Son Dakika
Perşembe, 15 Kasım 2018 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Akşam yazarının amacı ne?
Akşam Gazetesi yazarı Cemalettin Taşçı öyle bir iddia ortaya attı ki bu iddia yenilir yutulur cinsten değil. Bu isbatı imkansız iddia herkesi şoke etti. Ancak yazarın daha önce de Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hakaret ettiğini öğrenince şaşkınlığımız birden sona eriyor.

Akşam yazarı Cemalettin Taşçı bugünkü köşesinde "Vurun Ermeni'ye" başlıklı yazısında dile getirdiği ispatı imkansız iddia 'dava' konusu olacak cinsten bir ağır bir suçlama.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi, kişilerin kimliğine bakmaksızın üretim ve denetim biçimi açısından üreticiler ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nı ayırıca da genel kitle açısından 'sağlıksız', Müslümanlar açısından ise 'helal ve temiz' olmayan ürünler tüketerek pirim vermeleri nedeniyle eleştirmektedir.

Akşam yazarı Cemalettin Taşçı ise ürünlerinde tağşiş yaptığı açıklanan 'Apikoğlu' firmasının 'Ermeni' olduğu, hatta rüşvet vermediği için isminin açıklandığı gibi son derece ağır ve ispatı imkansız bir iddiayı bugün köşesinde dile getirdi.

Bu son derece tartışmalı ağır iddia konusunda ilgili taraflar ne yapar bilinmez ancak, Bakanlığın mezkur firmanın isminin Ermeni olduğu için açıklandığı iddiası inandırıcı olmaktan ziyade kışkırtıcı gibi durmaktadır.

Ayrıca toplumun; Taşcı'nın iddia ettiği gibi 'Apikoğlu' firmasının sahiplerinin Ermeni olduğunu bildiğini, bu nedenle de teşhir edildiklerini söylemek ancak yazarın kendi çevresi açısından doğru olabilir. Kaldı ki yazarın bu ifadesi firma sahiplerinin kökenini afişe ederek daha fazla zarar verdiği ortada. Çünkü Müslümanlar, Gayrimüslim kimselerin hayvansal ürünlerini tüketme konusunda daha fazla tereddüt yaşayacaklardır.

Bakanlık, bu tür ithamları önemsemeyip taklit ve tahşiş yapan tüm firmaları hiçbir ayırım yapmadan ve gecikmeden derhal teşhir etmelidir. Kaldı ki Akşam yazarının bu ithamı yarın Musevi olan bir üreticinin teşhir eidlmesi durumunda Yahudi olduğu için teşhir edildi gibi sağlıksız bir ithama zemin hazırlar ki asıl bu durum doğru adımları engeller.

İşte Akşam yazarı Cemalettin Taşçı'nın köşesindeki iddiaları:

"Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın sitesinde, 'laboratuvar sonucu taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıda üreten firmaların' teşhirine başlanmış. İfadenin bozukluğuna takılmayın, Bakanlık sağlıklı gıda tüketmemiz için canla başla çalışıyor işte. Ne güzel.

Daha güzeli var: 27 Mart'ta iki, 11 Nisan'da üç ve 13 Nisan'da ise altı firmadan ibaret bir liste var elimizde. 13 Nisan'dan bu yana? Tık yok. Yani gönlünüz rahat olsun. Memleketteki on binlerce lokantada rahatlıkla karnınızı doyurabilir, gıda üreten/ithal eden onca firmanın ürünlerinden emin olabilirsiniz.
Ama Apikoğlu acılı kangal sucuk almayacaksınız ha.
***
Akla en son gelmesi gereken şey, listeyi görünce benim aklıma ilk önce geliverdi. Apikoğlu markasının bu listede yer almasının ardında, firma sahiplerinin Ermeni olmasının hissesi var mı?

Benimki münasebetsizlik olabilir. Fesatlığım tutmuştur, kim bilir. Test edebilmek için, kendimden her şüphelendiğimde yaptığım gibi, kendi örneklemimle küçük bir kamuoyu araştırması yaptım. Elde ettiğim neticeler özetle şöyle: (1) Kimse yediği hiçbir şeyden emin değil. Listede binlerce firmanın yer alması gerektiğini düşünüyor herkes. (2) Mevcut listeyi sadece bir başlangıç olarak göreceksek, herkes yapılan işten memnun. (3) Listede Apikoğlu'nun bulunmasında bir biçimsizlik hissedenler yarı yarıya. (4) Onların da ancak yarısı bu biçimsizliği firma sahiplerinin etnik kimliğine yoruyor.

Yani ben, dörtte birin içinde kalıyorum. Azınlıktanım anlayacağınız.
***
Apikoğlu'nun bir ayrımcılığa maruz kaldığı, bu ayrımcılığın da firma sahiplerinin etnik kimliğinden kaynaklanmış olabileceği zannının neden akla bile gelmemesi gerektiği herhalde aşikar. Bunu geçelim. Birilerinin aklına neden böyle şeyler gelebiliyor olduğunu biraz kurcalayayım.

Bu toplumun geçmişinde ırkçılık suçu yok. Aramızda ırkçılık yapan hiç kimsenin olmadığını iddia etmiyorum. Görece bir masumiyetten söz ediyorum.

Ama devletin sicili toplumunki kadar temiz değil. Sermayeyi millileştirmek filan gibi ulvi emellerle işlenen suçlar herkesin malumu. Günümüzde devleti ele geçirmiş veya uzaktan kumandayla devlet aygıtını kontrol eden kesimlerin de, altmış yıldır görülmemiş bir ihtirasla sermayenin el değiştirmesi için çabaladığı malum. Bu ikinci millileştirme seferberliğinde üstelik, pek az sayıda aktör milli kabul ediliyor gibi görünüyor.

Evet, her iktidar kendi zenginlerini yaratmaya eğilimli ve yarattı da... Ama kendi zenginini yaratma süreci, çok uzun süredir, ideolojik bir payandaya sahip değildi. Çok uzun süredir bir tür seferberlik ruhu da yoktu.
***
İdeoloji kelimesi bir vakittir küfür niyetine istihdam ediliyor. Benim ise ideolojiyle bir alıp veremediğim yok. İdeolojisiz bir siyaset nasıl olur, bilmem. İdeolojisi olmayan eğitim politikası veya dış politika, bence olacak iş değil. Yani iktisat politikalarının ideolojisizleştirilmesi filan gibi hayaller peşinde değilim.

Zaten yaygın kabul gören bir ideoloji var. İktisadi aktörlerin cinsiyetinin, dininin, dilinin, etnik kimliğinin vesaire vasfının denkleme katılmamasını buyuruyor. İktisadi alanı liyakat dışındaki faktörlerden arındırmayı dayatıyor. Kimin neye layık olduğunu da, serbest rekabetin belirleyeceğini varsayıyor. İdeolojiniz icabı rekabetten hoşlanmayabilirsiniz. Ama herhalde zenginliğin yeniden dağıtımında din, dil, etnisite gibi faktörlerin gözetilmesini müdafaa etmiyorsunuzdur.

Memlekette liyakat uzun süredir hiç esas olmadı. Rekabet de öyle pek serbest filan değildi. Ama devletin bu dönemki kadar müdahil olmasına da, ancak 28 Şubat döneminde şahit olmuştuk yani. Ve hep birlikte yaşamıştık, bu tür müdahaleler hiç de arzulanan neticeleri doğurmadığı gibi, hepimize zarar veriyor.

Umarım Apikoğlu'nun maruz kaldığı ayrımcılık, gerekli yerlere gereken rüşvetleri zamanında ulaştıramaması filan gibi sebeplerden kaynaklanıyordur. Müslüman'ın helal et ihtiyacı üzerinden servet biriktirme hayaliyle piyasaya dalan bizim çocukların rakiplerini ayıklama hevesi yoktur arka planda. (Akşam)

Kim bu Akşam yazarı diye yaptığımız aramada ilk sırada Turktime sitesindeki bu yorum çıktı. Kutlu Doğum etkinliği nedeniyle Hz Peygamber'e saldırdığını öğrendiğimiz bu yazıyı da konunun önemi nedeniyle alıntılıyoruz:

Muhtemelen başlıkta gördüğünüz bu ismi çoğunuz “Bu da kim ki?” diye karşıladınız. Haklısınız. Biz de bu güne kadar nedir kimdir bilmezdik. Meğer Akşam’ın yazarlarından biriymiş. Şöyle bir yazı arşivine baktık, yeni de değil, epey de yazı yazmış. Ama silik, renksiz, iddiasız, ne yazdığı ve ne için yazdığı belli olmayan bir köşeci.

Demek ki fark edilmemek, okunmamak Taşçı’nın canına tak demiş ki düşünmüş, düşünmüş ve gündeme gelmek için müthiş bir şey bulmuş: Müslüman bir ülkede Hz. Muhammed’e saldırmak. Ve Danimarkalıların bile ellerinin titreyerek yaptığı eylemi, Hz. Muhammed’e hakareti köşesinden boca etmiş.

Arkadaş Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine kızmış  “Bence Kutlu Doğum Haftası Yetmez” diyerek, Hz Muhammed’in,  Michelangelo veya Da Vinci üslubuyla tablolarının yapılması gerektiği yönünde engin görüşlerini beyan etmiş. Kendi köşesini kotarabiliyormuş gibi bir de dalga geçer bir üslupla, kompozisyon konusunda kendisinin de yardımcı olacağını yazmış.

Yetmemiş: “Bulutların sardığı Hira Dağı'nda, elinde Kuran'la, etrafını küçümseyici bir edayla süzen bir Hz. Muhammed yakışır mesela. Dağın eteklerinde aciz ve çaresiz bir yığın insan, Kuran'ın nurunu peygamberden alabilmek için birbirilerini eziyor olabilirler, filan.” diye Hz. Muhammed’i insanları küçümseyen biriymiş gibi göstermiş.

Arkadaş acayip kalem üstadı, engin bir görüşe sahip ya güya, bununla da yetinmeyip Hz. Muhammed’i Hıristiyanlıkla özdeşleştirecek alaycı benzetmelerle sürdürmüş yazısını: “…Sonra haçın yerini tutacak, stilize edilmiş bir şey de lazım. Nihayet, camilerin kubbelerine de Hz. Muhammed heykelleri oturtur, İslam'ın Rönesans'ını ikmal ederiz artık… Kutlu Doğum Haftaları'nda hediyeleşiriz, piyasa da canlanır ne güzel. Değil mi canım?”

Ama ne kadar işi alaycılığa vursa da silikliğinin üzerinde bıraktığı öfke tortusu öfkesini ele vermiş: “Aptalların soyut kavramlardan ziyade insanları konuşmayı ve takip etmeyi sevdiği de bir vakadır, evet. Kişi kültü vasıtasıyla aptalları bile harekete geçirebilirsiniz. Ancak bu stratejinin mühim bir riski var: Aptallara göre tasarlanmış olan Faustvari düzenlerde akıllılara yer kalmaz.”

Aferin Taşçı’ya. Bakın, gündeme geldi. Yazısı alıntılandı, ismi yazar(!) olarak anıldı. Mutluluktan göbek atabilir, gündeme geldi.

Ama gündeme gelmek için bu kadar bayağı bir yöntem seçtiği için tabii ki kaybetti.

Ziyaretçi Yorumları (Toplam 2 yorum)
  • remzi
    aç gözlü insanoğlu
    doğa insana, bitki ve hayvanlardan farklı ayrıcalık tanımıyorken selde depremde yaşamını sona erdirme döngüsünde her canlı gibi aynı kaderi paylaşıyorken bu insanların kendilerine fazla bilinçliyiz diyip üstünlük ve ayrıcalık göstermesi hatta yetmeyip kendi türü içinde sınıflara bölunmesi de ne oluyor aklım almıyor. nedir yani elmayı alıp türlü işlemden geçirip uzun sure dayansın dıye katkılar ekleyıp kendi türüne bunu para karşılığı satması dalından koparıp direkt ısırıp yemesınden dahamı ayrıcalıklı kılıyor onu kendi türünü kullanması sömurmesi için kullandığı dini, ideoloji, sınıfsal vs. bilincini bunlar için kullanması evrende onu üstünmü yaptı şimdi. havada uçan kuşun yazgısından farlı yazgı çizebildimi kendine doğup ölüp bu ikisi arasındaki sureçte yeme üreme evresinde değişik neyi var bu üstün inançlı yada inançsız insanın neyi var, insanlığın ne farkı yada kazancı var. yaşamını daha kalıteli yapması alet teknoloji sanayi ilkel yaşamdan kurtulması yaşamına anlammı kattı doğayı katletmekten başka farklı ne anlamı kattı bu hayata. öyle saçma dayatmalar ve kurallar varki eminim diğer canlılar acıyordur halimize dikkat edin gülüyor demedim onu dahi bu bilinçli insan yapar alay etmek için. ne ilginç ilkel dönemde sadece yemek için çabalarken şimdi ürettiklerine ve diğerinde olana sahip olmak için çabalaması medeni ve ayrıcalıklı ve üstün yaptı bu isanoğlunu doğada. halimize diyecek yok gerçekten. oysa o hayvanda hangi ot hangi et zararlı ayırt edebiliyor kendini beslerken ve kendi türüne sınıfsal inançsal ayırımlar saçmalığıyla uğraşmıyor yavrusuna bakıyor besliyor ilkel insanda bunu yapıyordu vay canına yandığımın dünyası farkında olmak aydınlanmak inanmak diye diye ne gadder üstün olduk evrende. dünya da avucumuzun içinde daha ne olsun. güney amerikada medeniyetten uzak bir kabile belgeselinde kabiledekiler sadece ormandaki çalı çırpı ağaç dalı ile yaşam idame ettiriyordu bu 2012 yılında. bir otun sapıyla saçlarını kesiyorlar taşa sürterek ağaç dalını mızrak yapıp bununla balık avlıyorlar muzu dalından koparıp yiyorlar. yağmur suyunda yada nehırde yıkanıyorlar ne kıyafet ne eşya hiç bir şey yok çocuklar neşeyle oynuyor herkes huzurlu bir sessizlik içersinde iletişimde hır gür yok medenıyetin m si de yok ama doğayla uyumlu fazlası için katletmeyen toplum dayatması ile şekillenmeyen pırıl pırıl insanlar. ve biz
    26.04.2012 00:42:51

  • keman güler
    neden doğru olmasın?
    Yazar doğru olabilir. Çünkü sadece adı açıklanan firmalar mı gıda konusunda sağlıksız üretim yapıyorlar?
    25.04.2012 04:05:25
24.04.2012 18:20:00 Bu haber 5216 defa okundu
Akşam yazarının amacı ne?
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri