Son Dakika
Salı, 25 Nisan 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Bahşedilmiş emanet ve tayyib Kemal Özer
Müslüman düşünürler tabiatı, işaretlerle dolu bir ‘kutsal kitap’, bir başka deyişle ‘kâinatın kitabı’ olarak kabul ederler. Yeryüzü; insanlar, melekler, cinler, şeytanlar, hayvanlar, bitkiler gibi canlı organizmaların yaşadığı eşsiz ve kusursuz bir mekân.


Maddi olmayan varlıkların dışında, kâinatın; insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mineraller olmak üzere dört âlemden oluştuğu kabul edilir. “O Allah, her şeyi takdir edip yaratan ve düzenine koyandır”[1] ve bunlar arasında da asla bozulmaması gereken bir denge vardır. 

Allah’ın yeryüzündeki halifeleri ve yedieminleri olan insanlara yüklediği görevse; emanete hürmet edip, onu özenle korumaktır. Bu kaynakları kullanırken insanın, ‘emanet’ bilinciyle hareket etmesi ve ‘israf’ etmemesi gerekir. Çünkü Kur’an, tabiatın nesne olarak algılanmasını reddederek, buna uygun bir zihin inşası yapar. Ayrıca çevreye bütüncül, manevi ve dengeli bir bakış vazeder. 

Yine Kur’an’a göre tabiat ‘Müslim’dir, dolayısıyla tabiattaki her şey Müslüman’dır. Kur’an-ı Kerim; “Göklerde ve yerdekilerin hepsi ister istemez O’na teslim olmuşlardır[2] Görmez misin ki, göklerde ve yerdekiler ve havada kanat çırparak uçan kuşlar, bizzat Allah’ı tesbih ederler! Her biri duasını da, tesbihini de kesin şekilde bilir[3] buyurur. 

İslam âlimleri tabiatın, yalnızca bedenleri değil, aynı zamanda ruhları da beslediğini söylerler.

Hz Peygamber (s.a.v.): Kıyamet vakti bile gelse, mutlaka ağaç dikilmesini, savaş anında bile olsa bitki örtüsü dâhil hiçbir canlıya zarar verilmemesini, tüm canlılara merhamet edilmesini, su kaynaklarının kirletilmemesini, tabiî dengenin tahrip edilmemesini emreder. Bunun aksini yapana dünyevî ve uhrevî ceza vardır. Merhamet edenlere ise sevap! 

Gıda söz konusu olduğunda, Kur’an-ı Kerim’in bugün bilinenin aksine bir dil kullandığını görürüz. Cenab-ı Hak, 21 ayette[4]  gıdaların ‘tayyib’, 5 ayette[5]   ise ‘helâl ve tayyib’ olmalarını istemektedir. Üstelik bu emir, Yahudiler örneğinde olduğu üzere, geçmiş ümmetlerden istendiği gibi, günümüz insanlarından da talep edilmektedir. ‘Helâl ve temiz tüketim’ emri, hem peygamberlerden[6], hem Müslümanlardan[7], hem de iman etmeyen tüm insanlardan[8] da isteniyor. Çünkü Allah, Rahman esmasıyla tüm kullarının sağlıklı olmasını diler. 
Görüleceği üzere, talebin daha çok helâl ve haramlardan ziyade, ‘hâlâlen tayyiben’ yani ‘helâl ve temiz’, kahir ekseriyetle de ‘tayyib’ şeklinde olduğu görülür. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerden temiz olanlarından yiyin. Bu hususta azgınlık etmeyin. Sonra gazabım üzerinize iner…”[9] Ayet-i Celilesi bunun en güzel örneklerinden biridir.

Allah (c.c.) neden bütün insanlardan ‘tayyib’ olanları tüketmesini ister? Ve bu kelimenin tercihindeki murad-ı ilahiye nedir? Tayyib kelimesi özel bir tercih olmasaydı, Allah (c.c.) Kur’an’da, kullarının daha iyi anlaması için, Türkçedeki temizin karşılığı olan ‘tahir’ kelimesini kullanması gerekirdi. Ancak, Kur’an’da gıda için hiçbir yerde ‘tahir’ tercih edilmiyor. Buradaki temizden yani tayyibden murad, bazı yorumcuların sığ bir yaklaşımla ifade ettiği gibi ‘helal, güzel hoş kokulu ve lezzetli’ şeyler midir? ‘Temiz’ demekle sadece helâl kastediliyorsa, neden hem helâl olması, hem de tayyib olması birlikte emredilir? Aynı anlama gelen kelimenin bir ayette yan yana zikredilmiş olması, Kur’an-ı Kerim açısından bir nakıslık olmaz mı? Kur’an-ı Kerim için bir nakıslıktan söz etmek imkânsız olduğuna göre, bu tercihin hikmeti nedir? Kıyamete dek geçerli ve tahrif edilmemiş tek vahyi kaynak olan Kur’an-ı Kerim’in kavram tercihlerinin günümüzün sorunları için daha geniş anlamlar içermesi beklenir ve zaten de böyledir.

Kur’an bizi düşünmeye ve akletmeye çağırdığına göre, bu ayetlerde hırsızlık ve gasp benzeri manevi kirler ve tahirin zıddı olan basit maddi kirleri mi kast ediyor acaba? Veya bugün bütün canlıları, kapitalist, seküler hatta emperyalist tıp endüstrisine mahkûm eden kimyasal kirler; şeytanî bir eylem olan biyolojik yani genetik kirler/değiştirmeler ya da gıdanın vasıflarını azaltan ve ondan beklenen faydayı yok edip, hatta zararlı hâle getiren sentetik işlem ve kirler midir kast edilen? Yahut da bütün bunların kast edilmesinin yanı sıra, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek diğer kötü ve şeytanî eylemlerin tümüne birden mi işaret ediliyor?

Tayyibten kastın ne olduğunu, Türkçede anlatmak sanırız çok kolay değil. Çünkü Türkçede bunu karşılayacak kapsam ve derinlikte bir kelime ne yazık ki yok. Oysa İngilizcede bunu anlamak veya anlatmak galiba daha kolay. Şöyle ki: İngilizcedeki ‘clean’, ‘sanitary’, ‘pure’ ve ‘hygenic’ kelimeleri ile izah etmek istersek; ‘celan’ temiz ev, ortam, elbise gibi anlamlara gelirken, ‘sanitary’ hıfzıssıhha yani sıhhati koruyan bir temizlik. Pure ise saf, katkısız demek, tabiî veya fıtri özelliklerini koruyan ‘en iyi yiyecek’ gibi anlamları olan bir kelime. ‘Hygenic’ ise tümüyle endüstriyel olarak ortamın sterilize edilmesidir. Türkçede ise biz bütün bunlar için sadece ‘temiz’ kelimesiyle yetinmek zorundayız.

Endüstrileşme çağından önceki tevillerde tayyib/temizden muradın, basit maddi kirler ile faiz, hırsızlık gibi manevî kirler olduğu ifade edilmiştir. 20’nci yüzyılda ciddi bir değişim geçiren dünyada, gıdalar da küresel ticaretin en önemli emtialarından biri haline gelmiştir. Yaşanan değişim, gıdaların raf ömrünün daha uzun olması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda yapılan girişimler, gıdalara katkı maddelerinin eklenmesi ve çok çeşitli işlemler görmesine yol açmıştır. Zaman içerisinde görülmüştür ki, gıdalara eklenen ve ‘E’ koduyla (E120 vb) ifade edilen katkı maddeleri ile UHT, pastörize, nano işlemleri ve rafinasyon gibi teknik uygulamalar gıdaların yapısını bozmuştur.  Ayrıca sanayi atıkları, tarımda kullanılan ziraî ilaç ve gübreler ile evleri, dolayısıyla da hayatımızı saran deterjan ve kozmetik ürünlerinin atıkları, tabiatta ciddi kirliliklere yol açmış ve açmaktadır.

Dünyada ve özellikle aralarında Türkiye’nin de bulunduğu batılı ülkelerde son 15-20 yıldır, soğan, sarımsak, patates ve hububatlar, et ve et ürünleri, kuru gıdalar, baharatlar ve bazı sebze, meyvelere de radyasyon verilerek, ürünlerin raf ömrü uzatılmaktadır. ‘Işıl işlem’ denilen radyasyon verilen gıdalarda küf, mantar oluşmamakta, dolayısıyla çürüme olmamaktadır. Ancak bu işlem sayesinde gıdaların fıtri/tabiî yapısı (yani DNA’sı) bozulmakta, bu yüzden de zararlı hâle gelmektedir. Türkiye’de yapılan yeni bir araştırmada, bu ürünleri yiyen hayvanların ne yazık ki hızla öldükleri görülmüştür.

Günümüzde tarım ürünlerine verilen yapay gübreler, böcek öldürücüler, donmayı geciktiriciler, olgunlaşmayı hızlandırıcı veya geciktiriciler gibi zehirler; meyve ve sebzenin yanı sıra, toprağın, yer altı sularının ve dolayısıyla da tabiatın/insanların kirlenmesine ve zehirlenmesine yol açmıştır. Belki daha da vahimi; bitkiler, hayvanlar ve bakteriler üzerinde yapılan genetik değişimler (yaygın adıyla GDO) yaratılışın değiştirilmesidir. Netice itibariyle, bu tür uygulamalar insanları da yakından etkilemektedir.

Diğer taraftan, hayvanların tabiatta dilediğini seçerek özgürce yiyip içmesi yerine, ölüme mahkûm edilmiş ama kanının son damlasına kadar sömürülen bir esir gibi, her türlü vahşi işleme tâbi tutularak beslenmesi; toprak, bitkiler, güneş ve hatta serbest cinsel tatminden mahrum bırakılması, tüketilmesi haram kılınmış şeylerle beslenerek et, süt ve yumurta makinelerine dönüştürülmesi, ondan elde edilecek gıdaların tayyib olma özelliklerini yok etmez mi? Üreticilerin daha fazla ürün alma uğruna yaptıkları bu muameleler en basit anlamda, mazlum/dilsiz varlıklara zulüm değil midir? Bütün bunlar zulüm ise buna rıza da zulüm değil mi? Bizler de bu tür ürünleri tüketerek, bu vahşi uygulamaları teşvik etmiş olmaz mıyız?

Günümüz hayvancılığında kan, et, kemik vs mezbaha atıkları ile insan DNA’sı bile taşıyan GDO’lu bitkilerin yem yapılması, kilo yapıcı, süt artırıcı hormonlar ile horoz olmaması için yumurtaya östrojen (dişilik) hormonu verilmesi ve bittabi cinsel birleşme yerine suni dölleme ile çoğaltılarak piyasa edilen bu ürünlerin kesimini esas alarak ‘helâl sertifika’ verilmesi, Allah Azze ve Celle’nin ‘tayyib’ emrini karşılar mı? Basit bir sertifika bunları helalleştirir mi? Yoksa bu tür zorlama uygulamalarla, sadece endüstrinin vahşi yöntemlerinin üstünü örtüp, meşruiyet mi sağlamış oluruz?

Ekini ve nesli mahvetmeye çalışmayın. Allah fesadı ve bozgunculuğu sevmez…”[10] buyuran Allah-ü Teâlâ’ya, şeytanın “Onlara emredeceğim, onlarda Allah’ın yarattığını değiştirecekler[11] dediği bu ayetler, yukarıda zikrettiğimiz halleri anlatıyor olabilir mi? Türkiye Diyanet Vakfı’na ait ‘Kur’an-ı Kerim Meal’i, Nisa 119’daki şeytanın beyanıyla ilgili şu dipnotu düşüyor: “Allah’ın yarattığının değiştirilmesi, hem maddi alanda, hem de fıtrat alanında gerçekleşebilir. Zamanımızda, yeryüzünde doğal dengeyi bozucu her türlü girişimi bu çerçevede değerlendirmek mümkündür.”

İşte bütün bu gayri tabiî/insanî uygulamalar nedeniyle, geçmiş çağlarda görmediğimiz hastalıklar ortaya çıkmıştır. Dahası çok ileri yaşlarda az sayıdaki insanda görülen hastalıklar, çok küçük yaşlarda ve hemen herkeste görülür hâle gelmiştir. Sağlığını kaybetmiş bir insanın, ne dünya işlerini, ne de ahiret hazırlıklarını kâmil manada yerine getirmesi ne yazık ki mümkün olamaz. Bugün yiyip içtiğimiz sözde gıdalar, bize ‘şifa’ şöyle dursun, ‘dert’ getiriyor. Elbette midemizi doyuruyoruz, ama aslolan yemek değil, beslenmektir. Yediğimiz şeyler bizleri beslemeyip, sadece doyuruyor hatta üstelik birde çeşitli hastalıklara yol açıyor ise, acaba bu gıdalar, Kur’an-ı Kerim’in arzu ettiği ‘temiz’ vasfını taşır mı?

Bunca tüketim ve kirlilik karşısında yani çevreye bıraktığımız endüstriyel, tarımsal ve evsel atıklarımız nedeniyle, sayısız canlı türü ya yok oluyor ve yahut da mutasyona uğrayıp, tehlikeli ölümcül yaratıklara dönüşüyor.

Müslümanlar olarak artık dünya nimetlerinin her türlüsüne sahip olmamıza rağmen bir türlü arzu edilen noktaya gelemiyoruz. Acaba bunda yiyip içtiğimiz şüpheli ve şaibeli gıdaların payı var mı? Hz Peygamber (s.a.v.)’in "Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez[12] buyurduğu çağın Müslümanları bizler olabilir miyiz?

Günümüz Müslümanlarının kahir ekseriyeti ‘helal’i ne yazık ki hayvanların besmeleyle kesimine veya özellikle batılı ülkelerde yaşayanların buna ilaveten katkı maddelerinin de eklenmesine indirgeye dursun, artık çoğumuz çocuk sahibi olamıyoruz. Artık beş ve daha fazla kardeş olan kişilerin çocukları, tüp bebek merkezlerinde kuyruk bekliyor. Zorlama şartlarla onların çocukları olsa da, AB’nin 2050 projeksiyonuna göre, torunları olamayacak. Peki, bu hâl insanın kendi kendine uyguladığı bir soykırım değil de nedir? Yoksa boşluğa attığımızı sandığımız taş, aslında gelip bizim başımızı mı yardı?

Ürünlere helal sertifikası vermenin, helâl sorunu çözmediğini ne zaman göreceğiz? Bunu anlamak için, Türkiye gibi ülkelere bakmak kâfi. Çünkü tayyib/temiz/helâl konusunda talepte bulunmayı bırakınız, bir ülkede halkın çoğunluğunun Müslüman olması, ürünlerin helâlliği için yeterli kabul görüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Helâl sertifika uygulamaları, azınlıkta olduğumuz ülkelerde daha farklı amaçlar taşısa da, İslam ülkeleri ve özellikle Türkiye için ‘pazardan pay almak’ yani ürün ihraç etmeye yönelik bir ‘aklama’ belgesinden öte anlam taşımaz. Gerçi tüketicinin helal ürün talep ettiğini söylemek de pek mümkün değil.

Unutmamalıyız ki, “başımıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerimizle yapıp ettikleriniz yüzündendir.[13] Helâl ve temiz tüketim dileğiyle.



[1] A’lâ 2-3

[2] Ali İmran 83

[3] Nur 41

[4] Bakara 57, Bakara 172, 267, Nisa 160, Mâide 4-5, 87, Araf 32, 157, 160, Enfal 26, Yunus 93, Nahl 72, İsrâ 70, Tâhâ 81, Mü’minun 51,  Nur 26, Mümin 64, Casiye 16, Ahkaf 20

[5] Bakara 168, Maide 88, Enfal 69, Nahl 114,116

[6] Mü’minun 51

[7] Bakara 172

[8] Bakara 168

[9] Taha 81

[10] Bakara 211

[11] Nisa 119

[12] Buhari, Büyü' 7/23; Nesai, Büyü' 2/7-243

[13] Şura 30

Bu makale Avrupa IGMG tarafından yayınlanan Perspektif Dergisi'nin Temmuz/Ağustos 2013 sayısında yayınlanmıştır.
 
15.07.2013 Bu yazi 2860 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri