Son Dakika
Salı, 18 Şubat 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Aşı hezeyanları Özlem Albayrak
Farkında mısınız, domuz gribiyle ilgili aşı tartışması bir itikat meselesine dönüşmüş vaziyette. Aşı olup olmamayı değil de, “Allah bir midir, yoksa teslis mi iyidir?”i tartışıyoruz sanki, öyle bir önem atsetme, öyle bir hararet hali.

Sağlık Bakanı'nın aşı yaptırıp, Başbakan'ın yaptırmaması, seçeceği tarikata karar veremeyen, kafası karışmış taze mühtedinin şaşkınlığı efekti yaratmakta; herkes düşünceli, herkeste, “E sonuç ne şimdi, yaptıracak mıyız, yaptırmayacak mıyız?” dilemması yeşermekte. Devlet büyüklerini sorumsuzlukla suçlamalar da, Bakan ve Başbakan'ın bireysel tercihlerine, aynı kutsal kitabın birbiriyle çelişmemesi gereken sureleri muamelesi çekmeler de cabası.

“Tabi ki önemli, bu hayati bir mesele” diyecekler çıkabilir, ancak risk grubu içinde olmayanlar için domuz gribinin mevsimsel gripten daha öldürücü olmadığı da biliniyor.

İnsan düşünüyor, madem durum buydu, yıllardır kaale bile almadığımız soğuk algınlığının günahı neydi? Kuş gribi, domuz gribi, deli dana çabucak bulaşıp, bulaştığı yeri yıktı geçti de, mevsimsel gripten bugüne dek kimse ölmedi mi? Domuz gribi karşısındaki bu teyakkuz, sırf yeni bir illet diye mi?

Şunu teslim etmek gerek, makbul ve teamül olan devlet büyüklerinin ortalama vatandaşa örnek teşkil edecek şekilde, tek ağızdan davranmasıdır. Gelgelelim, siyasi simalarımız teamüllere riayet etmedi diye, hastalığın tehlike ve bulaşıcılık düzeyi hakkındaki bilgiler mevcutken, bu gribin pandemik ya da mevsimsel gripten farkı ortadayken, aşıların güvenilirlik ölçüsü belliyken ve risk grupları çarşaf çarşaf yayınlanıyorken –Bu bilgilere Sağlık Bakanlığı sitesinden ulaşılabiliyor-, vatandaş aşı olup olmayacağı kararını, modellemeye ihtiyaç duymadan bireysel olarak alabilemez mi?

Hayır bunları söylüyor olmam, “Hastalıklar için koruyucu önlemler alınmasın, sağlık problemlerinin tedavisi yapılmasın” düşüncesinde olduğumu göstermez. Cebriye ekolüne mensubiyet kesbedip “Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane” sularında yüzecek kadar, rasyonalite algısını yitirmiş biri olduğum da söylenemez. Elbette, insan sağlığıyla ilgili her detayın su götürmez şekilde önemli ve değerli olduğunu kabul etmek lazım.

Ama, yeni dünya düzeninin popülizmle yaratılan “sahte gerçekler” dünyası olduğu fikrine de küçük bir şerh düşmek, bir şans tanımak gerekmez mi?

Sahte gerçekler, yani ekonomi ve siyaset olmak üzere kültür biçimlerini oluşturan hemen bütün alanları etkisi altına alan küreselleşmenin vaz'ettikleri. Yani, sermaye tabanlı küresel söylemin popülerleşmesi. Yani, hemen bütün toplumsal katmanlarda, (sen ben farkında olalım ya da olmayalım) a priori yargıların ve görüşlerin oluşması için ortam hazırlanması.

Bu noktadan bakıldığında, insanların yıldan yıla çoğalan daha sağlıklı, daha steril hayatlar yaşayabilme arzularının, hatta saplantılarının tek sebebi değilse bile, en önemli sebeplerinden biri küresel popülist söylemlerdir. Çünkü, insanın kendi sağlığına merak salması, küresel sağlık sektörünün varolması, yaşaması ve büyümesi için hayatidir.

En az domuz gribi kadar hem de…

Bana kalırsa bu işin başı, 10 yıl öncesine kadar, her kış grip olmak, bir bebeğin diş çıkarırken gösterdiği semptomlar kadar olağan karşılanıyorken, yavaştan yavaştan “aşı 'modası'nın karasularımıza girmesiydi. İnsanların 10 yıl öncesine dek hiç de hissetmedikleri, “öksürmeden, burun akıntısı çekmeden mevsimi tamamlama ihtiyacı”nın yıldan yıla artarak önce bir gereksinim, sonra zorunluluk haline gelmesiydi.

Sonrasını biliyorsunuz, hastalıklar türevlendi, aşılar da yıldan yıla çeşitlendi, tehlike katsayıları yükseldi; sonra devletler milyonlarca dolarlık aşı ve ilaç siparişi vermeye başladı. Aşıların işe yaramasından mı, yoksa hastalıkların zaten o kadar da öldürücü olmamasından mı bilinmez ama, ölümler beklenen oranda yüksek olmadı, ama kalan sağlar bizim oldu… Paralar çokuluslu ilaç şirketlerinin…

“Peki, devlet bu oyuna neden geldi/geliyor?” sorusunun cevabı ise, ortada: Devletlerin sağlık politikaları, işgücü kaybı ihtimalini bertaraf edecek koruyucu önlemler alma düşüncesi üzerine kuruludur ve hiçbir vatandaşın hasta olmaması, olanların ivedilikle tedavisi düsturu uyarınca işletilir. Buna ilgili Bakanlığın, bu hastalıktan ölebilecek tek bir kişinin bile hesabının sorulacağı, tedbir almamakla suçlanacağı merci olmasının dayanılmaz ağırlığını da ekleyecek olursak, ne demek istediğim anlaşılır.

Komplocu bir görüntü vermek gibi olmasın ama, salgının isminin “Domuz gribi” olmasının bile Müslüman ülkelerde işe yarayacak bir satış taktiği olmadığı konusunda kendi kendime güvence veremiyorum. Ama verenleri de kınamıyorum. Siz de öyle yapın… Yani, mümkünse abartmayalım.

07.11.2009 Bu yazi 3699 defa okundu
    Sonraki:
    Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




     
    • Bir kıyamet silahı: GDO
      Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
    • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
      Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
    • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
      Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
    • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
      “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
    • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
      Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
    • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
      Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
    Diğer mülakatlar:
    1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
    Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
    Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
    Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri