Son Dakika
Perşembe, 23 Kasım 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Abur cubur olacağı budur Prof Ahmet R Küçükusta
Gelişmiş ülkelerde son yıllarda özellikle de astım ve alerjilerdeki artışta beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin önemini gösteren araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Bu ülkelerde hamburger, hazır pizza gibi fast food yiyecekler, bisküvi, gofret, cips gibi abur-cubur gıdalar ve gazlı içecek tüketimi giderek artarken, sebze ve meyve ise giderek daha az yeniyor.

Yiyeceklerimize, içeceklerimize renk, koku, tat vermek ve bozulmalarını önlemek için kullanılan binlerce katkı maddesi olduğu da artık herkesin malûmu. Kozmetik ürünlerde ve hatta ilaçlarda da yaygın olarak kullanılan bu maddelerinin, duyarlı kişilerde başta alerjiler olmak üzere, astım, migren tipi baş ağrıları, karaciğer büyümesi, kanser, depresyon ve çeşitli ruhsal bozukluklar gibi pek çok hastalığa sebep olabileceklerini gösteren pek çok araştırma var.

Yeni Zelanda’ da 10-12 yaşları arasındaki binden fazla çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada, haftada bir defadan fazla hamburger yiyen çocuklarda astım krizi ve hırıltı riskinin iki kat fazla olduğu ve yenilen hamburger sayısı astıkça astım riskinin de arttığı saptandı. 

Suudi Arabistan’ da, otuz yıldır tamamen Avrupa standartlarında yaşayan zengin ailelere mensup Cidde’ li çocuklar ile geleneksel şartlarda kırsal kesimde yaşayan iki farklı grup çocuk üzerinde yapılan araştırmada da, şehirli çocuklarda astım riski 3 kat yüksek bulundu. Kırsal kesim çocuklarının diyeti temel olarak inek ve keçi sütü, pirinç, sebze, kuzu ve tavuk eti, hurma ve diğer yöresel meyvelerden oluşurken, şehirli çocuklar ise Avrupa ve Amerikalı çocuklar gibi fast food ve abur cubur gıdalarla besleniyorlardı.

Beslenmenin astımlılar için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir başka araştırma daha var. Bu çalışmada bir grup astımlının hamburger ve patates kızartmasından oluşan 1000 kalorilik bir yemek, bir grubun da 200 kalorilik az yağlı yoğurt yedikten sonra balgamları incelendi. Yağlı ve yüksek kalorili yemek yiyenlerin balgamlarında çok fazla sayıda iltihap hücresi görüldü. Ayrıca yüksek oranda yağ ihtiva eden yiyecekleri tüketenlerin nefes açıcı ilaçlara çok iyi cevap vermedikleri de belirlendi.  

Hiperaktivitenin sebebi de katkı maddeleri mi?

İlk kez bundan 30 yıl kadar önce çeşitli gıda katkı maddelerinin çocuk psikolojisini etkileyebileceği ve küçük çocuklarda hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi psikolojik bozukluklara yol açabileceği ileri sürülmüş, ancak o zamandan beri yapılan birçok araştırmada çelişkili sonuçlara ulaşıldığından kesin bir kanaate varılamamıştı.

İngiltere Gıda Standartları Ajansı tarafından da desteklenen araştırmada 3 ve 8 yaşlarında iki grupta yer alan çocukların bir kısmına 6 hafta süreyle birçok şekerleme, kek, lolipop ve içecekte renklendirici ve koruyucu olarak yaygın şekilde kullanılan katkı maddeleri içeren, bir kısmına ise bu katkı maddelerinin bulunmadığı meyve suları içirildi. 

Bu katkı maddeleri karmen kırmızısı (E122), günbatımı sarısı (E110), tartrazine (E102), ponceau kırmızısı (E124) gibi gıda boyaları ve sodyum benzoat gibi koruyuculardan oluşuyordu.

Araştırma sonunda, değişik derecelerde katkı maddesi bulunan meyve suları içen grupta bulunan çocuklarda hiperaktivite, dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu ve öğrenme zorluğu gibi davranış bozukluklarının daha fazla görüldüğü saptandı.

Bu, son derece önemli bir bulgu; çünkü daha önce katkı maddelerinin sadece zaten hiperaktif olan çocukları etkilediği sanılıyordu. Oysa bu araştırma katkı maddelerinden tüm çocukların zarar görebileceğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarını yorumlayan uzmanlara göre, hiperaktivite belirtisi gösteren çocuklara verilen katkı maddeli yiyecek ve içeceklerin kesilmesiyle davranış bozukluklarında belirli ölçüde düzelme olması mümkün. Ancak, unutulmaması gereken nokta hiperaktivitenin genetik ve çevresel faktörler, prematüre doğum, fiziksel aktivite azlığı gibi pek çok sebebinin de olması.

PEKİ, NE YİYELİM NE İÇELİM?

Avrupa Birliği’ nin katkı maddeleri için çok sıkı denetimler uyguladığı malum, ancak yiyecek ve içeceklerde, E-sayıları ile tanımlanan gıda boyalarının kullanılmasına daha önceki çalışmaların sonuçlarına dayanılarak izin veriliyor. Bu araştırmalar ise uzun seneler önce eski teknoloji ile yapıldıkları için bunlara güvenmek doğru değil. Katkı maddelerinin güvenirliliklerinin yeni bilimsel verilerin ışığında mutlaka tekrar araştırılması ve standartların yeniden belirlenmesi gerekiyor.

Büyük şehirlerde tabii yiyecek-içecek bulmak imkânsız değil belki ama çok zor. Yediğimiz içtiğimiz hemen her şey katkılı veya hormonlu. Sütlerimiz kutularda, suyumuz plastik şişelerde; yumurtalarımız fabrika tavuğunun, yoğurtlarımız kireçten farksız. Bunlara rağmen tamamen çaresiz olduğumuz da söylenemez. Çocuklarımızı modern zaman hastalıklardan korumak için yapabileceğimiz pek çok şey var:

  • Şekerin sağlığımızın en büyük düşmanı olduğunu hiç unutmayın.
  • Unlu gıdalarda aşırıya kaçılmamalı.
  • Mutfaklarımızda iki yağa izin var: Tereyağ ve zeytinyağı.
  • Çocuklarımızın her türlü taze sebze ve meyveyi bol bol yemeleri lazım.
  • Probiyotik içeren yoğurt, ayran, kefir  gibi besinler de olmazsa olmaz gıdalardan.
  • Balık da çoklu doymamış yağ asitlerinden olan omega-3’ den çok zengin bir besin. Çocuklarımız en azından haftada bir kez taze balık yemeliler.

 

GIDA HAREKETİ'NİN NOTU: Hazır endüstriyel ayranlar, her ne kadar ayran olarak tabir edilse de mayaları ve yoğurtları sorunludur. Kefir ise alkol içerdiğinden fıkhı hükmü konusunda caiz gören ve görmeyenler vardır ve bu nedenle en basit anlamda şüphelidir. Rafta satılan tereyağı, malesef katkılı olup çoğu kez margarin içerebilir. Zeytinyağı'nda ise sızmazeytin yağı tercih edilmelidir. Unlu mamüllerde beyaz veya kepekli un unlardan yapılan gıdalar değil, tam buğday unundan yapılan ürünler tercih edilmelidir.

 

05.03.2012 Bu yazi 3389 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri