Son Dakika
Salı, 7 Nisan 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Beyaz Ekmek Yemek Uzun Vâdeli İntihardır Mehmet Şevket Eygi
Ünlü Harvard Üniversitesinde, Türkiye’deki kanser vakalarının çokluğunu halkımızın (beyaz) ekmek tüketmesine bağlayan ilmî bir araştırma yapılmış. Bununla ilgili haberin metni şudur:

23 yıl boyunca 136 bin kişi üzerinde inceleme yapan Harvard Üniversitesi uzmanları açıkladı: Türkler’i saran kanser belâsının temelinde ekmek var. Mesane kanseri ilk sırada. Ekmek, okulda başarıyı da engelliyor.

TAKVİM-Vazgeçilmez yiyeceğimiz ekmekten, çağın vebası çıktı. Amerikalı uzmanlar, fazla tüketilen ekmeğin mesane kanseri yapacağını ve başarıyı düşüreceğini açıkladı.

Harvard Üniversitesi araştırdı.


“Ekmek yemeden doyamıyorum” diyenlere kötü haber! Harvard Üniversitesi uzmanları, aşırı ekmek yemenin mesane kanseri riskini fazlasıyla artırdığını açıkladı. Uzmanlar, 136 bin kişiyi, 23 yıl boyunca inceledi. Araştırmalar sonucunda, haftada 5’ten fazla ekmek tüketenlerin mesane kanseri riskinin, ekmek tüketmeyenlere göre yüzde 59’dan fazla olduğu ortaya çıktı.

AP, hastalara dikkat çekti.

Ayrıca bilimadamları, aşırı ekmek tüketen çocukların okuldaki başarısının da daha düşük olduğuna dikkat çekti. Bu araştırma sonucuna geniş yer ayıran uluslararası haber ajansı APde haberinde Türkiye’de son yıllarda kanser vakalarının arttığına değindi. Genel araştırmalar da Türkiye’de her yıl ekmek tüketiminin arttığını gösterdi.

Senelerden beri bu konunun üzerinde duruyorum. “Devamlı olarak beyaz ekmek tüketmek uzun vadeli intihar demektir...” diyorum.

Beyaz ekmeğin zararlı olduğunu anlayıp idrak etmek için doktor ve sağlık uzmanı olmak gerekmez. Buğdayın bütün vitaminleri, oligo elementleri, şifalı yağları kepeğindedir. Kepeği atıp sadece nişastasını ve glutenini yemek akla ve sağduyuya aykırıdır. Beyaz ekmekle kalori alırsınız ama ondan bedeni zinde tutmak, hastalıklara karşı korunmak konusunda yararlanamazsınız.

Biz pirinç konusunda da aynı hatayı yapıyoruz. Üzerindeki çok ince pembemsi zarı tamamen alınmış, bembeyaz pirinç kullanıyoruz. Halbuki pirincin en şifalı, en sağlık koruyucu tarafı bu zardadır.

Geçmiş yazılarımdan birinin başlığı şöyleydi: “sağlık Bakanlığı Beyaz Ekmeği Yasaklamalıdır.”

Sokaklara bakınız, soluk yüzlü, renksiz ve kansız insanlar...Halk hastanelerine gidiniz, koridorlar iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde hasta dolu. Türkiye’nin bütçesinin büyük kısmı sağlığa ayrılmış. Her taraf doktor ve hastane dolu. Şu kadar yeni hasta yatağı ilave edildiğinde bakıyorsunuz ki, hastaların sayısı onun birkaç misli artmış.

Yabancı ilaç sanayi bundan son derece memnun.

Osmanlılar zamanında doktorluk bugünkü kadar gelirli, mensuplarının bir kısmını zengin edici bir meslek değilmiş. Eski Osmanlı gazete ve dergilerinde şöyle doktor ilanları vardır:

“Doktor Kâşif Nezih Bey, her gün öğleden sonraBahçekapı’daki İhsan Cemil eczahanesinde hastalarını kabul ve muayene etmektedir...” Muayenehanesi yok, eczahanede mesai yapıyor.

Tıp zamanımızda bir endüstri oldu, hastaneler fabrika gibi çalışıyor, ilaç sanayii ise bir alâmet...Eskiden hasta vardı, şimdi müşteri var.

Türkiye halkının sağlıklı olmasını istiyorsak işe ekmekten başlamalıyız. Yani beyaz ekmek yememeli, kepekli ekmek tüketmeliyiz. Nasıl kepekli ekmek? Öyle beyaz francala ununun içine bir tutam kepek atarak yapılan sahte ve uyduruk kepekli ekmek değil, gerçek kepekli ekmek... Daha kepekli ekmek...En kepekli ekmek...

En kaliteli kepekli ekmek hangisidir? Müsaadenizle onu da anlatayım:

Buğday öğütüldükten sonra HİÇ ELENMEDEN elde edilen undan yapılan ekmek. Rengi hayli esmer olur, yenilmesi biraz zordur, fakat şifa, sağlık, zindelik kaynağıdır. (Kızartılarakyenilirse mis gibi kokar ve çok lezzetli olur.)

Bazı çıtkırıldımlar “Efendim, ben francaladan, süper beyaz ekmekten vazgeçemem... Ben siyah ekmek yiyecek adam değilim...” gibi lâflar ediyorlar. Onlara “Ne haliniz varsa görün!”den başka söyleyecek sözümüz yoktur.

Türkiye’deki bugünkü gıdalar ve beslenme şekli mecazî mânâda bir soykırım halini almıştır.

Hormonlu gıdalar, sebzeler, meyveler tesirlerini uzun vâdede gösteren zehirli maddelerdir.

Boyalı, aromalı, koruyucu maddeli, kimyalı içecekler ve yiyecekler halkımızı çürütüyor.

Biyojenetik manipülasyonlara maruz kalmış gıda maddeleri ileride halkımızı kütle halinde hastanelik edecektir. Amerikan fast food’u sağlıklı değildir.

Dini imanı para olan, daha fazla kazanmak için her hileyi ve kötülüğü yapan insanlar piyasaya binlerce çeşit bozuk, tehlikeli, zararlı madde sürmektedir. Siyasî iktidarların bunlarla hakkıyla mücadele etmesi gerekir. Şu anda çarşılarda, pazarlarda, marketlerde satılan meyve ve sebzelerin büyük kısmı hormonludur. Belediyeler niçin laboratuarlar kurup gerekli tahlilleri yapıp halkı zehirleyenleri durdurmuyorlar?

Beslenmek aynı zamanda bir ahlâk ve karakter meselesidir. Eline para ve imkân geçti ve aşırı şekilde lüks abur cubur yemeye başladı. Bu da bir ahlâksızlık ve karaktersizliktir. İlim, irfan, kültür, bilgelik sahibi bir kişi “Param var, canımın istediğini yerim” diyemez. Beden ve can Yaratan’ın bir emanetidir, ona iyi bakmak, ona zarar vermekten kaçınmak gerekir. Aksi takdirde emanete hıyanet edilmiş olunur. Medenî, görgülü, kibar insanlar insan gibi yer içerler; hayvan gibi, öküz gibi yemezler.

Bazı kimseler bünyeleri ve yapıları icabı şişmandır, onlara birşey demiyorum. Lâkin aşırı tıkınmaktan dolayı şişmanlayanları kınıyorum. Dindar olmayanlara birşey demiyoruz, şu sözümüz dindarlaradır: “Hazret-i Aişe validemizden rivayet edilen bir hadise göre, İslâm’da ilk çıkan bidat aşırı beslenmek suretiyle semirmektir.”

televizyonlardaki gıda ve meşrubat reklâmları halkımıza, bilhassa çocuklara ve gençlere büyük zarar vermektedir. Medya, reklâm gelirlerini kaybetmemek için sağlığa zararlı yiyecek ve içecekler hakkında halkı uyaramıyor.

Adam lokantaya gidiyor, şunları ısmarlıyor: Yoğurtlu İskender kebabı, cacık, ayrıca yoğurt ve içecek olarak ayran!.. Bu normal midir? Bizim yeme içme, beslenme konusundaki davranışlarımız bu anlattığıma benziyor.

Öteki şehirleri bilmem, İstanbul pıtrak gibi lüks lokanta ile doldu. Ensesi kalın, göbeği şişkin, semiz, kilolu, ağır adamlar gidiyorlar ve yiyorlar, yiyorlar, yiyorlar... İmam-ı Gazalî Hazretleri, sofrada çok tıkınan, helâda çok ıkınır buyurmuştur. Bizimkilerin ömürlerinin büyük bir kısmı sofra ile helâda geçiyor.

Tıbbın birinci vazifesi sağlığı korumaktır.Zamanımızda bu vazife yerine getirilmiyor. Tıp sanki hastaların sayısını, hastalıkların süresini ve şiddetini arttırıp doktorlara, hastanelere, ilaç sanayiine, eczahanelere daha fazla müşteri ve daha fazla gelir temin etmek için çalışıyor.

Kasap et derdinde, koyun can derdinde... Hastalıklar ve hastalar azalsa, doktorlar sıkıntıya girecek. Çoğalsa toplum, insanlar perişan olacak.Velhasıl içinden çıkılmaz bir ikilem...

Böyle derin ve netameli konuları bırakalım da yazımızın başındaki konuya dönelim: Sayın vatandaş! Devamlı beyaz ekmek tükettiğin takdirde uzun vâdeli intihar etmiş olursun. Bugünden tezi yok, hakiki kepekli ekmek yemeye başla...

Not: Bu makale 20 Aralık 2006'da yazılmıştır.

14.08.2010 Bu yazi 11741 defa okundu
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri