Son Dakika
Cuma, 20 Ekim 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Büyük tarım sübvansiyonu, dev şirketlerin kasasına gidiyor!
Türkiye’de de doğrudan gelir desteği gibi adlarla uygulanan tarım sübvansiyonları çiftçinin cebine değil, dev şirketlerin kasasına gidiyor. Devletin cebinden çıkan fatura tüketici tarafından ödeniyor. Bu sübvansiyonların karşılanması için yeni vergiler ekleniyor. Buna rağmen tarım ürünleri tüketiciye çok pahalı ulaşıyor. İşte nedenlerinden bazıları...

Milyonlarca Euroluk Sübvansiyon,
dev şirketlerin kasasına gidiyor.

 

Helle Jeppesen - Bettina Marx

 

Almanya'da süt üreticileri mevcut süt fiy­atlarıyla geçinemediklerini söyleyerek hükümeti protesto için sokaklara dökü­lüyor, Afrika'da pamuk çiftçileri dünya piyasalarındaki fiyatların düşüklüğü ne­deniyle bir bir pazardan çekilmek zorunda kalıyor. Her iki durum da sübvansiyon sistemi ve uluslarara­sı ticaret politikalarındaki çarpıklıkların bir sonucu. AB'de otlaktaki her bir inek. vergi mükelleflerine günde 2,5 euroya mal oluyor. AB nüfusu içinde geçi­mini tarımdan sağlayanların oranı yüzde 3'ü bulmaz­ken, Birlik toplam bütçesinin yarısı, tarım sübvansi­yonlarına gidiyor. Afrika ülkelerinin çoğunda ise halkın yüzde 80"i geçimini tarımdan sağlamasına rağ­men çiftçiler devletten sübvansiyon almıyor. Aslında bu şartlar altında Avrupalı çiftçiler ve tüketicilerin dünyanın en şanslıları olması gerekiyor. Teorik ola­rak çiftçiler devlet desteğini arkasına alırken, tüketi­cilerin de ödedikleri vergiler üzerinden finanse edi­len sübvansiyonlar sayesinde yeterli ve sağlıklı beslenme güvencesine sahip olması gerek.

 

Küçük çiftçi ve işletmeler mağdur

 

Ancak sübvansiyon akışı böyle işlemiyor. Çünkü tarım teşvikleri küçük çiftçi ve tarım işletmelerinin değil, büyük fabrikalar ve gıda maddelerini işleyen, satıp pazarlayan büyük şirketlerin kasasına giriyor. Tarım deyince Avrupalı tüketicinin kafasında oluşan, küçük aile işletmelerinden oluşan resim artık ger­çeklerle bağdaşmıyor. Devlet sübvansiyonlarının sağlıklı beslenmeyi güvence altına aldığı öngörüsü de. Dünya tarım raporunun hazırlanmasında da gö­rev alan, Tarımın Geleceği Vakfı'ndan Benedikt Ha-erlin şunları söylüyor: "Günümüzde tüketici olarak, sanayi tarafından milyarlarca euro harcanarak yeter­siz beslenmeye yönlendiriliyoruz. Gıda maddeleri için yapılan tüm reklamlar temelde sağlıksız yiyecek­lerin reklamı. Tüketici olarak sorunumuz, artık dün­yada yetersiz beslenen kadar hastalık derecesinde şişman insanın da bulunması."

 

Hızlı sanayileşme tarımı öldürüyor

 

Sübvansiyonların dağılımına, pastadan en büyük payı kimlerin aldığına kısaca bir bakıldığında bunun nedeni de hemen anlaşılıyor. Küçük, geleneksel çift­çi işletmeleri değil, büyük tarım fabrikaları ve gıda sanayi. Büyük şeker ve süt şirketleri tarım ürünleri için verilen ihracat teşviklerini cebe indirirken kü­çük süt üreticileri hayatta kalma savaşı veriyor. Ta­rım ve iklim değişimi konularında uluslararası çalış­maları bulunan Dr. Susanne Gura sanayileşmenin yan etkilerine dikkat çekiyor:

"Sadece bir hayvanın ne kadar üretebileceğine baktık ve bu sanayileşme sarmalının içine düştük. Örneğin bir kuluçka tavuğu yılda 300 yumurta üre­tir, ya da bir inek 10 bin litre süt üretir dedik. Sana­yileşmeyi geliştirerek bu sayıları daha da artırmaya çalıştık. Beraberinde başka ne tür sorunlar getirebi­leceğine bakmadan." Bunun sonucunda vergi mükellefleri sadece sübvansiyonları cebinden finanse et­mek, çevre ve iklim ile ilgili yan masrafları yüklen­mekle kalmıyor, aynı zamanda kendi geçim masrafla­rının artmasına da doğrudan katkıda bulunuyor.

İngiltere'de bir tüketici derneği 2002 yılında yaptığı araştırmada sübvansiyonların gıda fiyatlarındaki artış ve vergiler yoluyla tüketiciye maliyetini hesaplamış, dört kişilik bir ailenin gıda masrafının sübvansiyonlar nedeniyle ayda yüz euro arttığı sonucuna varmıştı.

 

Dünya ölçeğinde adaletsiz dağılım

 

ABD'de ise çiftçilerin yüzde 60'ı devletten hiçbir destek görmemesine rağmen, en zengin çiftçiler dilimindeki yüzde 10'luk kesim toplam devlet teşvikle­rinin yüzde 72'sini alıyor.

 

Sonuç olarak gerek Ameri­ka, gerekse Avrupa'da para kazanmanın yolu üretim ve hasattan değil, cebe indirilen teşviklerden geçi­yor.

 

Üretim fazlasının dünya pazarlarına akması, ör­neğin Afrikalı pamuk çiftçilerinin ise yaşam alanını elinden alıyor. Afrika Komisyonu'nun Dünya Banka­sı rakamlarına dayandırdığı hesaba göre sübvansiyonların kaldırılması durumunda Afrika'nın pamuk ihracatı yüzde 75 artabilecek. Ancak sübvansiyonla­rın kaldırılması sadece çevre bakanlarının değil, aynı zamanda tarım, maliye ve ekonomi bakanlıklarıyla güçlü lobilerin de üzerinde söz sahibi olduğu bir ka­rar. Sanayi ülkelerinin sıkça bahsettiği serbest pazar ilkeleri küresel tarım piyasasında gerçekten geçerli olana kadar sübvansiyon politikalarının ağır bedelini gelişmiş ülkelerdeki tüketici ve üçüncü dünya ülke­lerindeki küçük çiftçiler birlikte ödemeye devam edecek.

 

AB çiftçisine destek Afrika'da tarımı boğuyor

 

Birçok sektör kriz nedeniyle sıkıntı yaşarken Al­man gıda sanayi büyümeye devam ediyor. Kalkınma ve çevre örgütleri ise özellikle süt ve süt tozuna ve­rilen sübvansiyonları eleştiriyor. Almanya peynir, şe­kerleme, tatlı ve tarım mühendisliği alanlarında ihra­cat şampiyonu.

 

BM Gıda ve Tarım Örgütü'ne göre yeterli yiyecek bulamayan insanların sayısı bir milyarı aştı.

Sadece 2008 yılında tarım ve gıda ihracatı yüzde 15 oranında arttı. Almanya hükümeti gıda ürünleri ihracatını daha da arttırmayı hedefliyor. Bu nedenle başkent Berlin'de düzenlenen dış ticaret gününde 500. katılımcı, hedef bölge ve pazarlarıyla tüketici beklentileri ışığında gıda maddesi ihracatını arttırma stratejileri belirlemeye çalıştı. Kalkınma halindeki ül­kelerde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ih­racat seferberliğinin üçüncü dünya ülkelerini olum­suz etkilediği görüşünde.

 

Binlerce şirket yüz binlerce çalışan

 

Almanya tarım alanında faaliyet gösteren 5800 şirket 550 bin kişiyi istihdam ediyor. Bu sektörün bir parçası olan gıda sanayi ise çok daha fazla iş olanağı sunuyor. Bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerde çalışan kişi sayısı toplamda 4,3 milyon. Almanya Gıda Sanayi Federal Birliği başkanı Jürgen Abraham (soy isme dikkat), bugüne kadar devletten hiçbir destek talep etmediklerine dikkat çekerek sektörün başarısının gurur verici olduğunu söylüyor. “Gayet tabi ki paha biçilmez bir avantajımız var. Bu da insanların metabolizmasıdır. Kişiler günde üç ila dört kez doğru bir şekilde bes­lenmek durumunda."

 

Ancak dünyanın birçok bölgesinde insanlar doğru beslenme hatta günde üç ya da dört kez beslenme olanağına sahip değil. Dünyada 1 milyar kişi açlık çe­kiyor. Alman gıda sanayisi işte bu soruna da çare bulmak arzusunda. Federal Almanya Tarım Bakanlığı Müsteşarı Gerd Müller, Almanya açısından Rusya ve özellikle Asya'nın önemli bir pazar olduğuna dikkat çekiyor: "Orada 520 milyon tüketicinin olduğu bir iç pazar geliştiriliyor. Tabi ki Çin, Japonya ve Hindis­tan da önemli pazarlar. Bu bölgede her iki kişiden biri hayatta kalarak, tüketmek isteyecek."

 

Ancak Federal Tarım Bakanlığı’nın ihracatı arttır­ma stratejisi bazı kesimlerde kaygı uyandırıyor. Bakanlığın önünde protesto eyleme düzenleyen kalkın­ma ve çevre örgütleri özellikle süt ve süt tozu için verilen ihracat sübvansiyonlarını eleştiriyor: Kenya­lı tarım uzmanı Thomas Rewe tepkilerini şu sözler­le ifade ediyor: "Bu süt tozu o kadar ucuz ki, bir ki­losundan sekiz litre süt elde edilebiliyor. Ve fiyatı da sadece 50 cent. Bu tür ihracat sübvansiyonlarına biz damping diyoruz. Bu damping bizim (Kenyalı) çiftçi­lerimize destek vermedi. Hatta köylülerimiz ve iç pazarımızı yerle bir etti."

 

Alman Tarım Bakanlığı Müsteşarı Müller ise bu suçlamayı reddediyor. Müler, "İhracatımızın oradaki pazarları yok ettiği iddiası saçma. Gerçeklerle örtüşmüyor" diyor. Müller, Almanya'dan Avrupa Birliği dı­şındaki ülkelere toplam 35 bin ton süt ve süt tozu ihraç edildiğine dikkat çekiyor: "35 bin ton toplam üretimin sadece yüzde 0,25'ini oluşturuyor ve ürün­ler sadece bunu talep eden ülkelere gidiyor. Yerel üretimler katiyen tahrip ve yok edilmiyor."

 

Ancak kalkınma alanında faaliyet gösteren örgüt­ler Kamerun'u örnek gösteriyor ve birkaç yıfÜır Av­rupa'dan süt tozu ithal eden bu ülkede, çiftçilerin rekabet gücünü yitirdiklerini aktarıyor.

 

Aç İnsanların Sayısı 1 Milyarı Geçti

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, yeterli yiyecek bulamayan insanların sayısının I milyarı aşa­rak tarihin en yüksek seviyesine çıktığını açıkladı. Örgüt, aç insanların oranının bu yıl yüzde 11 artış göstereceği tahmininde de bulundu. Açlıktan en çok etkilenen Asya-Pasifik bölgesinde 642 milyon kişinin yeterli yiyecek bulamadığı bildiriliyor. Afri­ka'nın Güney Sahra bölgesinde de 265 milyon kişi sürekli açlık çekiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü, sorunun kaynağının yükselen gıda fiyatları olduğu görüşünde. Örgüt açlığın dünya güvenliği ve barışı için büyük tehdit oluşturduğunu ve hükümetlerin küçük çiftçilere gerekli teknik ve maddi desteği vermesi gerektiğini belirtiyor.

 

AB'nin tarım için Türkiye'ye ihtiyacı var

 

Gıda krizi, AB'nin tarım politikalarını tartışmaya açtı. Deutsche Bank'ın baş ekonomisti Profesör Walter, tarımın Türkiye'nin AB üyeliği için artık bir avantaja dönüşebileceğini kaydetti. Yükselen gıda fi­yatları karşısında AB tarım sisteminde reform çağrı­ları yeniden yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. AB, kendi çiftçisine ödediği cömert teşvikler nede­niyle yıllardır gelişmekte olan ülkelerin eleştirilerine hedef oluyor.

 

Gerek Amerika ve gerekse Avrupa'da para kazanmanın yolu hasattan değil, teşvikleri cebe atmaktan geçiyor

 

Tarım ürünlerinin fiyatlarındaki artış, tarım ülke­lerine bakışı da değiştirecek gibi görünüyor. Avrupa'daki Türkiye karşıtlarının en önemli tezlerinden biri, Türkiye gibi büyük bir tarım ülkesinin üyeliğinin Avrupa'ya büyük yük getireceği yönündeydi. Avru­pa'nın en önemli iktisatçılarından Deutsche Bank'ın baş ekonomisti Profesör Norbert Walter ise aynı görüşte değil.

 

Walter Deutsche Welle'ye verdiği de­meçte, 10-15 yıl sonrasında AB'de aynı tarım teşvik politikasının geçerli olup olmayacağı sorusunun so­rulması gerektiğini vurguladı ve şartların değiştiğine dikkat çekti: "Bence artık konu bu şekilde düşünülmemeli. İn­sanlığın makul ve uygun fiyatlarla beslenebilmesi için her karış toprağın ekilmesi gerektiği ortaya çıkıyor günümüzde. Gıda fiyatlarının nasıl arttığını gören herkesin, tarım konusunda deneyimli, toprağı olan ülkelerin Birlik'e girmesine sevinmesi gerekir. Çün­kü bu bizim giderek daha da yokluğu çekilen tarım ürünlerini arz eden taraf olmamız anlamına gelir. Bu şekilde önemimiz artar. Bu sadece Türkiye için de­ğil, Romanya ve tarıma odaklı bir ülke olan Polonya için de geçerli."

 

AB'den acil önlem çağrısı

 

Gıda fiyatlarındaki artış dün Avrupa Parlamento­sunun da gündemindeydi. Avrupa Komisyonu'nun kalkınma ve insani yardımlardan sorumlu üyesi Louis Michel, uygun fiyatlarla gıda döneminin geçmişte kaldığını, acilen gerekli önlemlerin alınmaması duru­munda fiyatların bir daha asla eski seviyesine gerile­meyeceğini vurguladı. Michel, gerekli önlemlerin AB'nin imkânlarını aştığını, bunun uluslararası bir sorun haline geldiğini de belirtti. Avrupa Komisyonu başta Afrika kıtası olmak üzere tehdit altındaki bölgelere 117 milyon euroluk acil yardım kararı aldı. Avrupa’da tarım üretiminin artırılmasına karşı çıkan Michel, daha çok gelişmekte ola ülkelerde tarımın geliştirilmesinin gerektiğini vurguladı.

 

Yükselen gıda fiyatları karşısında en çok tartışılan biyo-yakıt üretimi konusu da gündemdeydi. AB liderleri geçtiğimiz yıl aldıkları kararla, 2020 yılına kadar Birlik'in yakıt ihtiyacının onda birini biyo-ya-kıttan karşılama hedefi belirlemişlerdi. Biyo-yakıt üretiminde en çok kullanılan madde, şeker kamışı, mısır, tahıl gibi tarım ürünlerinden elde edilen sıvı etanol, Avrupa Parlamentosu'nun en büyük grubunu oluşturan Hıristiyan Demokratlar'dan Joseph Daul, biyo-yakıt karşıtı kampanyalara karşı uyardı.

 

Biyo-yakıt için kullanılan tarım ürünlerinin, top­lam tarımsal üretimin sadece yüzde 2'sini oluşturduğuna dikkat çeken Daul, Avrupa'da tarım araştırma­larının genişletilmesi çağrısında bulundu. Şu anki teknolojik seviyeye göre, biyo-yakıt hedefinin tutturulabilmesi için AB'deki toplam tarım alanının yüzde 17'sinin kullanılması gerekiyor. Daul, bu oranın sa­man gibi atıklar kullanılarak önemli ölçüde azaltılabi­leceğini vurguladı. Avrupa Parlamentosu'ndaki Sos­yalist grubun başkanı Martin Schulz ise gıda fiyatlarını manipüle etmeye çalışan spekülatörlere karşı uyardı. Schulz, şu an olup bitenin normallikten çıktığını ve gıda fiyatlanndaki yükseliş üzerinden muazzam bahisler döndüğünü belirterek. "Fiyatlar yükselsin ve kar etsinler diye tarım ürünleri sıkıntısı yaratmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

 

AB vatandaşlarının gözünde suçlu ise onlarca yıl­dır fiyat garantileri veren, üretim fazlasını satın alan, ihracatı teşvik eden ve dev rezervler oluşturan Brüksel. Avrupa Parlamentosu'nda liberal grubun başkanı Graham VVatson, tarımda korumacılığın ve ihracat kısıtlamalarının sona erdirilmesini talep etti. Şu an yaşanan sorunun biyo-yakıt üretiminden değil, AB tarım politikalarından kaynaklandığını belirten Watson çözümün de biyo-yakıtın terk edilmesinden değil, tarım politikalarında reformdan geçtiğini vur­guladı. (Almanya’nın Sesi Radyosu haber merkezi) - (LeMonde Diplomatique Türkiye Sayı 6/36)

 

Benzer bir görüş için bakınız

 

01.08.2009 15:15:00 Bu haber 5688 defa okundu
Büyük tarım sübvansiyonu, dev şirketlerin kasasına gidiyor!
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri