Son Dakika
Perşembe, 23 Kasım 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Eşikaltı operasyonlarının bir numarası Kemal Özer
Toplumları yönetme, yönlendirme, etki altında tutmak için geliştirilen birçok bilinçaltı (subliminal) teknik var, ne yazık ki bugün bu teknikler yaygın olarak kullanılıyor.

Materyalist batı tarzı kişiliğin inşası için özellikle tüketim çılgınlığı, inançları zayıflatma, seçme tercihlerini etkileme, seks düşkünlüğü empoze ediliyor/dayatılıyor.

Bu alandaki ön retlerinizi de kontrol etmek için -yani şuurun en derin alanı olan eşiği (eşikaltını) de aşmak için- türlü teknikler geliştirilmiş. Bu teknikler ise sinema, televizyon, basılı reklâm materyalleri, ambalajlar, moda, müzik, çizgi filmler, köşe yazıları, haberler dâhil çok alanda kullanılmakta… 

Bazen çok hoşunuza giden bir kitapta okuduklarınız sizi ‘farkına varmadığınız’ bir etki altına alabilir. Bu ince elenmiş ve sık dokunmuş çalışmanın içine serpiştirilmiş birkaç tehlikeli cümle, ahlakı tahribata veya imanınıza taalluk edecek fikirlerin oluşmasına ve yaygınlaşmasına sebep olabilir.

Bazen çok güvendiğiniz bir haber sitesinde bile okuduğunuz bir sağlık haberinin içinde geçen ve özenle yerleştirilmiş bir kelime bildiklerinizi dolayısıyla bilincinizi tersine çevirebilir.

Çok beğendiğiniz bir filmde gözlerinizle görmediğinizi sandığınız ancak gözün görüp beyninizin/şuurunuzun eşik altına taşıdığı, bir sembol/ikon/resim, bir yazı veya kulaklarınızla duyamadığınız ancak bilinçaltınızın algıladığı bir müzik veya sinyal sizi etkiler hatta yeni bir kişiliğe bürünmenize bile neden olabilir.

Her yeri kapalı ancak ‘beli dapdar’ (ki artık neredeyse kadınların ezici çoğunluğunun giyimleri böyle) giyindiği için kalçası ve göğüsleri gibi avretleri teşhir edilen bir bayan, karşılaştığı birçok kişinin cinsel çağrışımlarını tetikleyebilir.

Pilisiz üretilen ve beli iyice düşürülmüş erkek pantolonları ve sırt kısmı daraltılan erkek gömlekleri, böyle giyinen erkeklerin avret mahallini teşhir ettiği için kadınlar için cezp edici olabilir. 

Gizlenmiş mesajlar’in kısa tarihine göz attığımızda, bir gazete, dergi veya televizyon reklâmında, bir kadının elinde tuttuğu şeyin bir erkek cinsel organı olduğunu, girift hâle getirilmiş resimlerde cinsel birleşme figürlerinin yerleştirildiğini, bir şişenin ağzından fışkıran içeceğin sperm boşalması şeklinde tasarlandığını, kısaca hemen her profesyonel reklâmda cinsel figürler, şeytan sembolleri, korku ve ürperti görüntülerinin ustalıkla yerleştirildiğini görebiliriz.

Sadece yabancı reklâmlarda mı? Elbette hayır! Yerli yabancı fark etmiyor, amatör bir elden çıkmayan hemen her reklâmda ne yazık ki durum böyle… Dikkatle baktığınızda yerli yapım basit bir parfüm şişesi reklâmına tam sekiz farklı cinsel sahne gizlenmiş.

Yapılan bir deneyde, ilk bakışta hiç cinsellik içermeyen (ya da öyle zannedilen) bir kısa filmi izleyen 18-20 yaşlarındaki delikanlıların (filmde kullanılan 25. veya 31. kare tekniklerinin ve gizli film müziğinin etkisiyle) hemen hepsinde penis sertleşmesi görülmüş. Aynı filmi izleyen genç kızlarda da sonuç farklı değil. 


Bir sigara firmasının kadınların az sigara tükettiği bir Asya ülkesinde kullandığı ‘Güzel kadınlar sigara içer’ sloganlı reklâmının bu ülke kadınlarında sigara tüketimini ciddi oranda artırdığı ve bir haber içinde geçen ‘biranın göbek yapmadığı belirtildi’ ifadesinin şişmanları bira tüketimine ittiği belgelenmiş.

* * *

Geçen hafta Hürriyet gazetesi köşe yazarı Vahap Munyar’ın köşesinden çarpıcı bir eşikaltı saldırısı örneği yer almıştı. Herkes, insanların fare gibi ilaç deneylerinde kullanılmasını eleştirirken burada Roche’nin Türkiye görevlilerinden bir bayanla yapıldığı iddia edilen ve her cümlesi uzman eliyle kaleme alınmış bir sözde mülakat yer almıştı. 

Bu mülakatta “Belki onlarda da ölümü hızlandırmıştır...” şeklindeki soruya “Aksine, genelde ömürleri 3 ay kalmışsa 1 yıla çıkıyor...” şeklinde bir cevap verilerek işin hangi noktalara vardırıldığı dikkatlerden kaçmıyordu.

Geçtiğimiz günlerde yine Hürriyet’in yazarlarından Mehmet Yaşin’in köşesinde “Akşam misafir davet edip sabah pişman oluyorum” başlıklı bir yazı yer aldı. Yaşin ünlü biri değil, ancak CNN Türk’deki ‘Yol üstü lezzet durakları’ adlı programı izleyenler hatırlarlar. Şeklini şemalını beğenmediği veya değerleriyle Anadolu kültürünü yansıtan kişilere karşı emir kipleri kullanan ve kendi mekânında bu kişileri aşağılayan Mehmet Yaşin’in köşesinde yer alan bu sözde mülakatta, tam bir bilinçaltı faaliyeti yapılıyor.

Yazı, “Dilek Başarır, büyük bir gıda işletmesinin başında olmasına rağmen mutfağa girmeyi, yemek yapmayı çok seviyor ancak vakit bulamıyor” diye başlıyor. Sonra mutfağa ve özel hayata dair birkaç gereksiz soru ve cevapla devam ederken dananın kuyruğu birden kopuveriyor veya şecaat arz ederken niyetlerini açık ediveriyorlar.

Ancak Dilek Başarır’ın kim olduğu, neyi başardığından hiç söz edilmiyor. Bir köşe yazısına sığdırılacak büyüklükte sözde mülakattan mezkûr kişinin kendi işlettiği ancak oldukça hacimli bir lokantanın patronu zannediyorsunuz. Ancak işin aslı öyle değil.

Dilek Hanım bize “Öğlen yemekleri için tercihim McDonalds, çünkü artık her türlü seçenek var. Biz fast food değil, hızlı servis restoranı diyoruz. Gerçekten çok iyiydi ama dengeli olmak koşuluyla. Resmen ödül olarak yiyordum bunları. İşin içine girdikten sonra çok daha fazla yiyebileceğimin farkına vardım. Eskiden kendimi daha fazla kasıyordum, sonra gördüm ki, bir hamburgerin bir buçuk köfte ve iki dilim ekmekten hiçbir farkı yok” diyor.

İster istemez ‘Bir dakika bir lokantanın patronu insanları nasıl olur da McDonalds’a yönlendirir?’ diye düşünüyorsunuz. Ama karşımızdaki kişi ilginç. ‘Fast food’ tüketime yapılan eleştiriye karşı gardını alıp ‘hızlı servis restoranı’ tabirini kullanıyor. Dahası McDonalds’ın tüm dünyada bağımsız ve objektif bilim adamlarınca eleştirilen, mutlak uzak durulması önerilen fast food ürünlerini ‘bedenine sunduğu bir ödül’ gibi sunuyor. Bu cümle, sanki bir eleştiri cümlesi gibi sunuluyor. Oysa müteakiben gelen “işin içine girdikten sonra çok daha fazla yiyebileceğimin farkına vardım” cümlesinde işin sırrını çözüyorsunuz.  Bu kişi bir McDonalds çalışanı...

Bir arama motoruna ‘Dilek Başarır’ yazdığınızda McDonalds firmasının yeni Türkiye Genel Müdürü olduğunu anlıyorsunuz. 
 
Çiçeği burnunda genel müdür Yaşin’e “Eskiden kendimi daha fazla kasıyordum, sonra gördüm ki, bir hamburgerin bir buçuk köfte ve iki dilim ekmekten hiçbir farkı yok” diyor. 

Şimdi düşününüz bu yazar, yazısına bu şekilde değil de, ‘McDonalds firmasının yeni genel müdürü…’ şeklinde başlasaydı acaba bu bilinçaltımızı etkileme amaçlı bu reklâmı kaç kişi okurdu? 

Eminin Hürriyet okurlarının binde biri bile okumaya değer bulmazdı. Ama gizli PR’ı kim bilir kaç yüz bin kişi okudu ve bunlardan kaçı bu ‘eşikaltı büyücülüğü’ fark etti? 

Bu nedenle hangi mecrada olursa olsun her yazarın yazısı sadece okunup geçilmeyeceği gibi, hiçbir reklâmın da masum olmadığı asla unutulmamalı.

Özellikle HD özellikli televizyonlar, dijital platform yayıncılıkları, sinema tekniğine sahip elektronik aletler, çok fonksiyonlu cep aletleri, özellikle batı menşeli film ve çizgi filmler, yerli/yabancı reklâmlar, semboller, ikonlar, popüler müzikler, çocuk ve genç kıyafetlerine işlenen yazı, resimler ve semboller, moda adıyla pazarlanan özel amaçla tasarlanmış kadın veya erkek kıyafetleri, oyun ve oyuncaklar, aşılar, ilaçlar, gıdalar… Ne yazık ki bütün bunlar çocuğunuzu yani geleceğinizi elinizden alabilir!.

Çok zeki sandığınız yeni nesil çocuklar, ‘bunu nereden duydu’ dediğiniz cümleleri, eşyaları, hasletleri, hazları, heyecanları, ürünleri; oyalamak veya başınızdan savmak için emanet ettiğiniz çizgi film ve dizi adlı modern sütanne veya bakıcılardan duyuyor olmasın?

Bizden hatırlatması…

iyibilgi.com

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 1 yorum)
  • ky
    MİLLİ ALGI MERKEZİ ŞART !
    • İnançları bile sarsan bu karanlık savaşla beyinler çözülüyor, pelte gibi oluyor. Yalan yanlış bilgi bombardımanı altında toplum ne yapacağını bilemiyor. Derin tarihi geçmişi olan milletler bile gözlerine far tutulmuş tavşanlar gibi şaşırmış ve çaresiz. Yaşamsal sorunlarda bile beyinler donmuş, insanlar boş boş bakıyor. Sanki zaman tünelinde aklımız ve dimağımız kayboluyor. • Dış dünyadan bulaşan algı virüsü uyutuyor, aldatıyor ve algımızı ele geçiriyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız istenenleri yapıyor, küresel algının figuranı oluyoruz. Algı yeteneğimiz bozulduğu için tehlike ve felaketler bitmek bilmiyor. Milyonlarca insanı sokağa döken algı savaşı, dalga dalga üstümüze geliyor. • Dünyayı sarsan birçok sorunun altında sinsice sürdürülen algı savaşı vardır. Ülkemizi dünya devi yapacak bilim ve teknoloji hamlesini önleyen kısır tartışmalar, sinsice sürdürülen hep bu algı savaşının eseri. Bu savaşın farkına varmadan ve sorunu çözecek temel algıyı oluşturmadan kaosdan çıkmak mümkün değil. Bunu yapacak olan da ; Ulusal Algı Merkezi’dir. • Topraklarımızı korumak için milli bir orduya ve toplum güvenliği için de polis teşkilatına neden gerek duyuyorsak, çağımızda beynimizi, zihnimizi, algımızı koruyacak bu kuruma çok daha fazla nedenle ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü sahip olduğumuz her şeyi yöneten bu değerli merkezi korumak zorundayız. Çünkü saldırılar doğrudan veya dolaylı olarak algımızı ele geçirmeye yönelmiş bulunuyor. Sağlıktan ekonomiye, kültürden milli güvenliğe her türlü küresel tehlikeyi algılayan, küresel medyanın algı yönetimini izleyen ve ulusal refleksleri yöneten ‘Ulusal Algı Merkezi’ acilen kurulmalıdır. • Hiçbir toplum en değerli hazinesi olan algısını korumasız bırakamaz. Toplumu uyutmaya, aldatmaya ve algısını yönetmeye çalışan her türlü bilinçaltı kurgulamaya karşı caydırıcı yaptırımlar getiren ‘Ulusal Algıyı Koruma Kanunu’ hemen çıkarılmalıdır. Her şeyden önce zihinsel özgürlük için. Yoksa, esareti özgürlük zanneden gönüllü köleler olacağız, hem de güle oynaya. Bizi kim koruyacak? Kamuoyu için İyibilgi ve Gida Hareketi öncülük etmeli.
    01.12.2011 21:34:57
01.12.2011 Bu yazi 3281 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri