Son Dakika
Cumartesi, 25 Kasım 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Gıda silah olarak kullanılınca...
Dünyanın bir bölümünde gıda sıkıntısı baş göstermişken, insan Reagan döneminde çıkarılan ve ‘savaştaki bir dünyada gıda silahtır’ ifadesini içeren Santa Fe belgesini hatırlıyor. ABD, Nikaragua, Küba ve Irak’a uzanan bir bölgede aç bırakmayı savaş stratejisi olanak kullandı.

Dallas DarlIng / Middle East Online

Dünyanın büyük kısmı gıda sıkıntısından ve gıda fiyatlarındaki küresel artıştan artık haberdar olduğuna göre, ABD Başkanı Ronald Reagan’ın 1980’lerde Orta Amerika’daki reform hareketlerine karşı yürüttüğü gizli savaşlara (Düşük Yoğunluklu Çatışmalara) dair bir belgeyi hatırlatmak istiyorum. ‘Uluslararası ilişkilerde barış değil, savaş normdur’ sözleriyle başlayan ve gizli savaşlara yol gösteren Santa Fe Komitesi’nin ‘1980’li Yıllar için Yeni İnter-Amerikan Siyaseti’ belgesini bilenler azdır. Burada ‘Savaştaki bir dünyada gıda silahtır’ denildiğinin ve ABD’nin batı yarımküredeki gıda üretimi ve ticaretini denetleyerek, bunu bir manivela ya da siyasi silah olarak kullandığının bilincinde olanlarsa daha da azdır.

KIZILDERİLİLER BUFFALOSUZ BIRAKILDI

Zamanın başlangıcından beri gıda, ya denetlemek ya da insanları boyun eğene kadar aç bırakmak için silah olarak kullanıla geldi. Amerika kıtası da bundan muaf değil.

İlk Avrupalı sömürgeciler yerlilerin ekinleri yaktılar, soyu tükenene kadar avladıkları yabani hayvanlar gibi diğer besin kaynaklarını yok ettiler.

Amerikan Devrimi ve İç Savaşı sırasında çiftlikleri ve kırsalı yağmalamak orduların yaygın uygulamasıydı. Sivil halkın sakladığı gıda, tahıl, pamuk ve diğer malların konulduğu tüm depoların ateşe verildiği Atlanta saldırısı bunun pek çok örneğinden biridir.

ABD hükümeti anlaşmalarla (idari emirlerle) madencileri, çiftlik sahiplerini ve çiftçileri Batı’ya gitmeleri konusunda cesaretlendirdi. Bunun sonucunda topraklarının gasbına direnen ova kızıl derilileriyle karşı karşıya gelindi. ABD hükümeti, Kızılderili Bürosu ve Amerikan ordusu, büyük buffalo sürülerinin yok edilmesi için sistematik bir siyaseti uygulamaya başladı. Göçebe ova kızıl derilileri gıda, barınak, giysi, araç-gereç ve silahları için buffalolara bağımlıydı. Buffalo ayrıca kültürlerinin ve dini törenlerinin önemli bir unsuruydu. 1800’lerin sonlarına kadar yaklaşık 30 milyon buffalo öldürüldü. Ova kızılderilileri hükümetin gıda yardımına bağımlı olarak kendilerine ayrılan bölgede yaşayabilir ya da hiçbir yiyeceğin olmadığı ovalarda yaşamak için kaçarak, açlıktan ölebilirdi.

Filipin ayaklanmasını bastırmak için Amerikan birlikleri 1898 İspanya-Amerika Savaşı’nda ekinleri yaktı. Bir askerler sadece bir bölgede ‘300 bin kişiden 100 bininin açlıktan öldüğünü’ yazmıştı.

Başkan Howard Taft’ın Dolar Diplomasisi’yse, ABD tekellerinin Latin Amerika’da toprak ve kaynak denetimini sağlayıp, işçileri sömürebilmesi için ABD ordusunu kullandığı bir hileydi. 1920’lerin ortasındaki ve sonundaki bunalım gıdayı özelleştirmenin yanlışlığını gösterdi. Bu dönemde çiftçiler umutsuz bir çabayla fiyatları yükseltmek için ekinlerini yok ederken, ekmek isyanları ve açların yürüyüşü olağan manzara haline geldi. Etrafta ‘Zengin Çiftçileri Silahsızlandır ama İşçileri Silahlandır’ veya ‘Açları Besle, Zenginleri Vergilendir’ sloganları görünüyordu.

1980’lerde Guatemala’nın El Quiche bölgesine yaptığım ziyareti hâlâ hatırlıyorum. Maya çiftçiler, yardım görevlisi işçiler, rahipler ve rahibelerle birlikte toprak ve eşitlik için savaşan Guatemalalı gerillalara katılmıştı. ABD’den silah sağlayan Guatemala hükümeti yüzlerce Maya köyüne karşı toprakları küle döndürme siyaseti uyguladı. Dağlık bölgelere kaçanlar ordu tarafından sarıldı ve gıda tedarikleri kesildi. ‘Silahlar ve Fasulyeler’ adlı harekât açlık içindeki kalan yerlileri dağlardan indirip, ‘model köylere’ yerleşmeye zorladı. Vietnam’daki ‘stratejik köyleri’ çağrıştıran söz konusu model köylere girdikten sonra Guatemalalılar hükümetin inşaat projelerinde çalıştırıldı.

Yetersiz beslenmenin yaygın bir sorun olduğu Guatemala’nın yamaçları da mülteci kamplarıyla doldu. Devasa borcunu ödemek için hükümet yerlilerin toprağını gasp edip, ticari çiftlikler ve hükümet denetimindeki çiftçilik koperatifleri kurdu. ‘Mısır İnsanları’ denilen Mayalar ABD gibi sanayileşmiş ülkelere ihraç edilen bezelye, ahududu, ananas ve çilek yetiştirmeye zorlandı.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası da Guatemala’nın 20. yüzyılın ‘gelişen’ pazarlarında yer alması için kapitalist reformlar dayattı.

Santa Fe Belgesi ayrıca Sovyetler Birliği’ne karşı savaşında Orta Amerika’nın ABD’nin yumuşak karnı olduğunu belirtiyor ve ‘hiçbir şey zaferin yerini tutamaz’ diye iddia ediyordu. Böylelikle ABD, Nikaragua’nun balıkçı filolarının bombalanmasına ve çiftliklerin yanında gıda malzemelerine de saldıran Kontraların finanse edilmesine onay verdi.

1990’daki seçimde bazı Nikaragualılar mideleriyle oy verdiklerini söylüyordu. Küba’ya karşı uygulanan ambargo, 1990’larda Irak’ta onbinlerce çocuğun ölümüne yol açan ağır ekonomik yaptırımlar (ABD’nin Irak’ın bazı bölgelerinde belli grupları teslim olmaya zorlamak için yine gıdayı silah olarak kullandığına dair kanıtlar mevcut) ve Meksika’daki Mayaları isyana sevk eden 1994 tarihli Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması, ABD’nin yardımsever imparatorluk imajını çürütüyor.

AÇ KALMAMAK TEMEL BİR HAK

Gıdayı silah olarak kullananlar sadece Zimbabwe Devlet Başkanı Mugabe’yle Birmanya’daki askeri cunta değil. ‘Düşük Yoğunluklu Savaşlar’, uluslararası ticari engeller ve yaptırımlar, şirket politikaları ve bağlayıcı borçlarla Reagan ve oğul Bush’un yönetimindeki yeni muhafazakârlar da aynısını yapıyor. First Lady Laura Bush çok doğru olarak gıda fiyatlarındaki ani artışa ilişkin daha fazla şey yapılması için dünyaya çağrı yaparken, kendi ülkesinin tarihine ve gıda arzı üzerindeki etkisine dair daha fazla şey öğrenmek isteyebilir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde “Herkesin uygun sağlık koşullarındaki bir hayat standardına hakkı vardır... gıda buna dahildir” deniliyor.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Anlaşması’ndaysa şu ifadeler kullanılıyor: “... herkesin açlık çekmemeye yönelik temel hakkı için dünya gıda arzının ihtiyaca göre adil dağılımının sağlanması amacıyla bireysel ve uluslararası işbirliğiyle önlemler alınmalı ki, gıda üretimi, muhafazası ve dağıtımına dair özel programlar ve geliştirilmiş metodlar buna
dahildir
”. 1974 tarihli Dünya Gıda Konferansı Genel Oturumu 3180 sayılı kararında da “Fiziki ve zihinsel melekelerini tam olarak geliştirip, korumaları için her erkek, kadın ve çocuğun açlık ve yetersiz beslenmeme çekmeme yönünde yadsınamaz hakkı vardır” deniliyor.

Gıda hakkında kafa patlatılacak bazı noktalar şunlar:

- Gıda, doğal bir hak olarak mı görülmeli?

- Gıda yokluğunda gerçek bir demokrasi ve özgürlük olabilir mi?

- Gıdanın siyasi ve askeri bir silah olarak kullanılması terör değil midir?

Neticede BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, dünya gıda krizini tartışırken “Açlık, uğruna mücadele ettiğimiz her şeyi boşa çıkartıyor” dediğinde belki de haklıydı. Özellikle de bu açlık, gıdanın silah olarak kullanılmasından kaynaklanıyorsa.

Bir ‘silah’ olarak gıda (1)

Bir ‘silah’ olarak gıda (2)

Bir ülkenin GDO'yu ret hakkı bile yokmuş

30.07.2009 13:29:00 Bu haber 5055 defa okundu
Gıda silah olarak kullanılınca...
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri