Son Dakika
Perşembe, 20 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Gübre ağacı gerçek bir ‘yeşil devrim’ sağlar mı? Kemal Özer
Günümüzde ilimle bilim aynı şeylermiş gibi zannediliyor. İlmi bilgi vahye dayanır, ihya ve inşa ile ilgilenirken, modern bilimse tahrif ve ifsatla... Bugün bilim adına, 80-90 binden fazla sentetik kimyasal madde kullanımda. Bunlara her yıl binden fazla yenileri eklenip piyasaya sürülmekte. İçlerinde yararlı olan hiçbir kimyasal yok, zira tümü toksik…

Şimdilerde vücutlarımızda 40-50 yıl önce bilinmeyen ya da bulunmamış binlerce kimyasal madde var. Bunların tamamı kromozom, DNA yani genetik hasarlara yol açıyor. Dolayısıyla da yaratılışı değiştiriyor. Bu kimyasallar yüzünden pek çok bitki ve hayvan türü yok oldu ve olmaya devam ediyor.

Her biri dünyayı cehenneme çevirecek düzeyde olan bu sentetik kimyasallar yüzünden pek çok insan kanser olup öldü. Kimi organlarını kaybetti, milyonlarca çocuk sakat doğdu. Milyonlarca genç ise kısırlaştı. Bunca büyük teröre rağmen “bilim adamı” denilen zatlar, bu ifsat ürünlerini savunmaktan geri dur/madı/muyor. Peki, ne uğruna?

Elbette kimi üç beş kuruş para, kimi korku, kimi insanî ve ahlakî değer yoksunluğu, kimi şöhret, kimi egemen yapılara olan bağımlılığı yahut köleliği uğruna! Pek çoğu sahipleri adına konuşuyor...
 
Ne yazık ki, bugün dünyada yüz milyarlarca dolarlık sentetik kimyasal zehir toprağa boşaltılıyor. Dahası devletler bunun için hem üreticilere, hem de uygulayıcılara teşvikler veriyor.
 
Bunlara itiraz edenler yok mu? Var elbet! Ama hem sayıları az, hem de yeterli imkâna sahip değiller. Tarih boyunca nice haklı azların, zalim çoklara galip geldiği gibi, bu zulme itiraz eden biz azınlıkta galip geleceğiz biiznillah! İtiraz etmek için ne akademisyen olmak, ne de diplomalı olmak gerek. Zira insanlığını kaybetmemiş herkes bu teröre isyana memur…
 
İktidarların birçok icraatını eleştiren bazı çevreler, iş kendi hatalarına gelince ortadan kayboluveriyorlar. Mesela Türkiye’de birçok meslek odası her gün acımasızca iktidarı eleştirir. Ama bunların, arzı ve üzerinde yaşayanları yok eden bu zehirlerle ilgili tek cümle kurduklarını gören var mı? Kurmazlar dahası kuramazlar.
 
Çevreci, ekolojist, yeşilci, organikçi, tohumcu geçinen bu çevrelerin pek çoğu samimi değil. Çoğu kez sadece Ak Parti ve fikriyatını eleştirmeyi kendileri için varlık nedeni görüyorlar. İçlerindeki -aynı kültürden gelen- bazı batılı ve özellikle de Amerikalı muamma tiplerde cabası...
 
Eleştirilerini sadece iktidara yöneltmelerinin tek nedeni, yaşadıkları ideolojik çöküntünden bir nebze kurtulmak… Bize garip gelmese de, size garip gelebilir, ama Ak Partili belediyelerde bunlarla çalışmayı pek seviyor. Bu girizgâhtan maksadımızı anlayan anladı.
 
Gübre ağacı hususuna gelince… Şüphesiz ki Cenab-ı Hâk (c.c.) hiçbir şeyi sebepsiz ve boşuna yaratmadı. Geçmişte insanlar emanet aldıkları tecrübeye yenilerini ekleyip, yeni nesle aktarırdı. 1960-70 sonrasında ise bu özelliğini kaybetmeye başladı. 21. Asra gelince ortada irfanî geleneğe dair hikmetli bilgiden neredeyse “eser” kalmadı.
 
İlim adamları bile kendilerini ‘bilim adamı’ olarak tanımlamaya başlayarak, hikmete son darbeyi indirdiler. Ama iyi ki hâlâ “modernleşmemiş” bir kitle var dünyada. Ve onlar hakikatin izini sürüyorlar.


 
Bunlardan biri de Malavili çiftçi Mary Sabuloni. O da gelenekten kopup, tarlasına zehir boşaltmaya başlamış. Kimyasal gübreyi bırakınca, topraktaki verimin düştüğünü fark etmiş. Ama sabredip bir süre bekleyince, sentetik gübresiz tarımın en az bir kat daha fazla verimli olduğunu keşfetmiş.
 
Araştırmış ve gübre görevi gören ağaçlardan tarlasına diktiğinde, verimin artacağını öğrenmiş. Bunun üzerine “gübre ağacı” olarak da adlandırılan “Faidherbia” isimli ağacı dikmiş tarlaya. Bu kez verimin iki kat daha arttığını görmüş...
 
Gübre alacak parası kalmayan Mariko Majoni’nin de elde ettiği hasat kendine yetmemeye başlamış. O da tarlasına, 2006’da gübre ağacı dikmeye karar vermiş. Sonuç mükemmel… Daha önce tarlasından 9 çuval darı alırken, şimdi 70 çuval darı almaya başlamış.
 
Majoni, “Toprağım daha zengin ve su tutuyor. Eskiden kendimizi zor geçindirirken, şimdi fazlasını satarak para kazanıyoruz” diyor.
 
Peki, ne bu “Faidherbia ağacı”, ne işe yarıyor, nereden bulunabilir? Türkiye’de de eksek olur mu?


 
Faidherbia ağacı toprakta azotu tutan Gliricidia, Tephrosia gibi ağaçlardan biri. Sanki varlık nedeni tarımı destelemek. Sanki değil aslında tam da bunu için yaratılmış.
 
Anavatanı Afrika olan bu ağaç, Afrika’nın yanı sıra Ortadoğu, Hindistan, Çin ve çevresindeki ülkelerde de aynı amaçla ekiliyormuş.
 
Gübreleyici ağaç, verim için inanılmaz yararları olan bir tür. Toprağın su tutmasını, erozyon kontrolünü, karbon tutumunu sağlıyor, azotu artırıyor. Pek çok ağaca göre ters bir yaprak açma ve dökme özelliğine sahip.
 
Bu ağacın olduğu bir tarlaya ekilen buğday benzeri tahıllar yeşermeye başlayıp, yağış ve güneşe ihtiyaç duyduğunda yapraklarını döküp, uykuya geçiyor. Dökülen yapraklar gübreye dönüşüp, toprak ve ürün için besine dönüşüyor. Bu sayede bitkiye gölge de olmamış oluyor. Hasat yapılır yapılmaz uyanıp yeniden yaprak açıyor, ta ki yeniden ekim yapılıp bitki yeşerinceye kadar.
 
Ölü sanılan her canlı gibi toprak da tam bir hayat kaynağı... Normal şartlarda sıradan bir yüzey toprağının 1 gramında bile yaklaşık 100 milyar bakteri, maya, küf, tek hücreli su yosunundan diyatomlar ile diğer mikroskobik canlı yaşar. Maalesef dışarıdan eklenecek her tür sentetik, toprağı işleyip verimini artıran solucanlar ile diğer organizmaların ölmesine dolayısıyla da verim sorununa yol açarlar.


 
Bu yüzden toprak kimyasal gübrelere bağımlı hale gelir. Neticesinde de toplum kendi tabiî kaynaklarını, küresel yalanlara kurban etmiş olur. Oysa hakikat, bilimi kendilerine maske yapan sözde aydınların dediğinden çok farklı…
 
‘Zambiya Koruyucu Tarım Merkezi’, Faidherbia ağacının bulunduğu tarlalardaki darı veriminin hektar başına 4,1 ton iken, diğer arazilerde bu rakamın 1,3 tonu geçmediğini belirtiyor. Batılıların Afrika toprakları için ağızlarının suyunun aktığı daha iyi anlaşılıyor mu?
 
Malawi araştırmaları, bu ağacın gölgeliğinde yetişen bitki veriminin, gölgeliğinde olmayanlara oranla yüzde 280 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu gelişmeler birçok Afrika ülkesini harekete geçirmiş ve verim artışı için tarlalara bu ağaç dikilmeye başlanmıştır.
 
Çeşitli bölgelerde Bambara, Balanzan, Goa, Harraz, Harraz, Garbi, Acacia, Ana Treee, Ağacı ve Winter Thorn gibi isimlerde verilen ve bir akasya türü olan Faidherbia ağacının yararı bu kadar da değil.
 
Faidherbia’nın bereketli bakla türü meyvesi, hem hayvan, yemi hem de tıpta kullanılıyor. Susuzluğa dayanıklılığı ve dikenli dallarıyla dikkat çekmekle kalmıyor, ayrıca 6 ila30 metreye varan boyu ve 2 metreye ulaşan çapıyla da muazzam bir kereste.
 


Bu ilginç ağaçla ilgili birçok soru geleceğini bilerek diyorum ki, bu ağaç Türkiye’de var mı bilmiyorum ama hiç duymadım. Türkiye’deki kurum ve kişiler, bu ve benzeri çözümlerle neden ilgilenmez? Onu hem bilmiyorum, hem de biliyorum. Hâlâ insan kalmaya yarayan “az gelişmişlik”, çoğu kez “liberal gelişmişlik”ten iyidir, bunu kesin olarak biliyorum.
 
İstirham ediyorum, her yazımdan sonra yağmur gibi gelen taleplerdeki gibi, benden fide ve tohum istemeye kalkmayınız. ‘Nereden bulurum’ diye de sormayınız. Bulabiliyorsanız lütfen bir adet de bana temin ediniz.
 
Lütfen toprağa zehir kusarak, dünya ve ahretinizi kirletmek yerine, bir adımda siz atıp gerisini getirin.
 


Ez cümle iyi ve verimli bir tarım için, nadiren sürerek ya da hiç sürmeyerek toprağa olabildiğince az rahatsızlık veriniz. Toprağı sürekli kendi hasat/bitki atıkları gibi tabiî maddelerle besleyiniz. Münavebeli ekim yaparak, birbiri ile barışık ve rekabetçi bitkileri yan yana ekiniz. Bu ağaç gibi verim artıcı ağaçları tarlanıza ekiniz. Haşerattan korunmak için kimyasallar yerine, geleneksel tarımsal koruyucular kullanınız.





19.09.2014 Bu yazi 4775 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri