Son Dakika
Pazartesi, 24 Temmuz 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Batsın bu şirket! Kemal Özer
Sizce dünyada kaç şirket var? Bir milyon mu, yüz milyon mu, bir milyar mı? Gerçek sayı nedir bilmiyoruz. Sayının ne önemi var ki?

Önemli olan şey, bunca şirketin ne ürettiği ve kim için çalıştığı. Mevzuatlardaki adları şöyle dursun, rolleri itibariyle iki tip şirketten söz edebiliriz.

İlki, baronlara ait şirketler, diğeri ise kendini patron sananların elindeki şirket, yani baronlar için çalışan şirketler... Günümüz dünyasında milyonlarca şirketin ürettim ve kazancı, baronların birkaç şirketi kadar bile etmiyor. Etse de, bu şirketler onlara ürün işleyen, aracılık eden, taşeronluk yapan kırıntılar.

Küresel şirketlerden Wal-Mark 422 milyar, Royal Dutch Shell 380, Exxon Mobil 360, BP 310, Sinopec 275, Toyota 225, General Electric 220, Chevron 200, JPMorgan Chase 190, HSBC 190, Citigroup 135, McDonald's ise bir yılda 24 milyar dolar gelir elde ediyor. Mesela sadece BP'nin yıllık net kârı 25 milyar dolardan fazla.  

Dünyanın en büyük 50 bankasının toplam varlıkları, ülke ekonomileriyle başa baş yarışıyor. IMF verilerine göre, 2014 yılı rakamlarıyla, 187 ülkenin GSYH toplamı 76 trilyon 841 milyar 602 milyon dolar.

Bu 50 bankanın 70,5 trilyon dolarlık toplam varlığı, neredeyse 187 ülkenin 2014 yılındaki toplam GSYH'sını karşılayacak büyüklükte. Yani 50 şirketin hacmi, 7 milyar 150 kişinin bir yıllık GSYH'sına eşitlenecek düzeyde.

Bugün dünyanın 129 ülkesinin toplam milli geliri, 3 trilyon 127 milyar 401 milyon dolar civarında. Oysa sadece 'ICBC Bankası'nın toplam varlığı, tam 3,2 trilyon dolar. Yani bir banka tek başına 129 ülkeden daha büyük.

Şimdi utanmadan soruyorlar, "bunca savaş niye, insanlar neden mutsuz, terör neden engellenemiyor..." diye. Çok sıradan olacak ama "bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul" taksimi bile, bu adaletsizliği anlatmak için kifayetsiz...

Bu durumda doğru soru şu: Dünya neden bu kadar sakin? Biz niye uyuşuğuz? Bunca insan dünyayı bu vampirlere neden dar etmiyor?

"Edemezler" çünkü herkes bir şekilde hipnoz ediliyor. İslam istisna bütün sözde dinler, bu kitleleri uyuşturmak ve köleleştirmek için varlar. İslam'ı kirli amacına alet eden ve İslam adına iş yaptığını iddia eden pek çok yapılanma da, bu kirli çarkın bir parçası. Utanç verici ama böyle...

"Rüşvet" denilen silah, bu küresel mafyanın muhtemel engelleri aşması için en güçlü anahtarı. Şehvet ve makamda diğer etkin araçları... "Bilim" ise bunların dayattığı "modern ilah!

Normal şartlarda talebe göre arz yapılır. "Reklâm" denilen iblisî araçla yönetilen algılar, hükmedilen bilinç, hipnoz edilen kadın ve çocuklar, arzı tüketiyor, talebi coşturuyor. Modayla büyülenen yığınlar, sömürüldüklerinin farkına bile var(a)mıyor.

Bu yapılar sadece insanları değil, devletleri de aldatıyor ve soyuyor. Gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin aracı olarak görülen "şirket" ya da "piyasa" denilen bu deccalî yapı, liberalizm adlı hadsizliğin maskesi altında; insanı, tabiatı sömüren, değer ve ilkelerin düşmanı, adaleti tahrip eden şeytanî bir kurgu...

İnanç ve mayasındaki iblisî ruh, kâinatta ne kadar ahlakî değer ve ilahî inanç varsa, ifsad için çabalar, bunu inşa ve ihya olarak takdim eder.

Denilebilir ki, "biz yapmayalım, onlar mı yapsın? Zenginlik onlarda olsun da, biz tüketen taraf mı olalım?" Hayır, hayır! Öyle demiyoruz. Aksine diyoruz ki, varlık iyilerin elinde olsun. Ama bu pek çok iyinin kaldırabileceği bir yük değil...

"Medine Pazarı ilkeleri" olarak da bilinen ahlak ve adalet ilkeleri, en küçük aldatmayı reddeder, oysa liberalizmin temeli hile ve aldatma...

Medine Pazar'ında faiz en büyük düşman ilan edilirken, şirketin en büyük dostu, faiz ve tefecilik. Dolayısıyla o ahlaklı olmayı reddederek, çıkarı esas alır. Paylaşmaz biriktirir. İsrafı teşvik eder. Emeği ve alın terini sömürür. Hile ve tuzak, gücünün sembolü, kirletmek ise o gücün tezahürü!

Bir eşyanın İslamî olabilmesi için, yeni kurallar manzumesine ihtiyaç yok. O şey, kullanılırken de atıldığında da, insan ve çevreye zarar ver(e)mez! İhtiyaç dışı ol(a)maz! Aldatılarak, gizli veya gizlenmiş ayıp içer(e)mez!

Kurdun kuşun hakkı, komşunun hukuku yok sayılamaz. Binanızı yaparken komşunun güneşine, rüzgârına ve mahremiyetine tecavüz ediyorsanız, yaptığınız bina bir eser değil, olsa olsa çöptür.

Şimdi soru şu: Bu dev şirketler kimin ve bunca "insan" kime çalışıyor? Bu iblisi düzenin yaşamasında biz ne kadar rol alıyor ve bundan imtina etmek için ne yapıyoruz? Yahut "böyle gelmiş böyle gider", "ben tek başıma ne yapabilirim ki" mi diyoruz?

Böyle düşünenler kendine şu acı soruyor sorabilirler:  Nemrut'un, Hz İbrahim'i yakmak için yaktığı ateşe su taşıyan kuş kadar akıl, vicdan ve basiret var mı? Bir şey yolunda ölmeye değerse kıymetlidir. Yolunda ölünecek şey, Allah'ın yolu! Ve biz bunun için hazır değilsek, bizim için işte o an kıyamet!

 

05.08.2015 Bu yazi 1230 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri