Son Dakika
Pazar, 5 Temmuz 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
3. Savaş : Zihinsel soykırım Doç Dr Kemal Yeşilçimen
11 eylülde başlayan bu savaşa, 99 depremi ve 2001 ekonomik krizi sonrası, en zayıf anımızda yakalandık. Bu yeni savaş öncekilere benzemiyor, medyada ve zihinlerde yaşanıyor. Üniformasız sivil kuvvetler ekranlarda savaşıyor.

Kalemi kuvvetli, ağzı laf yapan akademik askerler ön cephede. İnsan beyninin uçsuz bucaksız kıvrımları, kıyasıya çatışmaların yaşandığı yeni savaş alanı. Barış içinde cereyan eden bu zihinsel savaşta herkes sivil kamuflaj içinde, kim dost kim düşman belli değil.

Asırlardır uykuda olan toplumlar, gelen mesajlarla birden uyanıp kışı yaşamadan bahar istiyor. Seks skandalları ile her çeşit yönetim sallanıyor. Soykırım yasaları, 90 yıl sonra birdenbire moda oluyor. Dünyada yönetimler birer birer düşüyor, meclisler, iktidarlar, anayasalar, liderler değişiyor. Dost ve müttefik denilenler önce kucaklanıyor sonra uçurumdan aşağı itiliyor. Dün dokunulamayanlar bugün yerlerde sürünüyor. Tam bir altüst oluş yaşanıyor. Dünyanın sahipleri değişiyor, yeni bir dünya kuruluyor.

Değişimin formülü; çatışma ve kaosun zorladığı dönüşüm. Ama nasıl? Gücün istediği şekilde. Nerede değişim olacaksa, öncelikle orada çatışma ve kaos oluyor. Kriz, felaket, kıyamet korkusuyla toplum panik ve depresyona girdiğinde, değişim kurtuluş ve çözüm olarak sunuluyor. Bu amaçla, yaklaşan kıyamet senaryosu beyinlere işleniyor. Kirli bilgiyi süzen zihinsel filtreler bozulduğu için felaket korkusu ve tortusu zihinleri kaplıyor. Basılan yer kayıyor, tutulan kopuyor, aşağısı uçurum. Korku filmi gibi ama sürekli. Buna can mı dayanır? Depremler, tayfunlar, hortumlar, sel baskınları, salgınlar, göçler sürekli işleniyor. Gelecek diye anons edilen sosyal ve ekonomik depremleri bekleyen toplumun sinir sistemi bozuluyor. Toplumun bilinçaltı kodlarıyla oynanarak her çeşit şiddet körükleniyor. Kutsal değerlere yapılan hakaretlerle inananlar sokağa dökülürken bilinçli olarak İslam korkusu yaratılıyor.

Terörle birlikte harekete geçen medyadaki terör timleri, zihinsel savaşla terörün etkisini milyon kat artırıyor. Sivil halkın zihnine atılan kin, intikam ve nifak tohumları bu savaşın karşı konulamaz yeni silahı. Stadlardan bayramlara kadar yayılan zihinsel terör yakıyor, yıkıyor, yok ediyor. İnternet ve medya yoluyla beyinler formatlanırken, cep telefonlarına gelen mesajlarla milyonlar sokaklara dökülüyor. Düşmanın oyununu bozacak Zihinsel Savaş Merkezi, algı savaşından habersiz ülkeler için meçhul. Sosyal medyayı iyi kullanmayı becerenler ülkeleri sarsıyor, iktidarları alaşağı ediyor. Yeni yöntem : zihinsel darbe, olay beyinlerde bitiyor.

Zihnimize sürekli olarak felaket haberleri ve senaryoları yükleniyor. İnternetteki korsan örgütler bankaları boşaltıyor, kredi kartlarını yağmalıyor, bilgisayar sistemlerini çökertiyor. Yarın tüm bilgisayar sistemleri çökerse, taş devrine döneriz? anonsuyla zihinler sarsılıyor. Wikileaks, Zeitgeist, Stratfor bu sinsi savaşın muharebe alanları. Taraflar birbirine gönderdikleri dosya ve filmlerle zihinleri allak bullak ediyor.

En şiddetli muharebeler ekonomi alanında yaşanıyor. Asgari ücretli gönüllü kölelik yayılıyor. Faiz sıfırlanıyor, borsa belirsiz, para basmanın kibarcası ucu açık parasal genişleme oldu. Yani bas basabildiğin kadar. Dünya ekonomik krizle sallanıyor. Dünün zengin ülkeleri bugün iflasın eşiğinde. AB, sömürge ve ekonomik alanlarını kaybederken dağılıyor. ABD, AB dahil bütün ülkeler borçlu, alacaklıları kimse bilmiyor. Tayfuna yakalanan uçak ve gemilerin safra attığı gibi, ülkeler eskiye ait ne varsa atarak değişime uymaya çalışıyor.

Yaşam alanlarımız daralıyor. Ölmeden girdiğimiz çok katlı beton mezarlar şehirleri işgal ederken, AVMler tüketim tanrısının kabesi oluyor. İnsanı ve dünyayı tüketen bu yeni dinin elçisi medya, putları markalar, müridleri ise tüketim kabesinin hacıları. Böcek özlü kahvesinin lezzetini tavaf eden, devre-mülk gökdelenin tepesinden Kabe’yi minnacık gören yeni hacılar türüyor. Kutsal mekanları ve şehirleri kuşatan çağımızın putları, eski yunan tanrılarının marka isimleri, bu yeni insan tipinin gözdesi. Marka isimler dev gökdelenlerden mağazalara kadar her yerde hazır ve nazır. Bu yeni putların isimleri Türkçe olsa ne yazar? Zina ve binanın çoğaldığı, şeytanın farklı zevk ve tadlarla insanları aldattığı yeni bir çağa giriyoruz. Hırsızlık yaparken dua eden adam, bu çağın simgesi olmalı.

Tüm hayatımız kameralarla izleniyor. Kredi kartları, cep telefonu, internet küresel gözün bilgisi ve kontrolü altında. Yaşadığımız hayat, sanki büyük gözün senaryosu. Özgürlüğün para ve güce devredildiği bu dünyada, zihnimize yüklenen sanal bir hayatı yaşıyor gibi yapıyoruz. Aslında yaşadığımız dış dünyanın bitmek bilmeyen istekleri… Seçeneklerin listesi önceden hafıza kartımıza işleniyor, biz de güya özgür seçimler yapıyoruz. Bunun neresi özgürlük? Gereksiz bilgiyi moloz gibi zihinlere boşaltan eğitim ve medya yüzünden beyinler enkaz altında can çekişiyor. Bilimsel mandacılığa göre formatlanan beyinler sorun çözemiyor, başkasından medet umuyor. Çağımızda milletleri köleleştirmenin en kestirme yolu bu.

HEDEF: ZİHİNSEL KAOS

İnançları bile sarsan bu zihinsel savaşla beyinler çözülüyor. Bilgi bombardımanı altında toplum ne yapacağını bilemiyor. Derin tarihi geçmişi olan milletler bile gözlerine far tutulmuş tavşanlar gibi şaşırmış ve çaresiz. Milletleri köklerinden koparan zihinsel soykırımla bütün tarihi değerler biçiliyor. Osman Gaziden Fatihe, Muhteşem Süleymandan Atatürke yapılan saldırılar sebepsiz değil. Şaşalı dizilerle, filmlerle, tarih sohbetleriyle, gerçekler gizli kalmasın plağı eşliğinde sinsice beyinler yıkanıyor. Kadın kız peşinden koşan, zevk-i safa içinde yaşayan, halkı ezen, kardeş ve evlat katili vahşiler algısıyla ecdadımız kötüleniyor. Tarihe ve medeniyete yön vermiş bir milletin ve bölgenin, tarihimize olan saygı ve sevgisi yok ediliyor.

Tarihimizi küçümseyen, aşağılayan, kötüleyen saldırıların amacı, insanı yaşat ki devletin yaşasın anlayışını dünyaya egemen kılan bir milleti köklerinden koparıp süpürmek. İslam alemine ve tükenen çürüyen dünyaya umut olan inanç ve kültürümüzü kötüleyip, lider olacak ülkemizin önünü kesmek. Milyarlarca dolar bunun için harcanıyor. Dev prodüksiyonlar bunun için yapılıyor. Zihinleri tarümar eden bu savaşın askerleri bir düzine yönetmen, senarist, tarihçi, araştırmacı, yazar, çizer, bilim adamı. Her çeşit entrika, kumpas, kehanet Türkiyenin bölünmesi, çökmesi, yıkılması üzerine kurulu. Yazılan, çizilen, söylenen yalanların amacı zihinleri çelmek, ümitsizlik aşılamak, moral bozmak. Ballandıra ballandıra anlatılan palavralara göre bu ülke yakında yok olacakmış biz de yedik. İnsan suretinde gezen milyonlarca şehidin ruhu ne güne duruyor?

Doğrudan beynimize saldırıyorlar, farkında değiliz. Tüm değerler siliniyor, beynimiz biçimlendiriliyor, bilgisayarımıza yeni programlar yükleniyor. Bizi biz yapan değerler elden giderken habersiz seyrediyoruz. Beş duyumuz ve zihnimiz gizlice ele geçiriliyor. Sonuçta algımız giderek değişiyor, dünyayı artık bu pencereden görüyoruz. Bizi yanıltarak irademizi ele geçirmeye çalışan bu karanlık savaş uyutuyor, aldatıyor ve tüm değerlerimizi yok ediyor. Görmemiz istenenleri görüyor, yapmamız istenenleri yapıyor, sinsi bir savaşın kurbanı oluyoruz. Yaşamsal sorunlarda bile beyinler donmuş, insanlar boş boş bakıyor. Her çeşit zihinsel aldatma sonucu dostu düşman, düşmanı da dost görmeye başlıyor, kendimizden bile şüpheye düşüyoruz. Sanki zaman tünelinde aklımız ve dimağımız kayboluyor. Akıl tutulması işte bu! Bilinçaltına gönderilen sinyallerle körpe beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu bu.

Eğitim ve medyanın eseri; kendi değerlerinden habersiz, dizi filmlerde gördüğünü taklit eden saygısız, bilgisiz, boş beyinli tipler giderek artıyor. Zihinsel soykırım işte bu. İnsan beynini ve yaşam tarzını kurgulayan kültürel salgın, sessiz ve derinden bulaşıyor. İnsan beynine en yoğun bilgi girişinin olduğu ortamlar; eğitim kurumları, medya, internet ve eğlence mekanları bu salgının yayılma yerleri. Çünkü bu virüs eğitim, öğretim ve medya yoluyla zihinlere kolayca nüfuz ediyor. Öncelikle aydın, sanatçı, toplum önderleri ve bilim adamları seçiliyor. Stratejik beyinlerin sessiz ve derinden ele geçirilmesi, her çeşit işgalden daha kolay ve etkili bir yöntem.

TV kanalları adeta uçak gemisi olmuş, toplumun algısını bombalayan haberler, diziler, programlar uçak ve helikopter gibi birbiri ardına sortiler yapıyor. Kıtalararası balistik füzelerin yerini uzaklardan gönderilen toplumu sarsan önemli dosyalar almış. Makyajlı ve süslü kuvvetler, bilgi verirken bütün yetenekleriyle zihnimizi ele geçiriyor. TV kanallarına konuşlanmış sivil kuvvetler, bildiklerimizi tersyüz eden dosyalarla beyinleri haşat ediyor. Devlet, hukuk, ekonomi ve sağlık alanındaki algılar tamamen değişiyor. Asırlardır düzgün ve tutarlı yaşayan bir toplum, bu hızlı değişimi kaldıramıyor. Gece gündüz yapılan bombardımanlar sonucu olup biteni şaşkınlıkla izliyoruz. Sanki hızlı trene binmiş gibi asırlık değişimleri sanal alemde bir anda yaşıyoruz.

Kişi başına düşen gelir, basılan dolar kadar artarken her çeşit hastalık, kötülük, vahşet ve tecavüz gözden kaçıyor. Yaşadığımız akvaryum kirlenirken milli gelirimiz artıyor diye övünüyoruz. Altından çanağın olsa her gün içine kan kustuktan sonra neye yarar diyen çıkmıyor. Borcu için böbreğini satanlar, ailesini dövenler, doktorunu öldürenler, çocukla evlenme, tecavüz, her çeşit ahlaksızlık ve sapıklık normalize ediliyor. Nasıl yaşayacağımızdan, hangi markayı alacağımıza kadar her şey zihnimize yüklenirken, kirlenmiş akvaryumda biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kaybolan bize ait yaşam nerede?

Bu savaşın en etkili ve eğlenceli silahı da medya. Planlanan davranış modeli, toplumun bilinç altına binlerce kere işlenerek tüm değerler ve bilgiler alt üst ediliyor. Yüklenen dosyalar, algı ve yaşantıyı yeniden formatlıyor. Algıyı ele geçiren, algı sahibine ait herşeyi ele geçirmiş oluyor. Ülkeleri işgal etmeye veya varlıklarını satın almaya bile gerek yok. Sahibinin algısını etkilemeniz yeterli.

Uzaktan kumanda elimizde, ekran karşısında hipnotize oluyoruz. Morfinli diziler ve reklamlar toplumun bilinçaltını uyuşturuyor, teslim alıyor. Bağımlılık artarken özgürlükler kayboluyor. Algıyı yöneten toplumu esir alıyor. Kanlı ve acımasız savaşlar, kıyamet sahneleri, soygun, hırsızlık, kapkaç, tecavüz ve insanlık dışı ne varsa hepsi, sıradan olaylar gibi zihinlere işleniyor. Amaç, insanlık vicdanını yok ederek vahşet dolu kötü bir dünyaya ve kötülük yapmaya alıştırma. Toplumsal şiddetin asıl nedeni bu. Bu yüzden dünyadaki vahşeti film gibi izliyoruz. Beyinlere kazınan algı aynı: kötülük o kadar da kötü değil, hayatın parçası. Kötülük dünyasında kötülerle ve kötülüklerle yaşamaya alışmalıyız. Kötülük bulaşıcı hastalık gibi hızla yayılıyor. Kötülük dünyasına hoşgeldiniz. Artık her türlü kriz ve çelişki beklenir ve normal karşılanır oldu. İnsanlar, vahşeti seyrederken afiyetle yemeğini yiyor. Sigaraya yapılan kamuflaj tecavüze, vahşete neden yapılmıyor? Şiddetin çözümü elektronik kelepçe, kırmızı telefon olamaz. Bilinçaltına yüklenen vahşi batının şiddet programları yerine, karıncayı bile incitmeyen kültürümüzü yüklemek gerekiyor ama aydınımız sorunu yaratan anlayışta çözüm arıyor.

HEDEF: MODERN PUTPERESTLİK

İnsanlık alemi, hangi inanca sahip olursa olsun yaşam tarzı olarak pazarlanan bu Piyasa dinine göre yeniden formatlanıyor. Yaşam tarzını sinsice beyinlere tebliğ eden medyatik liderler piyasa dininin elçileri, en ücra yerlere kadar nüfuz eden 350 küresel şirket melekleri, herkesin sürekli tavaf ettiği gökdelenler ve AVMler ise, yeni dinin kabesi ve tapınakları olarak gerçek hayatta yerini alıyor. Renkli camdan el sallayan yakışıklı ve güzelleri sahte cennetin hurileri olarak hizmet ediyor. Kredi kartları, piyasa tanrısının rahmetini sürekli dağıtırken, borsa, faiz, dövizden oluşan şeytan üçgeni ödül ve cezanın dağıtıldığı sistem olarak yerini alıyor. Gerçek hayatta insanlar şeytanın modern putlarına tapınmaya mahkum. Tesbih edilen yeni putlar; borsa, faiz, döviz ve para. İnsanlık aleminin binlerce yıl sonra geldiği yer, işte bu modern putperestlik.

Bu küresel proje kapsamında, asırlardır hüküm süren dinlerin altı oyuluyor. Bu amaçla devşirilen sözde din adamları, şeytani yöntemlerle ve sinsice inançların temellerini sarsıyor. İnananlar arasına şüphe, nifak ve fitne tohumları serpiliyor. Klasik dinler yerine pazarlanacak Holistik piyasa dinine uygun ortam hazırlanıyor. Küresel şeytan, bu yeni dine inananlara tanrı payesi ve cennetin anahtarlarını veriyor. Günah haram ve cehennemin olmadığı bu yeni dinde, bir şeyin olması için onu aklınızdan geçirmeniz yeterli. Zihinler önce karıştırılıyor, sonra inkarla siliniyor ve yerine quantum masalı yükleniyor.

Bu amaçla tüm dini değerler, inançlar ve kurallar özel imal edilen din ajanlarınca çelişkili hale getiriliyor, altüst ediliyor ve yok sayılıyor. Peygamberlerin Hazreti sıfatı bile bu amaçla yok ediliyor. Kelimeyi tevhidden Hz. Muhammed Allahın resulüdür gerçeği de bu kapsamda siliniyor. Şeytanın yeni oyunu bu. Peygamberleri sıradan postacı haline getirip devre dışı bırakmadan, yeni din nasıl pazarlanacak? Hz. İsa ve Hıristiyanlıkla ilgili çıkarılan şüphe ve fitnenin amacı da bu. Bir düzine devşirilmiş din ajanı, görevlerini sabah akşam aksatmadan yerine getiriyor ki, inananlar şaşırsın, şüpheye düşsün. Neye ve kime inanacağını bilemez hale gelsin. Zihinsel savaş, zihinleri haşat ediyor.

Bir anda medyadan meydanlara kadar piyasaya salınan ve piyasa yapan Marksist din adamlarını da unutmayalım. Onların misyonu farklı : Dünyadaki küresel sömürüyü gizlemek ve sömürü altında inleyen müslümanları birbirine düşürmek. Küresel oligarşi yerine, oligarşinin yerli ecnebilerini tasfiye etmeye çalışan İslami sermayeyi hedef göstermek. Sanki dünyayı yeni yeşeren Müslüman zenginler sömürüyor da bunlar onlara karşı savaş açmış. Küresel sermayeden ve asırlardır onun acımasız sömürüsünden tek kelime bahseden yok. Küresel sömürüye karşı müslümanlar nasıl mücadele etmeli, ondan da bahseden yok. Verilen görev, iktidarları çökertmek için kafalarındaki dini silah gibi kullanarak inananları yanıltmak. Sömürüden bitap düşen ülkelerde, Müslümanlar sömürüden arta kalanları paylaşırsa sorunlar çözülürmüş.

Küresel sömürüyü kabule zorlayan ve çözümü fakirliği paylaşmakta gören bu plan, bir anda İslam ülkelerine dayatılıyor. Asırlardır İslam alemini ve dünyayı sömüren oligarşiyi gizleyen ve halkı birbirine düşüren bundan daha şeytani bir plan var mıdır? Bilim ve teknoloji üretimine başlayan İslami sermaye birikimini yok etme planı, küresel proje. Adamlar sermeyenin el değiştirmesini baltalamak ve teknolojik amaçlı kullanılmasını önlemek için canla başla çalışıyor. Bilim ve teknolojide atılım olmazsa, zulüm ve sömürüden kurtulmak mümkün değil ama bu konuda tek kelime eden yok. Batının sömürüsü, bizi öbür dünya ile oyalayan, şüphe ve nifak sokan din ajanları sayesinde, bu oyunu görelim.

Bilimsel ve belgesel kıvamında programlarla inançlar sarsılıyor. Güya dinler, peygamberler, medeniyet hatta insanoğlu yıldızlardan gelen uzaylıların eseriymiş. Vizyona giren yeni masalın adı : Darwin tutmadı, Uzaylı teorisi verelim. Esir alınan beyinler düşünemiyor : En yakın yıldızın dünyaya uzaklığı 70.000 ışık yılı. Her şeye kadir Allah?a inanmak yerine uzaylı putların izini aramak : modern putperestlik. İslamın özgürleştirdiği insanı tekrar uzaylı putların esiri yapma girişimi, Kabe?den şehirlere kadar her yeri kuşatıyor. İlkel insanın taptığı uzaylı putların marka isimleri her yerde hazır ve nazır. Putperestliği yeniden dirilten savaşın hedefi ebedi kölelik, silahı ise tüketim. İnançlar ve bütün değerler tüketiliyor.

Nükleer Kıyameti takiben uzaydan kurtarıcı mehdi gelecek kurgusuna zihinler hazırlanıyor. Uzaylı amcaların holistik dinini pazarlamanın yeni yolu bu. Reklam edilen güya bilimsel – belgesel programların tekrar tekrar yayınlanmasının nedeni, düpedüz beyin yıkama. Ehli kitabın tüm inançları kılıçtan geçiriliyor kimse farkında değil. İmana yönelen bu nükleer saldırının hedefi, resmen zihinsel soykırım.

Bu amaçla kutsal dinlerin sinsice altı oyuluyor. Dinler, inançlar, sistemler birbirine karışıyor. Vahşi kapitalizm abdest alıp ihrama giriyor, sonra da mülkiyeti inkar ederek sosyalizme rahmet okutuyor. Günah sevap, helal haram birbirine karışıyor. Şüpheye düşen insanlar, kime ve neye inanacağını bilemiyor. Nuh tufanından On emirin saklandığı Ahid sandığına kadar bütün kutsal metinler uzaylı amcalara bağlanıyor. Yarın Cebrail?in de uzaylı olduğunu ima ederlerse şaşırmayın sinsice yapılan saldırılar nükleer boyutta yani imana yönelik. Her alana yayılan bu acayip savaş, küresel şeytanın uzaylı müridleriyle, konuya fransız ehli kitap arasında.

Planlı, programlı, dış kaynaklı kötülük tohumları ekiliyor. Hiçbir inançta olmayan netliğe sahip olan yüce dinimiz hakkında namazdan oruca, zekattan kurbana kadar çıkarılan fitnenin amacı da aynı: zihinleri bulandırıp insanları şüpheye düşürmek. Melekler kaç kanatlı? Adam başı kaç huri düşüyor? Zihinler bunlarla meşgul edilirken göz göre göre dini, milli, ahlaki değerler yok ediliyor. Bir taraftan birbirine zıt din adamları ve dini yayınlar, öbür taraftan morfinli diziler, reklamlar, filmler beynimizi perişan edip uyuştururken narkozun etkisiyle pelte gibi oluyoruz. Sıra kanlı kardeş kavgasını başlatacak altın vuruşa geliyor. Kanlı ve masraflı savaşlar son hamle.

HEDEF: ZİHİNSEL KÖLELİK

Zihinsel ve kültürel değerleri çökertilen toplumları birbirine düşürüp yıkmak batının uzmanlık alanı. Osmanlı böyle çökertildi. Afrika böyle sömürüldü. Bir avuç sözde aydın, tarihçi, siyasetçi, medyacı, bilim ve din adamı, bu kansız savaşın komutanı. Bilinçaltı laboratuarları bu yeni savaşın komuta merkezi. En ince noktasına kadar incelenen dini, milli, ahlaki değerlerin hassas sinir uçları belirleniyor ve konunun uzmanları operasyona başlıyor. Karikatürlerle, filmlerle yapılan saldırılar, bayrak ve yüce kitabımız Kuran’ı yakma provakasyonları hep aynı senaryonun parçası. İslam alemi, nifak tohumları sonucu kan revan içinde birbirini yok ederken, sömüren dünyanın neden burnu bile kanamıyor? Müslümanları terörist gibi gösterme girişimi ve medeniyetler çatışması palavrası bu aşağılık savaşın hain planı.

Bu zihinsel savaşın hedefi toplumsal aklımızı esir alıp yönetmek. Bu savaşın kurbanları bilim ve teknoloji üretemiyor, hiçbir sorununu çözemez hale geliyor. Çağımızda asgari ücretli köleleştirmenin en kestirme yolu bu. Bu yüzden İslam alemi kan revan içinde birbirini yok ederken, batı dünyasında kimsenin burnu bile kanamıyor. Bu yüzden doğal kaynaklara sahip İslam aleminin üretimi bir İtalya kadar değil. Adamlar, bizi otla çöple, alternatif masallarla meşgul ederken 400.000 euro’luk yapay kalp cihazlarını, 50.000 dolarlık kalp kapaklarını, 20.000 dolarlık kalp pillerini(İCD) bize satarak köşe oluyorlar. Akıl oyunu böyle oynanıyor. Bu oyunun amacı; yalan dizilerle, anlamsız tartışmalarla oyalanan toplumu reklamlarla tüketim çukuruna gömmek. İsrafı yasaklayan kültürümüzü vahşi batıyla tüketmek.

Yaşam tarzımızı kirleten, değerlerimizi çürüten ve her çeşit hastalığı üreten, işte bu zihinsel savaş. Bu kirli ortamda zihinsel, sosyal ve ruhsal sağlığı korumak imkansız. Sağlıktan ekonomiye her alanda devam eden bu savaşı idrak edemeyen toplumların, en değerli varlığı olan zihnini koruması çok zor. Bu savaşı bilmeyen millet ve devletlerin yaşama şansı yok. Bu savaşın galibi, insan beynine hükmedecektir. Bu karanlık savaşta teslimiyet kölelik, kaçmak ise imkansız. Bu savaşı; ya biz kazanacağız ve gerçek anlamda özgür olacağız, ya da ipleri dış dünyanın eline teslim edecek, paraya ve güce tapan, modern putperest köleler olacağız. Bu sinsi savaşı anlayan ve önlem alan Milli Algı Kurumu?na ihtiyaç duyuyoruz. Yoksa halimiz harap. Bir süre sonra nasıl bu hale düştük diye dövüneceğiz ama iş işten geçmiş olacak.

SAĞLIKTA ZİHİNSEL SAVAŞ 

İnsan ömrünün uzadığı, yaşlı nüfusun arttığı, sosyal güvenlik ve sağlık harcamaları yüzünden ekonomilerin zorlandığı bu dönemde, sağlık alanında da ciddi bir değişim yaşanıyor. Kanser ve her çeşit hastalık hızla artıyor. Mısır şekeri tüketimiyle birlikte, şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı artışı bu döneme raslıyor. Kuş gribi, domuz gribi , SARS salgını tehditleri bu dönemde. Birden her yanı bitkisel ilaçlar sarıyor, dün Mao Çin?inde uygulanan otlarla tedavi moda oluyor. Atlantik ötesinden düzenli olarak gelen uzmanlar, özlü reçetelerle sağlıklı yaşamanın sırlarını veriyor.

GDO zararlı denirken bir gecede herşey değişiyor. Kolesterol zararlı diye bilinirken çok yararlı olduğu anons ediliyor. Ardından kolesterol ilaçları asrın en büyük soygunu haberleri medyayı sarıyor. Sağlıklı ve uzun yaşamak için yıllardır yuttuğumuz kolesterol ilaçları, meğer bizi zehirliyormuş(!). İlaçlara karşı kampanyalar tüm hızıyla devam ederken toplumun kafası allak bullak oluyor. Dünün doğruları bugün yanlış. Peki yarın ne olacak? Bildiğimiz pek çok şey hızla değişiyor. Toplum bu yalan dünyada yaşamaya zorlanıyor. Yetkili merciler bile şaşırmış, ne yapacağını bilemiyor. Madem bu ilaçlar zararlı ve halkı zehirliyor, o halde neden leblebi gibi avuç avuç içiyoruz? Zararlı değil gerekli ise, medyayı saran bu kampanya neden? Bilim adamları bile 3 gruba ayrılmış sürekli çatışıyor. Kolesterolden, GDO’ya bir grub ak, diğer grup kara derken, seyreden bilim dünyası ‘kafamız karıştı’ diyorsa zavallı halk ne yapsın? Bu kara tablo bilim dünyamızın iflas belgesi değil mi? Topluma net mesajlar verecek Milli Sağlık Akademisi gibi bir beyinden yoksun bulunuyoruz. Sorunları algılayan ve bilimsel  çözümler üretemeyen Üniversiteler ne işe yarıyor?

Bu bulanık ortamda binlerce sanal hastalık uydurulması da boşuna değil. Bulanık suda balık avlama çok kolay. Hastalık sattığınız zaman, ilaçtan teknolojiye, zincir hastanelerden ithal doktorlara kadar her şeyi satmış oluyorsunuz. Bunun için sadece hastalıkla ilgili algıyı satmanız yeterli. Hastalıklar artarken her yere yayılan zincir hastaneler küreselleşiyor. Avuç içi taramayla kimlik tesbitini takiben hastalıklar anında % 40 azalıyor. Meğer yıllarca kaynaklarımız hortumlanmış haberimiz yok. Sağlıkta dönen para 50 milyar doları, ABD’de ise 2.5 trilyon doları geçiyor.

Son 9 yılda sağlık harcamaları 8 kat artarken hasta sayısı azalacağına 6 kat artıyor. Yoksa ilaçlar etki etmiyor veya bizi hasta mı ediyor? Kimse araştırmıyor, kimsenin umurunda değil. İlaç fiyatları 7 yılda 250 kere düşürülüyor. Buna rağmen orijinal ilaçlardan eşdeğer ilaçlara geçiş nedeniyle sudan ucuz olması gereken ilaç faturası 5 kat artıyor ve daha da artacağı söyleniyor. Bu artışın ardından, yıllardır güvenle kullanılan ilaçların birden yan etkileri servis ediliyor, faydasız hatta zararlı oldukları ileri sürülüyor. Sağlık anlayışını,hastalıkları, kolesterolü, ilaçları ve beslenmeyle ilgili gelişmeleri bu zihinsel savaş içinde değerlendirip analiz etmezsek hata ederiz.

Dünya nüfusunun hızlı artışı temel sorun. Bu artışın devamı halinde küresel ısınma ve krizleri önlemek mümkün değil. Çünkü kaynaklar ve çevre tükeniyor. Hastalık üreten yaşam tarzı yüzünden ise hasta sayısı artıyor. Artan nüfus, yaşlı ve hasta sayısının yol açtığı sorunlar, yönetimleri ve ekonomistleri kara kara düşündürüyor. Çalışanlardan toplanan primler, artan sağlık harcamalarını ve emekli maaşlarını karşılamıyor. Çünkü sosyal güvenlik fonları ve ekonomi çöküyor. Bu nedenle Japon başbakan yardımcısı, yaşlıların bir an önce ölmesini rica ediyor.

Dünya nüfusunu azaltacak kansız yöntemler aranıyor. Kısırlığa yolaçan GDOlu ürünler ile bilimsel tıbdan bitkisel tıbba geçiş sihirli çözüm olabilir mi? Bitkisel tıbbın revaçta olduğu dönemde dünya nüfusu 1 milyarın altında idi. Sağlıkta yeni bir döneme giriyoruz. Yaşlılar gözden düşüyor. Kısırlık hızla artarken tüp bebek merkezleri her yanı sarıyor. 3 çocuk artık tatlı bir hayal. Bu asrın sonunda tarih olabiliriz. Artık savaşlar bilim ve akıl oyunu.

Küresel çözümün kod adı ; Değişim. İstenilen şekilde değişecek ve dönüşeceğiz. Zihinler önce karışacak sonra değişecek. Küresel değişim planı ne diyorsa yapılacak, yoksa durum kötü. Giderek yaşlanan dünyaya sunulan yeni sağlık planı bu. Sonuçta, sağlığı koruyan, hastalıkları önleyen yaşam tarzı değişimi yerine, ekonomik kaygıları ön plana çıkaran duygusuz ve vicdansız bir dünyaya mahkum oluyoruz.

Bu nedenle sağlık anlayışı ayrışırken kutuplaşıyor. Modern tıbba inananlar için bilimsel tıp, diğerleri için bitkisel tıp. Bitkisel tıbba yönlendirilen hastalar, sosyal güvenlik açıklarının çaresi olacak. Özgür(!) medyayı bir anda saran bu pazarlama ve yönlendirme sebepsiz ve kendiliğinden değil. Kanıta dayalı tıp yerine bitkilerin ön plana çıkarılması bu yüzden moda gibi yayılıyor. Sağlık bilincinden yoksun halkı, her derde deva gibi sunulan sihirli ve mucize bitkilerle oyalamak işin özünü oluşturuyor. Büyülenen herkesin elinde sihirli reçeteler ve formüller. Herkes kendi çapında eczacılık ve doktorculuk oynuyor. İnsan ömrünü uzatan kanıta dayalı tıptan, ömrü uzattığına dair bir tek meta-analiz dahi bulunmayan mucize bitkilere kaydırılan yeni sağlık anlayışı ile beyinler yıkanıyor. Diğer yöntem ise, plasebo etkili yalancı ilaçlar. Metaanalizlerden yoksun palavra tedavilerle insanlar oyalanmalı.

Tabii bu yeni planı, bilimde kanıtın gücü ve meta-analiz konusunu bilmeyenlerle tartışmak imkansız. Çiğdem çiçeğinden elde edilen kolşisin isimli ilacın, 1 mg dozda etkisiz, 2 mg dozda etkili, 25 mg üzeri dozda öldürücü olduğunu, yüksük otundan elde edilen ve nanogram düzeyinde etkili olan Digoxin?in öldürücü dozu ile tedavi edici dozunun çok yakın olduğunu anlatmak zor. Çiftkör, randomize, çok merkezli araştırmaların kanıta dayalı tıbbın temeli olduğundan habersiz ve bilgisiz olan toplumları şifa niyetine otlarla aldatmak ise çok kolay.

İnsan ömrünü çaktırmadan kısaltmanın yolu palavra tıp, dört dörtlük akıl oyunu : Otlarla aldatmak, yalancı ilaçlar, bilimsel tıbbın kötülenmesi, zihinsel kaos. Zenginler için kişiye özel genetik ilaçlar üretilirken garibanlar papatya suyuna talim etmeli, sihirli gıda ve bitkilerle oyalanmalı. Küresel oyunun amacı ; yaşlı nüfusu azaltarak sosyal güvenlikteki kara deliği kapatmak. Çünkü yaşlanan nüfusun sağlık harcamaları genç nüfusun onlarca katı. Bilgi kirliliği ile zihinsel kaos, insanları değiştirmenin en kolay yolu. Medya değişimin tılsımlı anahtarı. İlacın etkisini söylerseniz ilacı alan artar, yan etkisini söylerseniz bırakan artar.

Bir yanda neoliberal politikaların oyuncağı haline getirilen modern tıp, öte yanda otlara meze yapılan sağlık anlayışı. Bir yanda paraya dayalı bilimsel tıp, öte yanda mucize bitkiler arasına sıkıştırılan sağlık ve hayatımız. Bir yanda küresel sermayenin yönlendirdiği araştırmalar ve bilim adamları, öte yanda ne idüğü belirsiz araştırmalar ve simsarları. Bir yanda paraya kurban edilen bilim, öte yanda ekonomiye kurban edilen sağlık ve tüm medyayı saran zihinsel kaos uzmanları.

İnsanlık alemine geçmiş olsun !

12.05.2014 Bu yazi 4495 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri