Son Dakika
Salı, 14 Temmuz 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Doktorluk nereye gidiyor? Doç Dr Kemal Yeşilçimen
• Geleneksel tıbbın her hastaya özel değer veren ‘hastalık yoktur hasta vardır’ anlayışında, hekimler hastanın dilinden ve ruhundan anlayan, onun bünyesine göre davranan kutsal bir otorite idi. Bu anlayışın hakim olduğu dönemlerde hastayı korkutan dev hastaneler, cihazlar ve fabrikasyon ilaçlar yerine, hekimin ilgisi ve şefkati vardı.

• Hastaları fabrikasyon robotlara benzeten yeni piyasa anlayışı ise, hastanın insani yönünü geri plana iterken hastalıkları ön plana çıkardı. Artık hastalar, hastalıkları birbirinin kopyası olan, aynı tornadan çıkmış robotlarmış gibi, aynı şablon tedavilerin konu mankeni.

• Bu yeni dünyada, giderek artan hasta sayısını kar amacıyla işleyen dev hastaneler seri imalat yapan fabrikalar gibi çalışıyor. Paket fiyatlarla kurulan hastalık borsasında satılık hastalıklar doktor, hasta ve hastanelerin beğenisine sunuluyor. Seç, beğen, al! Hastaneler ucuz fiyat biçilen hastalıklardan şikayet ederken, hastalar köşe bucak fark almayan hastane arıyor. Doktorlar ise riskli ve zor hastadan köşe bucak kaçıyor. Yaratılan bu moda herkesi hasta ediyor.

• Hastayı para kaynağı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşteriler için satılık hastalıkları, ilaçları ve teknolojiyi dayatıyor. Hekimlik mesleği de, hastalıkları önleyen bir sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezi gibi dev hastanelerde, hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren konfeksiyon işine dönüşüyor. Maneviyattan yoksun bu anlayış, hastaları, kesilip biçilen konfeksiyon ürünü, hekimleri de hayat kurtarma ve sağlığa kavuşturma şevk ve heyecanından yoksun konfeksiyon işçisi olmaya zorluyor.

• Sevilen, sayılan ve kutsal otorite kabul edilen hekim algısı artık yok! Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil bürokratik işlemlerle ilgileniyor. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, borsada işlem gören ve menkul değerlere çevrilebilen hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu. Hekimin ilgisi ve iyileştirici gücü ilaç, teknoloji ve paraya devrediliyor. Hekimin saygınlığı bile kariyeri, şöhreti ve aldığı ücreti kadar.

• Artık hekim ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmaları, ilaçları ve teknolojiyi kutsayan bu yeni tıp anlayışı, sağlığı korumak yerine, gittikçe büyüyen dev bir sektör yaratıyor. Sağlığın önündeki en büyük engel; hayatımızın her noktasına burnunu sokan, kurallar koyan, özgürlüğü kısıtlayan, tehdit eden ve hatta aforoz eden işte bu materyalist sağlık anlayışı. Bu maddeci anlayış, hastalıkları önleme yerine, sektöre para getiren tıbbi işlemlere odaklanmış durumda. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu zorlu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap. Hastalık ise bu hasta yaşam tarzında herkes için mecburi istikamet.

• Eskiden doktorlar tüm varlıklarını, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunmasına adamışlardı. Ecdad yadigarı Haseki, Haydarpaşa, Vakıf Guraba gibi hastanelerin başını çektiği Osmanlı vakıf hastaneler sisteminde, para kazanma değil, hayır işleme, sevap kazanma anlayışı hakimdi. Dünyanın ünlü vakıf hastanelerinin örnek aldığı atalarımızın vakıf sistemini ne zaman örnek alacağız? Bu vakıf hastaneler sistemi ticareti değil sağlığı esas alıyordu. İnsanı parçalayan parça başı performans ucubesi geçerli değildi.

• Peki şimdi nasıl? Küresel sağlık sisteminin uygulandığı ülkemizde doktorlar, sağlıktan değil hastalıktan para kazanıyor. Performans adı verilen bu sistemde ne kadar hasta bakar, ne kadar ameliyat yaparsanız o kadar para kazanıyorsunuz. Daha fazla para kazanmanın yolu daha fazla hastalıktan geçiyor. Daha fazla kar etmek hırsıyla her alana yayılan piyasa tanrısı, sağlığımızı yarış pistine çevirirken sağlık çalışanlarını da para hırsıyla koşturulan yarış atı yapıyor. Bu yarışta kullanılan ‘Performans’ adı verilen kırbacın amacı, trilyon dolarlık küresel değirmeni döndüren bu yorgun atları koşturmak. Hedefi ise ilaç ve teknolojinin üretim dağlarını öğütmek. Bu değirmen, gerçekte hastalıkları değil sağlık ve hayatımızı öğütüyor. Uygulandığı her yerde hasta sayısını ve ölümleri azaltmıyor, aksine artırıyor.

• Sağlığı ticarileştiren ve daha fazla para kazanmaya dayanan bu sistem; zincir hastaneler, ithal doktorlar ve milyar dolarlar getiriyor. Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temizleme ise bu yapı için çöküş getiriyor. Hastalıkları önlerseniz zincir hastaneler, ilaçlar, cihazlar ve gittikçe büyüyen trilyonlarca dolarlık sektör ne olacak? Piyasa canavarının yaşaması için artan hasta sayısının kurban olarak verilmesi gerekiyor. Kurulan acımasız sistemin temeli bu. Hastalıkların önlenmesi, hastalıktan beslenen bu canavarı aç bırakıyor. Doktorlar ise bu canavarı beslemek ve onun kölesi olmak istemiyor. Çünkü dayatılan bu kölelik, hekimliğin ruhuna aykırı. Sorun özgürlük sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu.

• Amerika’da hekimler kendilerini korumak için aldığı ücretin önemli bir kısmını sigortaya harcıyor. Hastalar ise, hastalıkları önlemek için değil, hasta olduktan sonra tedavi olabilmek için milyarlarca doları özel sigortalara ödemek zorunda kalıyor. Artan sağlık harcamaları ise, kar etme telaşında olan sigorta şirketlerini doktor ve hastalarla mahkemelik hale getiriyor. Doktor ile hastanın arasına kara kedi gibi giren bu sistem, iki tarafı birbiriyle çatıştırıp kanlı bıçaklı hale getirirken, yine iki tarafı sigorta yapmaya zorlayarak milyarlarca doları hiçbir riske girmeden cebe indiriyor.  Hastaların kanı, canı, gözyaşı, doktorların emeği ve her çeşit stresi, bu sistemi kuranların cebine para olarak akmaya devam ediyor.

• Hastayı para olarak gören bu sistem, hekimin iyileştirici gücünü de paranın gücüne devrediyor. Paranın karşılığı ise her zaman sağlık olarak dönmediği için, hastanın hekime olan saygı ve güveni sarsılıyor. Müşteri haline getirdiği hastayı kışkırtarak çatışma ortamı yaratan bu anlayış, her iki tarafı mahkemelik hale getiriyor. Özel hastanelere verecek parası olmayan hastalar, küçültülen kamu hastanelerinde boş yatak bulamayınca faturayı doktora kesiyor. Gün geçmiyor ki bir doktor veya bir sağlık görevlisi dövülmesin, taciz edilmesin veya öldürülmesin. Hastaneler kavga dövüş ve cinayet mekanı oldu. Doktora ve sağlık çalışanlarına şiddetin nedeni, hastaneleri Afrika’nın vahşi otlaklarına çeviren işte bu merhametsiz anlayış. Bu anlayışın sırtlanları yavru ceylanlara saldırıyor, parçalıyor, yok ediyor ve bizler de seyrediyoruz.

• Kutsal vakıf şifahaneleri yerini alan ve kar etmezse kapatılmakla tehdit edilen dev hastanelerde hekimler çaresiz. Bu dev hastanelerin hastalıkları önleme işlevi ise budanmış durumda. Sosyal Güvenlik Kurumları ve hazinenin oluk gibi akıttığı harcamalar, ülkemizi yiyip bitiren hastalık canavarının beslenmesi için gerekli. Yoksa hastaya susayan ve sürekli hasta üreten bu sistem her an çökebilir. Oysa ki bu sistem yüzünden devlet ve toplum yapısı çöküyor, kimse farkında değil.

• Ranta dayalı bu hastalık canavarının performans kırbacı ahlaki, insani ve vicdani değerleri yok ederken hekimleri maksipuan peşinde koşan paramatik robotlara dönüştürüyor. Hekimler ise yaptıkları her hizmetin parayla ölçülmesinden ve paragöz olarak anılmaktan rahatsız. Hekimler beyinlerine taksimetre takılmasını istemiyor, bütün sıkıntı bu. Hastalıkları önlemeyi ve bilimi esas alan hekimleri çıldırtan, işte bu anlayış.

• Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsı. Bir yanda ekonomik endişeler, öbür yanda ayaklar altına alınan bilim ve ahlaki değerler. Hekimler ise insani ve ahlaki değerlerinin aşınması karşısında sahipsiz. Birçok hekim, bu hastalıklı sistemi değiştirecek demokratik ve bilimsel ortamı bulamadığı ve çaresiz kaldığı için böyle adaletsiz ve vicdansız bir dünyada yaşamak istemiyor. Karıncayı bile incitmeyen insancıl bir kültürün hekimleri, ahlaki ve insani değerlerini kaybetmek istemiyor. Ya doktorluğu bırakıyor, ya da bu dünyaya küsüyor. Hayat kurtarmak için çırpınan bir insan kendi hayatına neden kıysın?

• Sağlığa odaklanan doktorlar, para etrafında dönen bu dünyada yaşamak istemiyor. Sağlık ve hastayı metalaştıran, pazarlama görevi verdiği hekimi de komisyoncu duruma düşüren bu sisteme, doktorlar alet olmak istemiyor. Herkesi hasta, hastayı müşteri ve her şeyi de para olarak görme anlayışı işte bu nedenlerden dolayı sağlık ve hayatımız önündeki en büyük engel. Bu engel sanıldığı gibi tıp kurumu veya bilim dünyası değil, hasta ile doktor arasına karakedi gibi giren, tıp ve bilimi de zorla bu yola sevk eden işte bu hastalıklı sistem.

• Bu sistemde hastalıkların artmasına, hekimlerin de vicdan azabından bunalıma girmesine şaşmamak gerekir. Çünkü hekimler yüksek ahlak ve insani değerlere göre yetiştiği için, zorla dayatılan bu vicdansız anlayışa uyum sağlayamıyor ve bu maddeci sistem onları derinden sarsıyor. Hekimleri hasta eden ve intihara sürükleyen işte bu çelişki. Bu hastalıklı sistem değişmediği sürece hekimler, zihinsel depresyon ve dağınıklık içinde dünyaya küsmeye devam edecektir. Hasta tedavisini olumsuz yönde etkileyen bu durum vicdani, ahlaki, insani değerler yok oluncaya ve doktorlar bu vicdansız maddeci dünyaya uyum sağlayıncaya kadar sürecektir.

• İnsanlık vicdanını ve sağlığı kanatan bu sistem mutlaka değişmelidir ama nasıl?

17.10.2012 Bu yazi 3641 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri