Son Dakika
Salı, 24 Ocak 2017 | Anasayfam yap | Favorilerime ekle    
‘Seni tuzlayan senden beter olsun’ Kemal Özer
İnsan dünyaya geldiği anda tuzlarlardı eskiden. Şimdiki nesil çok şey bildiği(!) için tuzlamaz çocukları. Bu bilgiçliği yüzünden hikmeti, dolayısıyla sağlığını kaybetti.
Yine eskiden köylerde geveze olan çocuklar için ‘seni tuzlayan şöyle olsun’ diye beddua bile yapılırdı.
 
Bu yazıda ‘tuzun zararları’ndan falan bahsetmeyeceğim. Çünkü bu cümle tümüyle yanlış! Zararlı olan tuz değil, modern insanın kendisi.
 
Sağlık Bakanlığı geçtiğimiz yıl her zaman yaptığı gibi bir yanlış adım daha attı ve lokantalardaki tuzlukları kaldırttı. Onlara sorsanız iyi bir şey yaptılar. Oysa yaptıkları, bir şey yapıyormuş gibi gözükmekten ibaret.
 
Çok mu eleştiriyoruz? Çok mu acımasızız?
 
Bu konuda kararınızı vermeden önce, olup bitene bir bakalım sonra verirsiniz hükmünüzü.
 
Tuz, Allah-ü Teâlâ’nın en büyük nimetlerinden biri. Onsuz bir hayat mümkün değil.
 
Bilim ve endüstri, metalaştırmak için H2O’ya indirger suyu. Yine aynı endüstri ve bilim, tuzu da ‘NaCl’ yani ‘sodyum klorür’e indirger. Böyle yaparak bu maddeleri basite indirgeyip, sıradanlaştırır.
 
Oysa bir tuz kristali insan bedeni için gerekli olan 84 minerali ve eser elementi barındırır içinde. Oranları da tam vücudun ihtiyacı nisbetinde.
 
Köylüler bilir, Yüce Yaratıcı dağlara belirli aralıklarla kaya tuzları serpiştirmiştir. Dağda dolaşan veya merada otlayan hayvanlar bu taşları yalayarak tuz ihtiyaçlarını giderirler. Köylü çobanlar sağılmayan hayvanları her Cuma günü öğleye doğru bir su kenarına getirirdi. Bu sayede çoban Cuma namazını kılar, sahipleri hem hayvanlarını fiziki kontrolden geçirir, hem de tuz yedirirlerdi.
 
Tuzsuz bir yaşam imkânsız mı? Elbette öyle!
 
Şimdiki yediklerimiz tuz mu? Elbette hayır!
 
Peki, ne yiyoruz? Pek tabiî ki siyanür!
 
Şaka yapmıyorum, resmen ‘siyanür’ yediriyorlar.
 
Tuz kaynakları çeşitli nedenlerle kirlenerek tuzun yapısı bozulabilir veya kirlenebilir. Tuzlarımızın çoğunda bunlarda var olabilir. Tek tek kaynak analizi yapmak gerek. Fakat biz bundan değil, insan eliyle eklenen siyanürden söz ediyoruz.
 
İyi ama insan tuza neden siyanür ekler? Devleti hazretleri buna izin verir mi?
 
Önce devletten başlayalım.
 
Tarım Bakanlığı 31.12.2008 tarihli ve 27097 sayılı resmi gazetede 2008/69 numaralı ‘Renklendiriciler Ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği’ adlı bir mevzuat yayınlar. Bu tebliğin ekinde şu tabloya yer veriliyor:
 
E 535 Sodyum ferrosiyanür
E 536 Potasyum ferrosiyanür
E 538 Kalsiyum ferrosiyanür
Tuz ve tuz yerine geçen maddelere
20 mg/kg
Susuz potasyum ferrosiyanür cinsinden tek başına veya birlikte
 
Aynı bakanlık  resmi gazetenin 29.12.2011 tarih ve 28157sayılı nüshasında 1 Ocak 2013’den itibaren geçerli ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği’ yayınladı. Bu tablo yeni yönetmelikte de aynen yer aldı.
 
Üretici mevzuatın yani devletin izniyle ürettiği sofra tuzunun her 1 kg’na 20 mg kadar; E535’, E536 veya E538’den yani Sodyum, potasyum veya kalsiyumun siyanür’ünden ekleyebilir.
 
Sakın ekliyor olmasınlar?
 
Tamda korktuğunuz gibi. Hangi tuz markasına el atsanız, E536’nın eklendiğini görüyorsunuz. İnanmayan bir markete girip tuzların etiketini okusun. Bizim eve bu tür kanserojen tuzların girmesi yasak olduğu için, dün bazı marketlere gidip birçok markadan 1 kg’lık numune satın aldım. Hepsinin etiketinde E536 mevcut. Ancak ilginçtir, isimleri mevzuatta ifade edildiği gibi yazılmamış.
 
Mesela bir marka ‘Silisyum dioksit E536 yazmış’, diğeri ‘topaklanmayı önleyici madde E536’ yazmış. Diğer bir marka ise topaklanmayı önleyici madde E536 yazmış, ama önüne ‘20 mg/kg’ ibaresi eklemiş.
 
Bu madde nedir?
 
Potasyum/Sodyum/Kalsiyum ferrosiyanürler, ileri derecede toksik/zehirli bir maddedirler. Bu zehir; asitler ve oksitleyici maddelerle reaksiyona girerek parçalanır ve yine üst düzey toksik bir madde olan Hidrojen Siyanüre (HCN) dönüşürler.  Bu sayede kanın oksijen taşıma miktarını azaltırlar.
 
E535 Sodyum Ferrosiyanür, E524 Sodyum Hidroksit’ten,
E536 potasyum Ferrosiyanür, E525 Potasyum Hidroksit’ten,
E538 Kalsiyum Ferrosiyanür, E526 Kalsiyum Hidroksit’ten elde edilir.
 
Çok farklı amaçlarla farklı ürünlerde kullanılan bu toksik/zehirli maddelerin ağız, boğaz ve midede yanmalarına, gırtlak zedelenmesine, iç kanamalara, baş dönmesine, alerjik reaksiyonlara hatta beyin kanamalarına bile yol açtığı biliniyor. Özellikle bebekler ve çocuklar için tehlike çok daha büyük.
 
FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) bu maddelerin gıda katkı maddesi olarak kullanımını yasaklanmıştır.
 
Ülkemizde bu ürünler serbest, serbest olmasına da, tuzda bu ne amaçla kullanılır? Sadece tozda topaklamayı engellemek için. Yani tuz kolay aksın diye. Eskiden evlerde veya lokantalarda tuzların içine pirinç veya nohut gibi tahıllar/bakliyatlar konularak akışkanlık sağlanırdı. Şimdi ise zehir konuyor.
 
Bir zamanlar bir tuz markasının reklamı vardı: ‘… tuz akar akar’ diye. Şimdi ise tuzlar rahat akar ama bizde ölüyoruz. Bakanlıklarımız ise tuzumuzu zehirlemekle meşgul.
 
Ne diyelim, Allah hepimize akıl fikir ihsan etsin. Ama idarecilerimiz, üreticilerimiz ve akademisyenlerimize daha fazla… (Âmin)
 
Bu ve diğer katkı maddelerinin elde edildiği kaynakları, kullanım alanları ve yol açtığı riskleri merak ediyorsanız, lütfen bu kitabı cebinizden, çantanızdan eksik etmeyin.   
 
Peki, hangi tuzu tercih etmeli? Mesela Himalaya tuzunu tüketsek olur mu?
 
Himalaya tuzu gibi tuzların kaliteli/kalitesiz olması ayrı bir tartışma konusu. Lakin ‘Himalaya tuzu’ diye herkesin aldatıldığını, soyulduğunu unutmamak gerek. Doğru tuz, kendi ülkemizde bol miktarda var. İşlenmemiş, katkı maddesi eklenmemiş ‘kaya tuzu’ tüketilmeli. Ancak üreticiden mutlaka kirlilik vb analiz raporu isteyiniz. Çünkü bu tuzlarda da ciddi oranlarda toksik madde olabilir.
 
 
Ziyaretçi Yorumları (Toplam 1 yorum)
  • Ahmet Safa Macit
    Desteğinizden dolayı teşekkürler...
    Sofra tuzlarında toksik E535-E536-E538 maddelerinin kullanımı hakkındaki feryat ve mücadelemizi insanlarımıza duyurmak maksadıyla verdiğiniz destekten dolayı teşekkür ederiz Kemal bey...
    10.01.2013 22:19:11
09.01.2013 Bu yazi 9241 defa okundu
Sonraki:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6  -  7  -  8  -  9  -  10
Sağlık Bakanlığının televizyon ekranlarında konuşacak kimselerle ilgili 'Ekran Sertifikası' girişimini nasıl buluyorsunuz?




 
  • Etyen Mahçupyan: Modern tıp çok kibirli
    Gazeteci Etyen Mahçupyan tıp dünyasını pek çok hekimden daha iyi tanıyan isimlerden biri. Alternatif yaklaşımları yakından takip eden ve modern tıp yöntemlerini “beyaz mafya”, “Ortodoks tıp”, “modern dünyanın şamanları” gibi iddialı kavramlarla eleştiren Mahçupyan ile dosya konumuz kapsamında SD’nin yeni sayısı için konuştuk.
  • GDO zararsız diyen yalan söylüyor!
    Yeni yönetmelik ile artık yüzde 0,9'a kadar GDO içeren besinler serbest bırakılıyor. Bu besinlere kanunlarca yasaklanmasına rağmen, bebek mamaları da dahil...
  • Gıda politikaları milli güvenlik meselesidir
    “Tohum, su, toprak, aşı, ilaç dünyanın en etkin, en ölümcül, en siyasi ve en tehlikeli sessiz silahlarıdır” bu sözler, gıda ve tarım teması üzerinde Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerden biri Gıda Hareketi Lideri Kemal Özer’e ait.
  • Şehirler arası su savaşı çıkacak!
    Prof. Mikdat Kadıoğlu, gelecekte yaşanaca meteorolojik felaketleri anlattı
  • Endüstriyel sütteki gizli tehlike!
    Onkolog Dr. Yavuz Dizdar'dan süt ve süt ürünlerin, kanser ve GDO hakkında çarpıcı tespitler...
  • Türkiye'de GDO yasak değil!
    Geçtiğimiz günlerde Gümrük Bakanı'nı yaptığı bir açıklama gözlerin yeniden GDO'ya çevrilmesine sebep oldu. Bakan Yazıcı, yaklaşık 2 yılda 43 bin ton GDO'lu ürüne el konduğunu açıkladı. Peki ama bu ürünler şimdi nerde?
Diğer mülakatlar:
1  -  2  -  3  -  4  -  5  -  6
Copyright © 2009 Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi
Sitemizdeki bilgilerin her hakkı yazarı ve kaynağına aittir. Kaynak gösterilerek kullanılabilir
Yazılım ve Görsel Tasarım: İnforce Bilişim Teknolojileri