Son Dakika
Perşembe, 27 Şubat 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Hangi gıdalar nasıl tüketilmeli? Kemal Özer
Aziz Pavlus “Gün gelecek inananlar için dağdaki yiyecek ottan başka bir şey kalmayacak” diyor.

Resülullah s.a.v. "Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmezler. Her kim bu şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, şerefini de korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere yönelirse harama düşmüş olur. …” (Buhari, İman 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû' 3, (3329, 3330); Tirmizi, Büyü 1, (1205); Nesai, Büyü 2, (7, 241) buyurur

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’nin ana mesajında olduğu üzere tüketime sunulan ürünler, “maddeten temiz, manen sakıncasız” olmalı. Her alanda geçerli olması gereken bu ilke, gıda alanında daha da önemli...

Özellikle gıda endüstrisinin olumsuzlukları ve şüphelilerinden bahsedildiği zaman büyük bir çoğunluk “yiyecek bir şey bırakmadınız, onu yeme bunu yeme o halde ne yiyelim” gibi itirazlarda bulunuyor. Peki, bu itirazlar haklı mı? Gıda tüketiminde seçici olmak insanları çaresiz mi bırakıyor yoksa koruyor mu? Yenmesinde ‘sakınca’ görülen ürünleri tüketmediğimiz zaman hakikaten geriye yiyecek bir şey kalmıyor mu?

Esasen yeryüzü, sayısını henüz bil(e)mediğimiz muhtemelen de tam olarak öğrenemeyeceğiz tüketilebilir nimetlerle dolu. Bir insan bu yiyeceklerin tümünü tüketemeyeceği gibi zaten tüketmekle de mükellef değil.

Dünyanın fiziki büyüklüğü ile barındırdığı nimetlerin sayısı karşısında esamesi bile okunmayan insan, cürümü ölçüsünde hatta cürümünden de az şeyle yetinebilir.

İnsan, dünya var olduğu günden bu yana her coğrafyada doğal bitki ve hayvan türleri ile beslendi. Ancak 19.yy’da başlayan endüstrileşme, tahrip ve tahrif sürecini de başlattı. Allah c.c. bu durumu, Rûm Suresi 40. ve 41. ayetlerde şu şekilde tasvir ediyor: “Sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldüren, daha sonra da mahşerde diriltecek olan Allah’tır. Ortak koştuklarınız içinde, bunlardan birini yapan var mıdır? O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir. İnsanların bizzat kendilerinin kazandıkları, yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmalar, afet ve felaketler çıkar. Bu ise yaptıklarının bir kısmının cezasını Allah’ın dünyada onlara tattırması içindir. Belki onlar, bu sayede kötü hallerinden dönerler.”

Yukarıdaki Ayet-i Kerimede fert, toplum ve bütün insanlık olarak yaptıklarımızın, sonumuzu hazırlayacağını hatırlatıyor. Hatırlatmakla da kalmayıp, dünyada karşılaştığımız ceza ve afetlerin, ahrette karşılaşacaklarımızın küçük bir kesiti ve habercisi olduğunu haber veriyor.

Teknolojik gelişmenin sonucunda ekolojik ve insanî felaketlerle karşı karşıya kalan dünya ve dünyalı yaratıklar, hayırsız bir sona doğru çılgınca sürükleniyor. Sanayi atıkları, şehir çöpleri, hormonlar, kimyasal ilaçlar, toprağı, havayı ve suyu kirletirken; bitki örtüsü, hayvanlar ve insanları da zehirlemekte. Görünürde faydalı ilaçlar; bitkiler ve hayvanların yanı sıra insanın kendi bedeninde bile birçok tahrip ve tahrif ile genetik bozukluklar meydana getirebiliyor. Bunun yanı sıra bazı türlerin yok olması, cinsel sapkınlıklar, şiddet, kısırlık ve ölümcül hastalıkları da ortaya çıkarmakta. Nükleer felaketlere ilaveten, canlı organizmaların genlerinin laboratuar ortamında değiştirilerek yaratılışa müdahale etme çılgınlığı ve de son olarak “nano gıda” gibi tümüyle yapay gıdalar, akıllı insanlar için yaklaşan felaketin habercisi durumunda.

Şimdiden gıda katkı maddeleri, kimyasal gazlar, sıvı ve katı atıklar ile bitki, hayvan ve insan ilaçları, birçok bitki ve hayvanların dolayısıyla insanlığın sağlığını bozdu. Her geçen gün sağlıksızlaşan besinleri tüketen insan, ruhsal ve bedensel olarak tahrip edildi.

Bu bozukluğu düzeltme bahanesiyle yutturulan -sözde- haplar, insanı her açıdan daha da kötü bir durma sürüklemekte. Yeni süreç, tahribin de ötesine geçip tahrif ediyor. Bütün bunlar insanın Allah c.c. ve dolayısıyla ahlakî değerlere karşı sorumluluğunu bir yana itip, sadece maddi ilerlemeyi hedef alan materyalist tutsaklığın bir sonucudur.  

‘Tıp’ denilen bilim, tekellerin eline geçti ve bir kazanç endüstrisine dönüştürüldü. Doğal olan nakıslıkla suçlanıp kötülendi ve uzaklaştırıldı. İnsan, kolaycılığa alıştırıldı, hızlı bir yaşam dayatıldı. Hızlı bir yaşam için de, ayaküstü beslenme ve ayaküstü yaşam modeli öğütlendi.

Yeni modelle, beslenme alışkanlıkları değiştirilmekle kalmayıp, yemek kültürü ve adabı da unutturuldu. Yemek sağlıklı yaşamın vazgeçilmesi olmaktan ziyade; açlığı örten, haz ve zevk aracına dönüştürüldü ve insanlar hazzın esiri yapıldı. Doğalın olanın tadı, yapay olanla bastırılarak binlerce yıllık tat ve lezzetler unutturuldu.

Sözde uzmanlar eliyle, her yeni gün birbiri ile çelişen ve bir önceki gün söylediklerini tekzip eden, tuhaf ve tutarsız bilgi(!)ler servis edildi. Zarar, çoğunluğu kartellerin insafına terk edilmiş bilimin bir türlü açıklamaya yanaşmadığı bilgilerin insafına terk edildi. Velhasıl iyi, güzel, sağlıklı, lezzetli, doğal olan ne varsa terk edip, gıda emperyalizminin sağlıksız ve murdar ürünlerini reklâmcılar, şeytanı bile dumura uğratıp, kıskandıran sunumları ile vazgeçilmezlerimiz haline getirdiler.

Artık yeni nesil süt içmiyoruz. Ayranı unuttuk. Tarhanayı hatırlayan kalmadı. Hoşaf ikram eden ve yer sofrasında misafir ağırlayanlar kınanıyor. Öte yandan gerçek süt, “sokak sütü” olarak küçümsendi. (Süt konusu özel bir başlıkta ilerleyen yazılarımızda ele alacağız.)

Hâlbuki insan vücudu, kendine teslim edilmiş bir emanettir ve bu emaneti korumayı en çok hak eden varlık insandan başkası değil. Bu koruma, kişisel bir korumanın ötesinde toplumsal bir dayanışmayı da gerektirir. Söz konusu korumanın yeterli olabilmesi için bitki ve hayvanlar ile çevrenin de korunmasını icap eder.

O halde gelinen ürkütücü tablodan kurtulmak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için tüketim modelimizi ve alışkanlıklarımızda devrim yapmamız gerekiyor. Buna her şeyi mevsiminde tüketmekle başlayabiliriz. Kışın domates yemediğimizde değil, onu mevsimi dışında sofralarımıza taşıdığımız zaman sağlıksızlaşıyoruz. Bize sunulan bir ürünü tüketmediğimizde, üreticiler -ticari yaşamını sürdürebilmek için- kendini bizim tercihlerimize göre konumlandırmak zorunda kalacaktır.

İnsanların gıda ihtiyaçları mevsimlere ve coğrafyalara göre değiştiği unutulmamalı. İnsanın kişiliğini, sağlığını hatta ibadetlerinin niteliğini belirleyen en önemli unsur mideye giren gıda olduğuna göre ekmekten başlayarak, kendine göre bir tüketim listelemesi yapmalıyız. Hem de hiç vakit geçirmeden...

Bizde bu listenin hazırlanmasına katkı sunmak ve “yiyecek bir şey bırakmadınız, onu yeme bunu yeme o halde ne yiyelim” diyenlere, doğal ve doğru tüketime yönelik önerilerimizi sunmaya çalışacağız. Ekmekle devam edeceğimiz yazıda buluşmak dileğiyle.
 

29.06.2009 Bu yazi 5444 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri