 5,8 milyar Euro ile Avrupa’nın en büyük pazarı.”
 
Gördüğünüz gibi bu konu romantizm ve doğa merakı ile izah edilemeyecek kadar ciddi... Her açıdan! Ekonomimizin yanı sıra, elbette aynı zamanda halk sağlığı açısından.

Hem devlet, hem müteşebbis, hem de tüketici olarak bu hayati "future projesinin" farkında olmalıyız! (Ali Esat Göksel / HaberTürk)

01.10.2009 15:21:00 Bu haber 3083 defa okundu
Herkes Mersin'e Türkiye tersine
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri