Son Dakika
Salı, 25 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Daha çok gıda mı, daha eşit dağılım mı?
Gıdanın mal haline dönüşmesiyle de üretici için öncelik, ürettiği ürünün sağlıklı ve besleyici olmasından çok; ürünlerin ne kadar verimli, raf ömürlerinin ise ne kadar uzun olduğu ve albenisi oluyor.

"Muhteşem bir şey! Sanki büyük bir laboratuvar" diyordu Bafra'daki çiftçi komşum, gördüğü serayı imrenerek anlatırken.

"Her şey bilgisayar kontrolünde. İçeride ne rüzgâr, ne güneş, ne toprak var! Domatesler su kültüründe yetişiyor. Bitkilerin köklerine bir serum hortumu bağlanmış, sürekli besin veriliyor. Hava lazım olunca hava veren pompalar var, fotosentezi artırmak için de büyük lambalar. Tozlanma gerektiğinde içeri bombus arıları salınıyor. Verim muhteşem, tarlada aldığımızın 10 katını alıyorlar neredeyse..."

Bu günlerde sıkça sorulan, "Nerede o mis gibi kokan, güzelim domatesler?" sorusunun gerisinde, "Bir zamanlar içinde var olduğumuz doğa nerede?" kaygısı olmalı.

Binlerce yıldır doğadaki sıralı ilişkilerin, döngülerin bir ürünü olarak ortaya çıkan "gıda", şimdilerde doğadaki döngüsel süreçlere yapılan müdahalelerle, insan kontrolünde üretilen bir "ticari mal"a dönüşüyor.

Gıdanın mal haline dönüşmesiyle de üretici için öncelik, ürettiği ürünün sağlıklı ve besleyici olmasından çok; ürünlerin ne kadar verimli, raf ömürlerinin ise ne kadar uzun olduğu ve albenisi oluyor.

Dolayısıyla "yeni domates", insanın doğa ile olan ilişkisini yeniden kurguladığı ve yeni bir doğa tasarımının yapıldığı, farklı bir evreye girildiğinin haberini veriyor bize.

Bu dönemde artık gıdanın üretim biçimi de, gıdaya atfedilen değer de, gıdanın içeriği de değişmeye başlıyor. Gıdanın, besin olmaktan ticari bir mal olmaya doğru yaptığı yolculuktaki serüveni, açlık sorununun bir nedeni olabilir mi?

Dünyadaki açlık sorununun nedeni

Dünyadaki açlık sorununun nedeni, yetersiz gıda üretimine bağlanıyor. Bu görüşü destekleyenler arz yönetimini tercih ediyorlar. Başlıca çözüm önerileri, tarımsal verimi artırmak, yeni tarım alanları açmak ve yeniden bir yeşil devrim başlatmak. Bu görüşü savunanların başında gelen Dünya Bankası, 2009 yılında, gelişmekte olan ülkelere yapacağı tarımsal amaçlı kredi miktarını 8'den, 12 milyar dolara yükselttiğini duyurdu.

Ana sorun eşit paylaşım

BM Dünya Gıda Programı direktörü Josette Sheeran, "Geçen 20 yıldır dünya nüfusundaki yüzde 1,14'lük artışa karşılık, gıda üretimi yüzde 2 arttı. Buna rağmen eskiye göre aç insan sayısı hızla artıyor, yeteri kadar gıda raflarda duruyor ama insanlar yüksek fiyatlarından ötürü bunlara ulaşamıyorlar" diyor.

Pek çok çiftçi birliği, araştırma kuruluşu ve uzman da Sheeran gibi, açlığın, yetersiz gıda üretiminin bir sonucu olduğuna inanmıyor.

Aksine, BM Gıda ve Tarım Organizasyonu'nun (FAO) verileri, dünyadaki gıda üretiminin yeterli olduğunu, hatta üretilen gıdanın dengeli dağıtıldığında kişi başına, ihtiyacın üzerinde (2 bin 720 kilokalori) besin düşeceğini gösteriyor.

Onlara göre, açlık sorununun temelinde üretilen ürünlerin dengesiz dağılımı, yoksulluk nedeniyle gıdaya ulaşamama ve talep yönetimi yerine arz yönetimini tercih eden politikalar yatıyor.

Son on yılın büyük bölümünde, çiftçilerin ürettiğinden fazlasını tükettik. Daha fazla gıda üretmek için nasıl bir bedel ödeyeceğiz?

 

En basit, en doğal eylemlerden biri bu; nefes almak ya da iki ayak üzerinde yürümek kadar doğal. Akşam yemek saati geldiğinde sofraya oturuyor, çatalımızı alıyor ve tabağımıza gelene kadar gezegenimiz üzerinde bıraktığı küresel etkilerden bihaber, ağzımıza leziz bir lokma atıyoruz.

 

Modern toplum bizi ekip biçme, hasat kaldırma, hatta günlük ekmeğimizi hazırlama zahmetinden bile kurtardı ve yiyeceklerimizi yalnızca parasını ödemek karşılığında temin edilebilir hale getirdi.

 

Bazı şeylerin farkına yalnızca fiyatlar arttığı zaman varıyoruz. Bu ihmalkârlığımızın sonuçlarıysa son derece ağır. Geçtiğimiz yıl tavan yapan gıda fiyatları gezegenimiz için alarm niteliğindeydi.

 

2005'ten başlayıp 2008 yazına kadar uzanan dönemde, buğday ve mısır fiyatları üçe, pirinç fiyatları beşe katlandı ve yaklaşık 20 ülkede insanların sokağa dökülmesine yol açarken, açlıkla boğuşan insan sayısına 75 milyon kişinin daha eklenmesine neden oldu.

 

Üstelik kısa dönemli kıtlıkların neden olduğu önceki şokların aksine, bu defaki fiyat artışı dünya çiftçilerinin rekor düzeyde tahıl hasat ettikleri bir yılda gerçekleşmişti.

 

Fiyatlar neden yükseldi?

 

Yüksek fiyatlar, tahıl hasadındaki yetersizliğin değil, küresel besin ağımızın kollarını çekiştiren çok daha büyük bir problemin göstergesiydi. Bu problem yakın bir gelecekte ortadan kalkacak gibi de görünmüyor. Daha basit bir ifadeyle: Dünya artık ürettiğinden daha fazla gıda tüketiyor.

 

Tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki böylesi bir artış en çok, gezegenimizdeki en fakir bir milyar insanı etkiliyor. Çünkü bu insanlar genellikle gelirlerinin yüzde 50 ila 70'ini gıda maddelerine harcıyor.

 

Dünya ekonomisinin çökmesiyle birlikte fiyatlar düşmüş olsa da, hâlen rekor düzeye yakın durumdalar. İklim değişiminin de dünyanın çoğu bölgesinde hasadın azalmasına neden olması ve günümüzde bazı uzmanların kalıcı gıda krizi olarak adlandırdıkları durumun dehşetini artırması bekleniyor.
 

National Geographic (Haziran 2009)

 

02.06.2009 21:59:00 Bu haber 8406 defa okundu
Daha çok gıda mı, daha eşit dağılım mı?
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri