Son Dakika
Cumartesi, 29 Şubat 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Domuz eti faciası Prof Dr Sefa Saygılı
Dinimizde eti yenecek hayvanlar bellidir. Ancak bu hayvanların da hakkı vardır ve bunun insanca, dünyadaki diğer yaratıklara saygı göstererek, eziyet etmeden ve alçakgönüllü davranarak etlerinden yararlanılmalıdır.

Domuz, eti yenilmesi yasak olan hayvandır ve Kur’an’da açıkca haram oluşu zikredilmiştir. İslâm ülkelerinde neredeyse hiç yenmez ve aksine adının anılması bile tiksinti doğurur.

ABD ve Avrupa ülkelerinde ise çok ucuza mal edilen domuz eti ve yağı çok tüketilir. Jonathan Safran Foer Siren Yayınlarından çıkan Hayvan Yemek (2012) ve William Reymond Pupa Yayınlarından çıkan Kötü Beslenme Zehirli Gıdalar (2012) adlı kitaplarında ABD’de domuz etini nasıl üretildiğini ve tüketildiğini anlatıyorlar. Bütün okuyucularımıza tavsiye ettiğimiz bu kitaplardan yararlanarak aktardığımız bazı hususlar:

·         Domuz, insan ve kuş virüslerine duyarlı tek hayvandır. Bu yüzden çiftlik domuzlarıyla insanlar arasında dolaşan virüslerin yakın gelecekte başlı başına küresel bir tehdit oluşturacağı konusunda bilimsel görüş birliği mevcuttur.

·         Tek bir domuza aynı anda iki farklı tipte virüs bulaştığında, virüslerin gen alışverişinde bulunma ihtimali vardır. Böylesi bir genetik değiş tokuş, herkesin kaptığı soğuk algınlığının bulaşıcı ve kuş gribinin öldürücü özelliklerine sahip yeni ve çok tehlikeli bir virüsün ortaya çıkmasına öncülük edebilir.

·         Domuzlar en çok açık havadan hoşlanırlar. Koşmak, oynamak, yemlenmek ve hafif bir esintinin serinliğinden faydalanmak için çamur ve suya bulanmak isterler. Ancak bugün güneş ve hava koşullarından arındırılmış, iklim kontrolü sağlanmış yapılarda yetiştirilirler. Üstelik çok sayıda hayvan dar alana sığdırılmıştır. Bu şekilde kapatılma domuzların bağışıklık sistemini çökertmektedir. Sinai çiftliklerde işlenmiş etler, işkence ve eziyet görmüştür, yiyen insanın bedeni ile bütünleşmektedir.

·         Artık domuzlar geleneksel çiftliklerde değil büyük sinai işletmelerde yetiştirilmektedir. Neredeyse tüm süpermarket ve restoranlarda satılan domuz etlerinin %95’i böyledir. Bu işletmelerde dört bir yanda acı çeken binlerce hastalıklı domuz ile onlara da acı verecek, mide bulandıran ağır bir kokuya sık rastlanır.

·         Sinai domuz çiftlikleri çevreyi kirletmeleriyle de bilinir. Domuzlar bol miktarda dışkı çıkarırlar. Bir domuz hergün bir insandan üç kat fazla atık üretir. Büyük miktardaki bu dışkılar, kötü idare edildiğinde nehirlere, göllere, okyanuslara karışırlar. Yaban hayatını yok eder; havayı, suyu ve karayı insan sağlığına zarar verecek ölçüde kirletirler.  Çevreyi tahrip eder, canlı alemle ilişkimizi bozar ve canlı domuzun eti obeziteye sebep olan ürünleri oluşturmak suretiyle kalp-damar sıkıntıları antibiyotiklere karşı direnç yetersizliği sorununa yol açar.

Günümüzde tipik bir sinai domuz çiftliğinde yıllık 3.3 milyon kilogram dışkı toplanır. Bu dışkı, kanalizasyona oranla 130 kat daha fazla atık üretir. Atık arıtma alt yapısı neredeyse olmadığı gibi tuvalet ve lağım boruları da yoktur.

·         Sinai çiftlik domuzlarının dışkısında tipik olarak rastlanan maddeler: Amonyak, metan gazı, hidrojensülfit, karbonmonoksit, siyanür, fosfor, nitrat ve ağır metallerdir. Ayrıca dışkı, insanları hasta edebilecek salmonella, kriptosporidium, streptokok ve giardia dahil yüzden fazla mikrobik patojene yataklık eder.

·         Dışkı artıkları su şebekelerine sızar. Amonyak ve hidrojensülfit gibi zehirli gazlar buharlaşarak havaya karışır. Futbol sahası büyüklüğündeki lağım çukurları taşmaya yüz tuttuğunda, tarlaları işgal eder. Veya bazen vahim nörolojik hastalıklara sebep olabilecek gazlar oluşturan saf dışkı buharını, kötü kokusu eşliğinde öylece havaya bırakır. Sinai çiftliklerin yakınında yaşayanlar, kronik burun kanamaları, kulak ağrıları, ishal ve ciğer yanması gibi rahatsızlıklardan yakınır.

·         Tahminlere göre tavuk, domuz ve sığır dışkısı ABD’nin 22 eyaletindeki 56 bin kilometrelik nehri kirletmiş durumdadır ve balıkları zehirlemektedir.

·         Sinai çiftliklerin yakınlarında yaşayanlar solumaya zorlandıkları dışkı buharı ile boğaz iltihabına, baş ağrısına, öksürüğe, burun akıntısı ve ishale yakalanmanın yanı sıra yoğun stres, depresyon, öfke, bitkinlik gibi psikolojik arazlara maruz kalırlar.

·         Dışkılardan ve kandan oluşan zehirli domuz atıkları bölgenin havasını, suyunu ve toprağını zehirlemeden önce, domuz ahırının altında toplanmış haldedir. Ayrıca idrar ve dışkı maddeleri de artıklarla birliktedir. Fakat bir dişi domuzun ağırlığı altında ezilip ölmüş olan domuz yavrularının leşleri de vardır. Ya da çok sık olarak doğrudan doğruya üst  üste yığılmayla oluşan sıcaklık ve karma karışıklıktan geriye dönüp kendi cinsini yiyen hayvan türüne dönüşen domuzların kanı. Dışkıdan, idrardan, kandan ve aynı zamanda yetişkin ve yavru domuz leşlerinden ve milyonlarca bakteriden oluşmuş berbat kokulu bir karışımdır bu.

·         Domuzlar daima saldırgan ve huysuz hayvanlardır. Geldikleri yerlerde uyuşturulmadan söküldükleri için artık dişleri yoktur. Zaten orada ağrıyı kesecek bir işlem yapılmadan kuyrukları da kesilmiştir. Çünkü üreticiler tek istikamete yönelik hayvanların önlerindekilerin birkaç santimlik kuyruğunu kemirme eğilimini fark etmişlerdir.

·         Domuzlar yem maliyetini düşürmek için hapsedilirler. Böylelikle daha az kalori yakarlar ve az yemle daha çok şişmanlarlar. Yetiştirilen anaçların %7’si kapatılma stresi ve yoğun yavrulamadan ötürü erkenden ölürler. Çoğu domuz tecritten dolayı ruh sağlığını kaybeder ve takıntılı davranışlar geliştirerek parmaklıkları kemirir, sulukları ezer veya idrar içerler.

·         Sinai çiftliklerde 30 bin domuz üst üste yığılabilmektedir. Hayvanlara su içirmek yaz aylarında onları serinletmek, çevre duvarlarını temizlemekte su kullanılmaktadır. Batı Amerika’nın on bir eyaletindeki kaynak sularının % 70’i hayvan yetiştiriciliği için yok edilmektedir. Talep o kadar çoktur ki, ABD’yi çölleşme tehdidiyle karşı karşıya bırakacak duruma gelmiştir.

·         Yemlerine boca edilen antibiyotik, hormon ve diğer ilaçlar, tüm bu şartlara rağmen kesilene kadar domuzların çoğunu canlı tutar. Bu ilaçlar en çok, her sinai domuz çiftliğinde rastlanan solunum yolu rahatsızlıklarıyla mücadeleye yarar. Kapalı kafeslerdeki nemli ortam, stresten zayıf düşen bağışıklık sistemleri, biriken dışkı ve idrardan yükselen toksik gazlar, bu tür rahatsızlıkları kaçınılmaz kılmaktadır. Domuzların yüzde 30 ila 70’inde, kesilecekleri güne kadar farklı türlerde solunum yolları enfeksiyonları baş gösterir ve sadece bu enfeksiyonlar dolayısıyla ölüm oranları yüzde 4 ila 6’yı bulabilir.

·         Amerikan sürü hayvanlarının yüzde 80 ila 90’ı enjeksiyon yoluyla geliştirici hormon almaktadırlar.  Bu oran sanayileştirilmiş usulde yetiştirilen hayvanlarda yüzde 100’e ulaşmaktadır. Üreticiler için kazanç getirmesi beklenenin boyutu olduğunu söylemek gerekir. Verilen hormonun bir dozunun maliyeti nadiren bir doları geçerken iskelet satılırken sağlanan ilave kazanç 30-40 doları bulmaktadır. Bu, yılda 542 milyon dolarlık bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Bu da obezite salgınını oluşturan faktörlerden biridir.

26.08.2012 Bu yazi 3963 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri