Son Dakika
Salı, 11 Ağustos 2020 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
Avrupa İslam'ı yutuyor Lütfi Bergen
Avrupa uzun bir süredir İslam’ı “Batı’ya ait bir din”e dönüştürmek hatta “Euro-İslam” olarak yeniden sistematize etmek istiyor.
Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonrası Batı’da bir dizi açıklama yapıldı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel:
“Almanya’daki Müslümanların ezici bir çoğunluğu hukuka saygılı ve anayasaya saygılı vatandaşlardır. Biz İslam'ın anayasamız ve yasalar çerçevesinde özgürce yaşanmasını garanti ediyoruz. Ama hukuk devletinin bütün kararlılığı ile radikal şiddete karşı mücadele edeceğiz” diyen Merkel, Almanya’nın eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un “İslam Almanya’ya aittir” sözünden alıntı yaparak Almanya’ya ait olmanın sadece Alman pasaportu taşımakla, Almanya’da bir aile geçmişine sahip olmakla ya da dini bir inanışla sınırlı olmadığını, bunun kapsamının çok daha geniş olduğunu dile getirdi. Merkel, “Hıristiyanlık şüphesiz Almanya’ya aittir. Yahudilik şüphesiz Almanya’ya aittir. Bizim Hıristiyan ve Yahudi bir geçmişimiz var ama bunların yanında İslam da Almanya’ya aittir” dedi.

Katolik âleminin ruhani lideri Papa Francesco: 

Papa’nın, Sri Lanka’dan Filipinler’e giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamaların ses kaydı Vatikan tarafından yayımlandı. Papa, uçaktaki bir gazetecinin konuyla ilgili sorusu üzerine şunları söyledi:
 
Ben hem din özgürlüğünün, hem de ifade özgürlüğünün temel insan hakları olduğuna inanıyorum. Hiç kimse din adına, Tanrı adına başkalarına zarar veremez, savaşamaz, öldüremez. (Paris’te) yaşananlar bizi şimdi şoke ediyor ama kendi tarihimize bakalım, din adına ne kadar çok savaş yaptık! Ama Tanrı adına cinayet işlenemez, bu dinden sapmadır. Evet, şiddetle reaksiyon gösterilemez. Ama eğer Dr. Gasbarri, ki benim dostumdur, anneme küfrederse kendisini bir yumruk bekler. Bu normaldir. Provokasyon yapmak, başkalarının inancına hakaret etmek doğru değildir.”(BBC Türkçe)

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande:

Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü’nde konuşan Hollande, “İslam demokrasi ile uyumludur”; “Paris’teki terör saldırılarının ardından gösterdikleri dayanışma sebebiyle Müslümanlara teşekkür ediyorum”; “Fransız Müslümanlar, diğer tüm Fransızlarla aynı haklara sahiptir. Onları koruma yükümlülüğümüz bulunuyor”; “Tüm Müslüman ve Yahudi karşıtı eylemlerin kınanması ve cezalandırılması gerekiyor”; “Radikal İslam’ın birinci kurbanı Müslümanlardır; Fransa, Fransız vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olan Müslümanları, tüm dinlerin mensuplarını olduğu gibi koruyacaktır”; “Radikal İslam, zıtlık, yoksulluk, eşitsizlik ve çatışmadan beslenmektedir; “Fanatizm, köktencilik ve hoşgörüsüzlüğün birinci kurbanı Müslümanlardır” dedi.
 
Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı İslam’ın Avrupalılaşması ile Ortadoğululaşması arasındaki çatışmanın içinden okunmalıdır. Avrupa uzun bir süredir İslam’ı “Batı’ya ait bir din”e dönüştürmek hatta “Euro-İslam” olarak yeniden sistematize etmek istiyor. Paris ve İstanbul’da (Sultanahmet) gerçekleşen saldırıların zamanlaması Türkiye ile Rusya arasında gerçekleşen doğalgaz anlaşmasının hemen sonrasına rastlıyor. Batı, Avrupa Birliği (AB) sınırları içinde yaşayan yaklaşık 13 milyon Müslüman’ı “Piyasa İslam&cihadist-köktendinci İslam” ayrıştırmasına uğratmak istemektedir. “Euro-İslam” tezini haklı çıkaracak tüm deliler Markel ve Hollande’ın beyanlarının satır aralarında görülmektedir.  Charlie Hebdo çizerlerinin karikatürleri de İslam’la alay ederken Batı’daki Müslümanların hayat tarzlarını ve moderniteyle çarpık (melez) ilişkilerini ele almamaktadır. İslam’ın Ortadoğu’daki yorumu ile “çatışan” bu mizahın “İslam’ı Batı’ya entegre etmek” şeklinde yürütülen üst projeyi çalıştığı ifade edilmelidir. İslam’ın Hz. Peygamber (asv)’den “arındırılması” anlamına gelen bu tavır bir bakıma “Alisiz Alevilik” yaklaşımını daha geniş olarak projelendirmiş gibidir.
 
Batı’nın İslam’ı kitle kültürüyle eklemlemek noktasında oldukça mesafe katettiğini de söylemek zorundayız. Dinselin “şirket, piyasa, bireysel başarı, cemaatin/mahalle baskısının reddedilmesi: kişisel gelişim, tekno-kültür, kentlilik” gibi değerler etrafında yeniden yorumlandığı söylenebilecektir. Buna karşılık Müslümanlar “tarihsel Sünnet ve ahkâmın” modern dünyada nasıl yaşanacağı konusunda bir çıkış bulamamışlardır. İslamî değerler toplumsal alanda yaşanamamaktadır. En basit olarak şu söylenmelidir ki, kimse kimseye borç para vermemektedir. Toplumda “güven, eminlik, dürüstlük, yolda kalmışa yardım, helal lokma” gibi değerler yitirilmiştir. Diğer taraftan “ikiyüzlülük, yalan, emanete hıyanet, kamu malına zarar, söz tutmamak, hırsızlık, ihmal, kolay yoldan zengin olma, refah talebi, tembellik, ihkak-ı hak, zorbalık, bağırarak alt etme” gibi toplumsal çürümüşlük durumları egemenlik kesbetmiştir. 
 
Patrick Haenni’nin “Piyasa İslamı-İslam Suretinde Neoliberalizm” kitabında İslâmî burjuvazinin modernite ile “kültüralist entegrasyonu”ndan bahsedilmektedir. Yazar “terörist / fundemantalist / cihadist” İslâmî anlayışların 1970’lerden beri gelen argümanlarının gerilemesinin sonucu olarak yeni nesilleri artık ikna edemediğini ifade etmektedir. Çalışmasında “İslamî burjuva” terimini kullanan yazarın kavramsal yaklaşımlarına benzer analizler geliştiren Dilek Yankaya da İslamcı hareketin köklü dönüşüme uğradığını üç aşamada ele almaktadır. Yankaya’ya göre “İslami yaşam tarzlarının ve sivil angajmanların bireyselleşmesiyle, İslamcı grupların içinde bir çeşitlenme ortaya çıkmıştı. Kapitalizmin ve demokrasinin ilke ve değerleriyle uzlaşma arayan entelektüel bir dönüşüm meydana gelmişti” (Yankaya, 2014: 66).
 
Yankaya bu dönüşümün dinamiklerini şöyle sıralar:
 
1) Bu dinamiklerin ilki sivil toplum içinde İslamî angajmanların ortaya çıkmasıdır. Toplumsal aktörlerin üretildiği, sosyalleştiği, meslekî ya da özel görev aldıkları mekânlar olarak bazı cemaatlerin alanlarını pekiştirmesi şeklinde oluştu. Basın yayın alanında İslamî kesimler görünülürlük kazandı;
 
2) İkinci dinamik kamusal alanda etkin gençlerin ve meslek sahiplerinin bireyleşme süreçleriyle ilgilidir. Bu kesimler 1970’li yıllarda etkin olan “ağabeylerinden” modernleşen ve bireyselleşen üsluplarıyla farklılaştılar. İnançlarıyla örtüşen yeni bir gelecek modeli arayışına girdiler. Yeni İslamî tüketim ve eğlence talepleriyle birlikte cinsiyet eşitliği, eğitim hakkı talebi, ekonomik anlamda şirketleşme, dernekleşme, İslam diniyle modern sivil örgütlerle kurulan ilişki, sivil toplumun sergilediği çeşitlilik, İslamî nitelikte edebî ve sanatsal eser/ürün verme, vs. gibi göstergeler İslam’la kurulan ilişkinin çoğul, esnek, bireyleşmiş ve metalaştırılabilirliğini ortaya çıkardı;
 
3) Üçüncü dinamik İslam dininin ekonomik alana girişiyle ilgilidir. İslamî sermaye toplumsal uzamın örgütlenmesinin bir unsuru haline geldi. Dini ve kültürel imgeler ile modern kapitalist üretim sürecinde piyasaya arz edilen hizmetlerin sembolik düzlemi iç içe geçti. İslam’ın piyasayla iç içe geçmesi, Müslümanların dini değer ve ilkelerinin piyasa toplumunun mekanizmaları ve ruhuyla iç içe geçmesiyle gerçekleşti (Yankaya, 2014: 66-68). Yankaya bu üçlü dinamiğin içine yedirmese de ilerleyen sayfalarda “İslamcı hareketin parçalanması” başlığı altında “siyasal olan toplumsal olana hâkim” diye düşünenlerin bir kısmının “ekonomik alan, siyasal alanın aksine belirleyici” olduğu düşüncesine yöneldiklerinden bahseder. Ancak “siyasal alandan uzaklaşma, İslamî sermayeyi ideolojik anlamda sahiplenmeyi değiştirmedi” (Yankaya, 2014: 68). İslamcı kadroların “siyasal alanı ekonomik alana boşaltması” buna rağmen ideolojik anlamda geçmiş yaklaşımları sahiplenmesi İslamî kavramların ekonomik dinamiklerin içinde yeniden anlamlandırılmalarına yol açtı. Patrick Haenni’nin aktardığına göre “Bugün başı kapalı olan bir kız, herkesin içinde dans da ediyor, partilere de gidiyor ve bunda hiç sakınca görmüyor” (Haenni, 2014: 42).
 
“Dolayısıyla bugün türban, küreselleşmenin kültürel alanda dayattığına bir alternatif olmaktan öte, sosyal anlamda talep edilen bir objenin (başörtüsünün) ticari mantık çerçevesinde (…) pazarlanmasıdır” (Haenni, 2014: 43). Haenni’ye göre burada temel düzlem, referans noktası Batı’dır ve yapılan şey, sahiplenilen Batı’nın farklı okuması değil (…) İslamî burjuvazinin Amerikan hayalidir” (Haenni, 2014: 43-44).
 
Haenni, İslamî ıstılahların yeni anlamlar kazanması hakkında bir dizi örnek de verir: “Elektronik cihad” (s: 31); “hicret/hijra: burjuva ve ticari yönelimli gelecek inşası” (s: 60); “hacı: komprodor yerel girişimci” (s: 61); cihat: İslamî bir ortamda bireysel sınıf atlama” (s: 60); “Davet/Dawah: marka veya ürünün herkese arz edilmesi” (s: 65).
 
Haenni sekülerleşme ve İslamlaşmanın birbirine zorunlu olarak karşıt kavramlar olmadığını ifade eder. Yazara göre kapitalist toplumla entegre olan İslamlaşma örneğin giysi üretmeye başladığında “Bizler İslamî giysiler üretip sadece Müslümanlara satmak istemiyoruz” (Haenni, 2014: 67) deme noktasındadır. Çünkü dinsel öğeler ne kadar ön plana çıkarsa hedef kitle o kadar daralacaktır (Haenni, 2014: 66). Bu durum Coca Cola’nın taklidini yapmayı gerektirmiştir: Mecca Cola, gibi. Haenni’ye göre “Her şeyin İslamî versiyonunu ortaya koyma hırsları, İslam’ın eklektik zayıf temelli entelektüel kurgular içerisinde kaybolmasına yol açmıştır” (Haenni, 2014: 34). 

İslam ile Batı arasında mecburi uzlaşılara gidilmektedir. Batı’nın Batı dışını kentleşme, tüketim, tekno-kültür vesilesiyle kendisine benzetmesi bir sekülerleşme ortaya çıkarmaktadır. İslamî söylem ve pratiklerin küreselleşmesi, medyatikleşmesi, tüketime sunulması (metalaşması) Batı’lı techné içinde anlam yitimine neden olmaktadır.

Diğer taraftan İslam’ın “kendi olma” iddiası olarak “tarihsel sünnete” dönme çabası “tıkanmış bir dinselliği” ortaya çıkarmaktadır. Örneğin Hz. Peygamber (asv)’in yaşadığı hücre 2,5 m2’dir. Medine mescidi çatısız, kubbesiz, minaresiz, zemini toprak bir mekândır. Hz. Peygamber (asv)’in giydiği elbiseyi Anadolu-Avrupa-Asya’da giyme imkânı yoktur.

İslamcılık geçmişin sorunlarını ve çözümlerini dillendirirken günümüz sorunlarını tespit edip çözüm getirememektedir. Bu çözümsüzlüğe rağmen İslamcılık zamanın sorunlarının “modernitenin özgül sorunları” olduğu iddiasına sığınmakta ve “moderniteyi yıkacak İslam’ın” hâkimiyet kesbettiği bir zamanda her sorunun çözüleceği inancını ileri sürmektedir. Buna karşı kentleşmenin ortaya çıkardığı orta sınıflar kapitalizmle eklemlenmiş kimlikler kazanarak sosyalleşmekte, İslamcılığın ideolojik-kavramsal anlam dünyasını dönüştürmektedir. 

Batı, İslam’ın kapitalizmle uyuşum içindeki kimliklerin sosyal ve ekonomik yükseliş (sınıf atlama) taleplerini fark etmiş görünmektedir. Bu nedenle İslamî kimliklerin “Euro-İslam&cihadist İslam” şeklinde ayrışmasını, 1492’de Avrupa dışına sürdüğü Müslümanların “Avrupa değerlerine bağlı kalarak” yeniden dönüşünü politize etmektedir. Bu iki kimlikten farklı bir Müslümanlık zihni üretme gereği ortaya çıkmıştır.

 

Bunu başaramazsak şunu göreceğiz: Avrupa İslam'ı yutuyor.

 
- Haenni Patrick, Piyasa İslamı-İslam Suretinde Neoliberalizm, terc: Levent Ünsaldı, Heretik yayınları, 2014
-  Yankaya Dilek, Yeni İslâmî Burjuvazi-Türk Modeli, İletişim yayınları, 2014

17.01.2015 Bu yazi 3333 defa okundu
Korona virüsü hakkında ne düşünüyosunuz?

 
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın getirdiği hastalıklara, Modern Tıp olarak bilinen Rockefeller Tıbbı’nın neler getirdiğine, tohum konusunun önemine, Dünya nüfusunu azaltma planı uygulayan “Şeytani Akıl”ın ne tür tuzaklar kurduğunu ve Türkiye’de Gıda ve Tarım alanının ne durumda olduğunu ele aldık.
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri