Son Dakika
Cumartesi, 27 Mayıs 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Deccal’den Türkiye Başbakanı’na mektup Kemal Özer
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’in 'Yiyeceği kontrol edersen, insanları kontrol edersin' cümlesi her şeyi özetlemeye yetiyor. ABD ve İsrail tüm adımlarını bu bilinçle atıyor. Ancak Türkiye’nin adımlarını buna göre attığını ve bu düşünceye karşı önlem aldığını söylemek şimdilik mümkün gözükmüyor.

O şeytan ki; Allah ona lanet etti. O (şeytan) da şöyle dedi: ‘Elbette senin kullarından intikam alacağım. Onları elbette saptıracağım, mutlaka boş umut ve arzulara düşüreceğim. Onlara mutlaka emredeceğim, onlar da hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine Allah’ın yarattığı tabi’i yapıları bozmalarını emredeceğim ve onlar da Allah’ın mahlûkatını ifsat edecekler.’ İyi bilin ki kim de Allah’ı bırakıp şeytanı ve benzerlerini dost edinir onun hoşlandığı şeyleri yaparsa, gerçekten o apaçık bir ziyana uğramıştır. Şeytan, o kendisine dost olanlara söz verir ve onları boş umutlara düşürür. Şeytanın onlara söz verdiği hususlar, bir aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Nisa Suresi 118-120 “Kim, Allah’ın nimetini, değiştirirse, şüphesiz Allah’ın cezası pek şiddetlidir.” (Bakara 211)

İnsanoğlu istediği her şeyi yapma yetkisine sahip değil. İnsanoğlu bilim ve teknolojinin kölesi değil, efendisi olmalı. Bir kimse herhangi bir fiili yapmadan önce onun ahlaki, dini ve sosyal açıdan meşruiyetini düşünmeli. Yapılacak fiilin insanlığı, diğer canlıları, çevreyi ve gelecek nesilleri nasıl etkileyeceğini düşünmek ve adımlarını buna göre atmalı.

Fakat herkes bu görüşte değil. Özellikle de ABD ve İsrail. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’in 'Yiyeceği kontrol edersen, insanları kontrol edersin' cümlesi her şeyi özetlemeye yetiyor. ABD ve İsrail tüm adımlarını bu bilinçle atıyor. Ancak Türkiye’nin adımlarını buna göre attığını ve bu düşünceye karşı önlem aldığını söylemek şimdilik mümkün gözükmüyor.

Bugünlerde Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında GDO’lu ürünler geliyor. Türkiye GDO’lu ürünlere hukuki zemin hazırlayacak “Ulusal Bio Güvenlik Yasa Tasarısı”nı yasalaştırmak üzere. Siyasi irade, söz konusu yasa tasarısını tıpkı “kırmızı kitap” gibi saklayarak erişimi engelliyor. Muhtemel nedeni; tasarının ayrıntılı bir şekilde tartışılması, yükselecek çığlık ve olumsuzlukların bir bir ortaya serilmesi nedeniyle TBMM’nin etki altında da kalması ve IMF’nin dayattığı tasarının yasalaşmasının engellenmesi korkusu.

Söz konusu yasa tasarısının hazırlıklarına 2004’lerde başlansa da siyasetçilerin ve bürokratların kulaklarına kar suyu kaçırma süreci 1996’lara kadar uzanıyor. Tasarının hazırlık süreci ile ilgili toplantılara GDO’lu ürünleri istemeyen tüketici temsilcileri davet bile edilmezken, genetiği değiştirilmiş ve insanlığın ortak malı tohumları patenti altında geçirmede bir dünya devi olan ABD’li Monsanto’nun yetkilileri, toplantılara resmi davetli olarak katılmış. Hatta Tarım Bakanlığı’nın test çalışmalarında Monsanto, Pioneer ve Deltapine isimli yabancı tohum firmaları da yer almış. 

Özetle ‘GDO yasası’ demekte hiçbir beis olmayan “Ulusal Bio Güvenlik Yasa Tasarısı”, çok yakında TBMM’ye gelecek. Ülkesi ve insanlık bir tarafa, nefsini ve çoluk çocuğunu seven bir milletvekilinin bu tasarıya oy vermesi asla düşünülemez.  

Bu tasarı muhalefet partileri içinde çok önemli bir sınav. Özellikle muhalefetin Meclis kürsüsünden hakkı haykırıp haykıramayacaklarını göreceğiz. Halkçı olduğu iddiasındaki CHP’yi, milliyetçi olduğu iddiasındaki MHP’yi, büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla ilgili kitlelerden oy alan DTP’yi büyük bir sorumluluk bekliyor. Özellikle sadece Güneydoğu sorunları konusunda konuşan DTP için ülkenin diğer sorunları ile ilgili olup olmadığını şimdi gösterme vakti. 

Toprağımız yabancılara ‘peşkeş’ çekiliyor diyenlerin, ‘ülkemi seviyorum’ diyenlerin, ‘Montasanto’mu halk mı sorusuna ne münasebet elbette halk’ diyenlerin samimiyetleri, bu tasarının yasalaşma(ma) sürecinde test edilecek.  

Bekleyip göreceğiz. Ancak bu tasarının yasalaşması durumunda “elveda Türkiye tarımı, merhaba açlık ve hoş geldin Monsanto köleliği” (dünya çapında halen tohumculara kredi borcunu ödeyemediği için köleleştirilen 1 milyon çiftçi var) demekte hiçbir sakınca olmadığını buradan haykırarak, bir kıyamet vakıası Deccal, bir ülkenin Başbakanı’na mektup yazar mı bilmiyoruz. Ancak farz edelim ki yazdı. O halde acaba hangi acı gerçekleri itiraf ederdi?  

İşte o mektup: 

“Sayın Başbakan!

Mektubuma öncelikle bir teşekkürle başlamak istiyorum. 1996 yılından bu yana yasalaşması için her türlü alavere ve dalavereyi çevirmemize rağmen bir türlü başaramadığımız –sözde– ‘Ulusal Bio Güvenlik Yasa Tasarısı’nın Bakanlar Kurulu’nda görüşerek imzaya açmanızdan nasıl mutlu olduk anlatamam. Çok ama çok teşekkür ederim. 

Bizim çocuklar tasarının çalışmalarında Tarım Bakanlığınız görevlilerine büyük katkılar sundular.  

Bize kimileri ‘şeytan’ diyor kimileri ‘deccal’. Bunların hiç önemi yok. Herkes istediğini söyler, biz işimize bakarız.  

Dedelerinizin 1071’de Malazgirt’i ele geçirmesinden beri huzursuzuz. O gün bugündür, geri alma hayallerini yaşıyorduk. Siz de takdir edersiniz ki 150 yıldır ve özellikle 31 Mart 1909’dan bu yana doğru buna gerek de kalmadı. 

Ülkenizde bizden çok kimse var. Bizim elimizde olsa bu kadar rahat edemeyebilirdik. Ancak bu yeni yöntem daha iyi ve daha maliyetsiz. 

Sayın Başbakan!
Dünyada olduğu gibi, ülkenizde de bizim gerçek niyetimizi çözen bazı haşarılar var. Lütfen onların kulağını çekin ya da bize teslim edin biz icabına bakarız. Onlar o kadar ileri gittiler ki; bizim dünyanın en zengin ve insanlığın ortak mirası olan tohumları ele geçirip, adımıza tescil ettireceğimizi biliyorlar.

Açlığa çözüm olduğu palavrasıyla sunduğumuzu ancak gerçek niyetimizin bu olmadığını, bu transgenik tohumları çiftçilere fahiş fiyata satacağımızı, bununla da kalmayıp bu ebter tohumlarla floranızın tümünü ele geçirip sizi sömüreceğimizi, kısır tohumlarla çocuklarınızı kısırlaştırıp kökünüze hibrit dökeceğimizi de biliyorlar. 

Onlar, bizim Siyonizm ve Evangalizm’in taşeronu olduğumuzu, ne yapıyorsak onların menfaatleri ve benliğimiz haline gelen sömürgeciliğimizden olduğunu da biliyorlar. 

İsimlerimizi Rockefeller, Monsanto, Cargill, Bill Gates, Hazera, Pioneer, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta olarak adlandırsak da aynı amacın parçaları olduğumuzu da biliyorlar. Elbette tek şirket olacak halimiz yok. Yoksa bu feryat hiç dinmez ve açık veririz. 

Bu kölelik yasasını çıkarıncaya kadar ve ipleri tümüyle elimize alıncaya kadar şirin gözüktüğümüzü, sonrasında sahibinin kölesine nasıl davranıyorsa tıpkı öyle, hatta daha fazlasını yapacağımızın da farkındalar.  

Amacımızın insanlığı köleleştirme olduğunu bildikleri gibi ilaç endüstrisine, tatlandırıcı endüstrisine, petrol endüstrisine, sağlık endüstrisine, veterinerlik endüstrisine, gübre ve tarım ilaçları endüstrisine sahip olduğumuzu, hatta sözde bilim adamlarını satın alarak sahibi olduğumuz sözde bilim yayınlarında her türlü sözde araştırmayı yayınladığımızın da öğrenmişler.  

Kendimizin organik tohumlardan; gübre ve ilaç kullanılmadan üretilen gıdaları yediğimizi de çözmüşler.  

Laboratuarlarımızda ürettiğimiz virüsle tüm doğal tavuklarınızı nasıl itlaf ettirdiğimizi, tarım ilaçları ile keneleri öldürüyoruz diye güçlendirici ilaçlarla keneleri bile zıvanadan çıkararak birer cinayet aracına dönüştürdüğümüzü, ot obur havyaları et obur yaparak deli dana diye bir hastalık ürettiğimizi, domuz gribi adlı virüsün de benzer amaçlarla piyasaya sürdüğümüzü de biliyorlar.  

Önce şeker hastası yaptığımızı sonra da şekerden kurtulmak için tatlandırıcı telkin ettiğimizi, bu sayede kanser yapıp öldürdüğümüzü de öğrenmişler.  

Ebter (soyu kesik) tohum ek, ebter bitki ye, ebter ol. Sonra çocuğum olmuyor diye bizim ilaçları kullan. Kanser ol, bizim tezgâha buyur. Kemoterapi ol. MR çektir. İlaç kullan. Beynini ölmüş gibi gösterip organlarını alalım. Organlarını alırken ilaç satalım. Organını verdiğini yaşatmak için, ilaca mahkûm edelim gibi akla hayale gelmedik planlarımızın da farkındalar.  

Hatta her türlü riske karşı -ne olur ne olmaz kendimizi yiyecek gıda bulamayız da halimiz sizinkine benzer diye- önlem olsun diye milyonlarca tohumu Norveç'teki ‘Svalbard Küresel Tohum Deposu’nda saklama gayesini bile biliyorlar.  

Sayın Başbakan!

Ne olur başına bir kaza bela gelmeden şu yasayı çıkaralım. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Geçen gönderdiğiniz Milletvekillerinizi ağırladık. Yedirdik içirdik. Memnun kalmış olmalılar. Gazetelere verdikleri demeçlerden anladık gerçi ama ne olur ne olmaz, sizin bu haşarılar etkiler falan. Lütfen taviz vermeyin.   

Sözcünüz Cemil beyin konuşmasından nasıl memnun olduk anlatamam. O cümleleri biz kursak kimse inanmazdı. Tebrikler vallahi! Ne güzel bir sözcü! Lütfen alnından bizim için öpünüz. Cemil beyin sözünü ettiği laboratuarları da biz satarız size.  

Birde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın adını ‘Tarım ve Gıda Bakanlığı’ olarak değiştiriyormuşsunuz. Ulusal Bio Güvenlik Yasa Tasarısı ile birlikte sunarak tartışmaların önüne geçmeniz çok isabetli olmuş. Yoksa maazallah şu GDO yasasına yüklenirlerse ünlü geri adımlardan birini daha atarsınız diye endişeleniyorduk.   

Bakanlığın adını değiştirmeniz de çok isabetli. Hani sizde bir tabir vardır ya “adı büyük kozanoğlu.” Öyle olmalı. Adı büyük ama icraatı mümkünse hiç olmamalı.  

Sayın Başbakan!

Birileri one minute demeden bu yasa çıkmalı. Yoksa IMF, DB, BM, DTÖ, AB’de önünüze taş koyarız. Bizim emeklerimiz boşa giderse biz yapacağımızı biliriz, biliyoruz. Ama yinede lütfen siz IMF’e “posta koyma”ya devam edin! Birileri Başbakanlığa yasa tasarısını edinmek için müracaat etmiş ama sizinkiler vermemiş. Tarım Bakanlığı bürokratlarınızı da sıkıştırıyorlar. Onlarda sıkı duruyor. Çok iyi çok… Aman ha vermeyin. Maazallah öğrenirler de one minute, one minute demeye kalkarlar. Gerçi biri yasa tasarısını edindi. Gece onu çarpıp gereğini biz yaparız.  

Bu konuda geri adım yok Sayın Başbakan, geri adım yok!” 

Deccal, Şeytan yahut cellâdınız.
(Artık size hangisi daha afilli gelirse. Gerçi biz tohum şirketi de denilmesini tercih ediyoruz) 

* Kıyametin büyük alametlerinden olan ve tanrılık iddiasında bulunacak olan Deccal’ın kıyamete yakın zuhur edeceği konusunda ihtilaf yok. Bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Âdem’in yaratıldığı zamandan itibaren kıyamete kadar Deccal’ın şerrinden daha büyük bir fitne olmamıştır.” Bir başka Hadis-i Şerif’te ise “Deccal’ın ayak basmadığı bir belde yoktur. Mekke ve Medine bunun dışındadır” Allah c.c. bütün insanlığı Deccal’ın ve Deccallaşmışların şerrinden muhafaza buyursun. (Âmin)
 

12.06.2009 Bu yazi 10275 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri