Son Dakika
Cumartesi, 25 Kasım 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Başbakan’a teklif: Devlet ilaç bedeli ödemesin fakat… Kemal Özer
Farklı veriler olmakla birlikte, Türkiye’nin yıllık gıda harcaması 100 milyar dolara yaklaşıyor. Buna mukabil sağlık harcamaları ise yaklaşık 50 milyar dolar. Yani gıdaya harcadığımız rakamın yarısı kadarda sağlık için harcıyoruz.
Türkiye ekonomisi herkesi memnun etmese ve zengini daha zengin, fakiri daha fakir yaptığı iddia edilse de, dünyanın artık en büyük 15. ekonomisi.
 
Sadece matematiksel büyüklük açısından bakılırsa; bu geç kalmış, geç bırakılmış bir başarı.
 
Toplumun tüketim alışkanlıklarına bakılırsa, kişisel gelirlerde de iyileşme var. Elbette devler ligindeki faizci, tefeci, rantçı, şucu-bucu çevrelerin çığa dönüşen gelirleri karşısında, orta ve alt gelir grubunun durumu, daha çok yol alınması gerektiğinin göstergesi.
 
Gelirimiz arttıkça seçici olmamız gerekirken, gösteriş ve komplekslerimiz nedeniyle var olan hasletlerimizi de bir bir kaybediyoruz ne yazık ki. Artık büyük çoğunluk helâl-haram, sağlıklı-sağlıksız demeden önüne geleni tüketiyor. Dindarı da böyle, ateisti de, okumuş yazmışı da, sade yurttaşı da…
 
Sevindirici olan şu ki; arz ekonomisinin saldırısından kendini ve ailesini koruyup, talep ekonomisini canlandırmaya çalışan bir kitle doğdu ve hızla çoğalıyor. Önümüzdeki on yıl bu konuda çok şeye gebe.
 
Patronlar bir süre sonra ‘ben yaptım oldu, böyle ürettim yerseniz’ diyemeyecek. Yakın gelecekte üste para bile verseler, kimse bugünkü nevzuhur zehirleri tüketmeyecek. Çaresiz değişecek onlarda…
 
Ama erdem o gün değil, şimdi değişmekte. Yarın bu yaptıklarını affetmeyiz, ama şimdi değişirlerse her şeyi unutup, beyaz bir sayfa açmaya hazırız. Bunun için bu topluma yenilmemesi gereken her şeyi yediren bu insanları ivedilikle ahlaklı olmaya ve vicdana davet ediyoruz.
 
Gelelim öneri meselesine…
 
Mevcut iktidar döneminde sağlık hizmetlerine ve dolayısıyla ilaca erişim, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar iyileşti. Bunu inkâr etmek haksızlık olur ama bunun yarar ve zararlarını tartışmak zorundayız.
 
İlaca kolay erişmek doğru mudur? Şayet ilaç kullanmak kaçınılmaz ise elbette doğrudur. Ancak bu durumda neye ilaç denir, neye denmez bunu da bilmek gerek. Eczanede satılan her şeye ilaç gözüyle bakarsak yanılırız.
 
Joanna Moncrieff, “İlaçla tedavi efsanesi” adlı eserinde ifade ettiği gibi, temel etkileri beyini sakatlayan ilaçlara bile ‘tedavi’ adını veriyorlar ve bunlara da ‘ilaç’ diyorlar. Mesela günümüzün sözde ilaçlarında, active ingredient (aktif içerik) dışındaki eklenen inactive ingredient maddelerin ve yan etkilerinin ilaç etiketlerine yazılması zorunlu değildir.
 
Amerika’da 1999'da 46.523, 2003'da ise 72.080 kişinin reçeli ilaçlar yüzünden öldüğünü, bu rakamın trafik kazaları ve silahlı saldırılarla ölenlerin toplamından fazla olduğunu unutmamalı. 1999-2005 arasında ilaç yan etkilerinin bir önceki 5 yıla oranla 2,6 kat, yine aynı dönemde reçeteli ilaç kaynaklı ölümlerin ise 2,7 kat arttığını da göz ardı etmemek gerek. Peki, en yaygın ölüm nedenlerinden ikinci sırada ilaç kullanımı olduğundan haberdar mıyız?
 
Bugün Türkiye’de toplum gıda için 2 lira harcıyorsa, sağlık için 1 lira harcıyor.
 
Sağlığımızı belirleyen en temel etken gıdadır. Gıdaları ilaç niteliği taşımayan bir toplumun hastalanması kader değil.
 
Eski insanların hastalanmasının sadece iki nedeni vardı. İlki, yeterli gıdaya erişememek, ikincisi ise salgın hastalıklardı.

                              Geleneksel yaşam Modern yaşam 
Hastalık  Kadın Erkek Kadın Erkek
Şişman 21,0 7,0 26,3 19,0
Aşırı şişman 2,2 0,7 39,0 17,1
Obezite 8,4 5,7 34,0 26,0
Gut  0,0 7,0 2,8 17,3
Diyabet 4,4 2,0 12,5 14,5
Hipertansiyon 4,4 2,0 39,1 31,3
Kalp hastalıkları 1,4 2,0 18,9 14,9

Bugün hem yeterli gıdaya erişiyoruz, hem de salgın hastalıklar yok. Çok yakında çıkacak olan yeni kitabımda ayrıntıları yer alan yukarıdaki tabloda da görüleceği üzere, 25 yıl öncesine oranla hastalık oranı 20-25 kat artmış. Yani hastalıklar her yıl bir önceki yıla oranla iki katına çıkıyor. Bu durum, yükselişi hızla önlenmesi gereken bir facia!
 
100 milyar dolarlık gıda harcaması sağlıklı olmamız için yeterli olmadığına göre, üç temel sorunla karşı karşıyayız demektir.
 
Bu durumda ya gıdalarımız gerçek gıdalar değil ve bu yüzden yeterince beslenemiyoruz, ya yeterli gıdaya erişemiyoruz ya da bize gıda yerine zehir yediriyorlar.
 
Üç kişiden ikisinin şişman ya da obez olduğu bir toplumda, yeterince gıdaya erişemediğimizi kimse iddia edemez. Zaten böyle bir iddia falanda yok. O halde sorun; gıdalarımızın gerçek gıda değil, yani zehir olmasında…
 
Evet, daha çok gıda var, ama bunlar gıda değil, gıda görünümlü kimyasallar. Hepsi tarım kimyasalı depolanmış birer plastik. İçinde kalan az biraz besinse, uğradığı endüstriyel işlemde bunu da kaybediyor. Sonra insanlara fiziki açlığını gideren, lakin biyolojik olarak aç bırakan sözde gıdalar kalıyor.
 
Bugün kanserin en büyük nedeni, sağlığımızı koruduğuna inandığımız gıda ve ilaçlar.
 
Bu tabii sonucu kimileri ‘kader’ diyip, Allah c.c.’e fatura etmeye kalksa da, aslında bu kişinin kendi eliyle kendi başına sardığı belâ ve derttir. Ezberletildiği gibi, ‘hayır ve şer Allah’tan gelmez!’ Başımıza gelen ne tür ‘şer’ varsa, o ‘bizim yüzümüzden’, ne kadar ‘hayr’ varsa, o da ‘Allah c.c.’dendir.’ Allah kulları için hayırdan başka bir şey murat etmez ve şerri ise asla!
 
Başı kaşınanın doktora koştuğu, sapa sağlam gittiği hastaneden bir torba ilaçla döndüğü günümüz Türkiye’sinde, sadece ilaç harcamaları 20 milyar dolar sınırına dayandı. 20 Milyar dolar neredeyse bütün bir Afrika’nın karnını doyuracak kadar büyük bir bedel.
 
O halde ne yapmalı?
 
Yıllar önce sigara ve alkol içenlerin sağlık hizmeti alırken veya SGK pirimi öderken daha fazla bedel ya da pirim ödemesi önerisini getirdiğimde dudak bükenler olmuştu. Şimdilerde artık çok kişiden benzeri teklifler geliyor.
 
Bu kez de diyorum ki, devlet herkese aylık bir beslenme bedeli ödesin ve alacağı gıdalara bir standart getirsin. Herkes aldığı bu gıdaların faturasını SGK’ya teslim etsin veya ilaç sistemi gibi bir sistem kurulsun. Gıda harcamalarımızın bedelini devlet ödesin, ama devlet ilaç bedellerini ödemesin.
 
O zaman gıda tüketimi hem nasıl azalır, hem de nasıl herkes seçici hâle gelir. Aynı zamanda devlet gıdayı kâmil manada nasıl denetler! Bununla da kalmaz, 20 milyar dolarlık ilaç harcamamız 1-2 milyar dolara nasıl geriler…
 
Dahası sağlığın faturasını kendi ödeyenler, hem sağlığı bozan gıdaları üretenlere dava açmayı öğrenir, hem de bu davalar üreticileri kaçınılmaz olarak ahlaklı hâle getirir.
 
‘Buna saçma bir öneri’ diyeceklere peşinen diyorum ki: Yanılıyorsunuz! Bal gibi olur! Bu gıda ve sağlık sorunu, Cumhuriyet tarihinin en güçlü başbakanının iktidarında çözülmeyecekse, ne zaman çözülecek? Aksi yönde cevabı olan varsa bekleriz.
 
Başbakan Erdoğan’a bu anlatılsa belki mümkün olur, hem de bu toplumun sağlığı yerine gelir. Diyabet, hepatit, kalp-damar, kanser vs vs dibe vurur. Bunu başaranda yeryüzünün en çok hayır dua alan kişisi olur.
 
Sağlık Bakanlığı’nın tüm itirazlarına rağmen kadim tıbbın çözümlerini, ‘Geleneksel Tıp’ ismiyle yasallaştıran Başbakan Erdoğan, şimdilerde Hacamat ve Sülük tedavilerinin yönetmeliğini hazırlatıyor. İsterse bunları da yapar. İnşaallah ister!
16.05.2012 Bu yazi 11854 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri